Mükemmel Karma | 7.Bölüm

Ela

Soğuk… Çenemdeki gerginliği, birbirine çarpan dişlerimin yarattığı sızıyı hissediyorum. Boğazımın ortasına çöken bir ağırlık var.

Aslında soğuk değil. Korkudan buz kesmiş bedenim adeta. Küçük ellerim titriyor. Dizlerimin bağı çözülmüş. Uzun koridorda korkakça yürüyorum. Ayaklarımın altındaki soğuk beton sanki çivilerin üzerinde yürüyormuşum gibi hissettiriyor. Canım acıyor.

“Anne?” diye sesleniyorum boşluğa doğru. Koridorun sonu karanlık. “Orada mısın?”

Ses gelmiyor. Korkum artıyor. Annem nerede?

“Anne?”

Yavaşça yürümeye devam ediyorum. Karanlık gittikçe artıyor. Karanlıktan çok korkuyorum!

“Anne?”

Birden dizlerimin üzerinde buluyorum kendimi. Dizlerim acıyor. Karanlık dağılıyor. Ve hemen önümde, yerde yatmakta olan annemle karşılaşıyorum. Elbiselerine bulaşan kanı fark ettiğimde boğazım yırtılırcasına çığlık atıyorum.

Gözlerimi açtığım gibi hızla doğrulup oturdum. Göğsüm bir körük gibi inip kalkıyordu. Gördüğüm kâbusun etkisiyle benliğimi işgal eden korkumsa devasa bir boyuta ulaşmıştı. Yüzümdeki ıslaklık ise ağladığımın işaretiydi.

Gözyaşlarımı elimin tersiyle silip komodinin üzerindeki telefonuma uzandım ve hızla annemi aradım. Ancak sonuçsuz bir bekleyişti. Saate baktığımda neredeyse gece yarısı olduğunu fark ettim, uyumuş olmalıydı annem. Yine de defalarca aradım. Her cevap alamadığım aramayla birlikte endişem katlanarak arttı.

Hızla yataktan kalkıp telefonumu da yanıma alarak odadan çıktım. Portmantoda asılı halde duran kapüşonlu hırkamı ve araba anahtarlarımı aldığım gibi evin kapısını açtım ve karşımda dikilmekte olan Can’ı görmemle olduğum yerde kalmam bir oldu. Eli havada kalmıştı, sanırım kapıyı çalmak üzereydi.

Bazı anlar olur hani, kendinizi kimsesiz hissedersiniz. Sıcacık bir dokunuşa, şefkatli kollara sığınmaya ihtiyaç duyarsınız. Ama öyle sokaktan geçen herhangi biriyle paylaşabileceğiniz bir şey değildir bu. Az ya da çok tanımak da değil mesele. Asıl mesele, ihtiyaç duyduğunuzu bile fark etmediğiniz kişinin, size ihtiyaç duyduğunuz şeyi vermesidir. Ve benim şu an düşünebildiğim tek şey Can’a sımsıkı sarılmaktı. Neden diye düşünmeden sadece istiyor ve ancak fark ediyordum ki buna ihtiyaç duyuyordum.

“Gecenin bu vaktinde rahatsız ettiğim için…” demişti ki, birden öne atılarak kollarımı boynuna sardım.

Gözyaşlarım yeniden akmaya başlamıştı. Kabusumun üzerimdeki etkisi henüz geçmemişti ve öyle bir boşluktaydım ki ağlamaktan başka hiçbir şey yapamıyordum.

Kollarını belime sardığı sırada, “Hey, neler oluyor?” diye sordu. “Ela?”

“Kötü bir rüya gördüm!” dedim hıçkırıklarımın arasından. “Annem… Anneme ulaşamıyorum.” Ondan uzaklaştım istemeden de olsa. “Onu görmeye gitmem gerek.”

Yüzümü ellerinin arasına alıp gözyaşlarımı sildi başparmaklarıyla. “Şimdi sakin ol ve bana rüyanı anlat.”

Derin nefes alma çabamı hıçkırıklarım böldü. “Rüyamda annem… O…”

“Tamam,” dedi endişeli bakışlarla. “Anladım.”

“Onu aradım ama ulaşamadım. Biliyorum, sana çocukça geliyor ama çok korkuyorum!”

“Hayır, çocukça falan değil.” Saçlarımı geriye iterek bir kez daha sildi gözyaşlarımı. “Hadi gidip annene bakalım.”

Gözlerim şaşkınlıkla irileşirken, “Ne?” dedim. “Sen de mi geleceksin?”

“Elbette geleceğim. Seni bu halde yalnız bırakamam.”

Saf bir merakla, “Neden?” diye sordum.

Bir ömür gibi gelen birkaç saniyelik sessizliğin ardından, “Bilmiyorum,” dedi. “Hadi gidelim Ela.”

Çağla Fulya

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.