Hasret

Yüreklerdeki kapanmayan yara, dillerdeki bitmeyen dua, onca sözün boğaza kadar gelip orada düğümlenmesi… Gözden uzak olanın gönülden uzak olmayıp insanın etine, kemiğine, ruhuna sinmesi… En oynak şarkıda dahi yüreğimize dokunan en duygulu ezgi… Annesiz, babasız bir çocuğun buruk gülümsemesi, herkes çocuğunu bağrına basarken çocuk sahibi olamayan bir kadının çektiği eziyeti, söylediği yanık türküsü, yaşlı bir insanın gençliğine hayıflanması, Yakup Peygamber’in kapıda Yusuf’u bekleyişi, yavrusunu kaybeden bir annenin feryadı… Neden mi bahsediyorum? Anlamışsınızdır