Hasta(lık): Düşünceler Arasında (2.Bölüm)

Hayır, seyredemiyordu; sadece gözleri hastanenin bahçesinde dolanıyordu. Bahçeyi izlediğini sanıyordu fakat o hala düşünceler arasındaydı. Düşünceler onu yakalamıştı bir kere. Şüphe yüreğine oturmuştu. Bilmiyordu geçen vakitle o şüphenin onu nasıl ele geçirdiğini. Kovalamaya çabalasa da şüphe düşüncelerine zehrini çoktan salmıştı. O düşünceler arasında kavrulmaya çoktan başlamıştı.

Beni seviyor eminim. Benim onu sevdiğimden daha çok seviyor hem de. O ameliyattan başarıyla çıkacak, yürüyebilecek! Sonra da gezeceğiz, dolaşacağız beraber. Birçok maceraya atılacağız eminim ben buna!

O içine düşen kafasını parçalayan kuruntu ile mücadele veriyordu henüz. Kolay kolay teslim olmaya niyeti yoktu. Savaşıyordu tüm gücüyle.

Artık o sandalyeye bağlı olmayacak. Özgür olacağız. Özgür olacağız değil mi? O da benim onu sevdiğim gibi seviyor beni. Biliyorum, şimdi çıkacak az kaldı. Aman Tanrım! Yine mi beş dakika geçmiş sadece! Ah,  ah zaman geçmek bilmiyor! Oysa o şu an benim yanımda olmuş olsaydı ne de çabuk geçerdi zaman. Neden? Neden, neden geçmiyor kahrolası zaman! Ah, ah kurtulmak istiyorum bu sonuçsuzluktan çabucak. Gelsin, gelsin ve kurtulayım bu şüpheden. O beni seviyor beni eminim seviyor.

Yenilgi safhası başlamıştı, içten içe hissediyordu yenileceğinin. Savaşı kaybetmeden bitirmek istiyordu. Sonlandırabilmek istiyordu bu utanç verici düşüncelere. Düş kırıcı bir durum gibi geliyordu ona; kocası içerde ameliyat masasında iken bu düşüncelerle meşgul olmak. Bir kuruntuya kendini kaptırmayı alçakça buluyordu. İkisi arasındaki güveni sarsmaya çalışan bir tehdit.

Neden sevmesin ki? Benimle ne kadar mutluydu. Ne kadar güzeldi, ne kadar iyiydi.  Öyle miydi? Evet öyleydi! Evet, evet, öyleydi. Öyle…

O artık düşüncelere esir oldu. Her şeyi sorgulamaya yeniden gözden geçirmeye başladı. Kaybetmişti savaşı. İradesi, gücü bu kadar dayanabilmişti. Buna karşın son bir direnç gösteriyor kendini ikna etmeye çalışıyordu. O fikri yok etmek o kuruntuyu söküp atmak istiyordu. Ama bir kere şüphe tohumu kabine düşmüştü. Artık o ameliyathane kapısı açılmadan, gerçekle yüzleşmeden o şüpheyi def edemeyecekti, ortadan kaldıramayacaktı. Bunu kendisi de çok iyi biliyordu. Sadece bunu ötelemeye bir iki saat daha katlanmaya çalışacaktı. Gerçeği gördükten sonra her şey ortaya çıkacaktı; biliyordu. Çok emindi. Emin miydi? Bundan kendisi de emin değildi. Şüphe her şeyini alt üst etmiş; ondan almıştı. Pencereye baktı, pencereden gelen soğuk hava soğuk rüzgârın sessiz esintileriyle dalgalandı kıvırcık saçları. Uzaklara daha da uzaklara bakmak istedi. Ah önünde, gökyüzüne çakılmış, bu Binalar olmasaydı… Gökyüzüne, göğün mavisine baktı. Gökkubbede maviden başka her şeyin olmasını istedi. Ah ne çok severdi mavi rengi! Neredeydi şimdi?

Aman Tanrım, çıkamayabilirdi de ameliyathaneden! O neler, neler düşünüyordu böyle; çıkabilecek mi diye düşünmesi gerekirken, ona dualar etmesi gerekirken. Utandı böyle düşünebildiği için. Silkinti şüpheyi üstünden atmaya yeltendi. Kendisinden çok utandı. Utancının ardına gizledi atamadığı şüpheyi Başını çevirdi. Bakmıyordu artık pencereden dışarı. Karşısına koridorun en uzak yerine bakıyordu.  Asansörlere bakıyordu. Asansörün açılmasını, ağabeyinin geri dönüp ondan özür dilemesini, az önce söylediği sözleri geri almasını umut ediyordu. Öyle umuyordu, öyle olmasını hayal ediyordu. Ama olmuyordu. Hiçbir şey olmuyordu. O sadece dalıp bakmakla kalıyor ve bu düşünceden kaçmaya çabalıyordu. Kaçabileceğini sanıyordu. Ama o zehirli fikir yine işgal etti beynini. Kaçamıyordu işte. “Evet, evet!” dedi. “Kurtulamıyorum! Çıkaramıyorum! Utanıyorum ama emin olamıyorum!” diye yineledi. Yenilgiyi kabullendi.

Emin değil miydi gerçekten de? Yoksa o düşünceyi başından sağmak için yalancı bir teslimiyet mi gösteriyordu! Hayır! Bu kadar kolay olmayacaktı. O damarlarının her bir noktasında hissediyordu bunu. Hatırlamaya çalışıyordu; karşılaştıkları ilk anı, beraber yaptıkları her şeyi. Mutlu oldukları her anı hatırlamaya çalışıyordu. Hatırladıkça umut ağacından bir yaprak daha soluyor, şüphesi daha da artıyordu, o farkına varmadan. Hatırladığı bütün mutlu anılarında hep bir hüzün hâkimdi. Kocasında, sevdiği adamın yüzünde, eksikliğini hissettiği kullanamadığı bacaklarının üzüntüsü… “Ah” derdi o anlarda “Ah,  keşke yürüyebilsem.” Ama o cümle hep onun canını yakmamış mıydı? Neden o en mutlu anlarında hep bu cümleyi kurduğuna anlam veremiyordu. Mutlu anlarında keşkelerle, mutluluklarına hep bir gölge düşürmemiş miydi o? Neden böyle davranıyordu hiç anlamamıştı. Şimdi… Şimdi anlıyor muydu? Hayır, hayır o sadece yürümek istiyordu. Herkes isterdi bunu. Kim olsa isterdi. “Evet! Ben de olsam bende isterdim!” diye tasdikledi kendini. Evet, herkes yürümek ister herkes gezmek, dolaşmak, mutlu olmak, daha mutlu olmak ister. Gerçekten de öyle mi? Kendine sordu bu soruyu. Eğer kendisi yürüyemeseydi Soner, kendisini kabul eder miydi? Kusurlarını kabul edebilir miydi? Görmezden gelebilir miydi? “İnsan kusurlarıyla var değil miydi?” Öyle miydi gerçekten, Soner böyle mi demişti? Düşünmüyordu. Düşünce, daha da derine batıyordu, bir geminin battıkça daha da hızlı batması gibi. Evet, daha da derine batıyordu, karanlığa. Yusuf’un düştüğü kuyu gibi karanlıktı, batıyordu; battıkça çıkıp kurtulmak istiyordu ama yapamıyordu. Bağırmak istiyordu, beynini kemiren şüpheyi yok edene kadar. Fakat olmuyordu, bağıramıyordu işte. Evet! Soner hep şikâyetçiydi. Her mutlu oldukları an, her mutsuz oldukları an, onu her mutlu etmeye çalıştığı o an, Soner’in ağzından tek cümle çıkıyordu. “Ah yürüyebilsem!” Hayır, Soner onu sevmiyordu. Yürümeyi seviyordu o, yürümek istiyordu. Onu istemiyordu. O yürümek istiyordu. Evet, gerçek böyleydi. Acaba o yüzden mi onunla birlikte olmuştu: yürüyebilmek için? Yürüyebilmesini sağlayabilecek ameliyat parası için mi? Soner zengin bir adam değildi. Zengin olan kendisiydi. Babasının parası vardı. Çok, çok parası… Bu ameliyatı yapmak için para gerekiyordu, çok para. Ve bu parayı ödeyen kimdi? Demek öyleydi! Soner onu sevmiyordu. Onunla parası için evlenmişti. Onunla evlenmesinin tek sebebi yürüyebilmekti. Yürümek istiyordu. Yürümek istediği için de ameliyat olmak istiyordu.  Ameliyat olmak içinde paraya ihtiyacı vardı. Para içinde… Para içinde parayı bulabileceği birine ihtiyacı vardı.

Eyüp Saka

Hasta(lık) hikâyemizin ilk bölümünü okumak için tıklayınız.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.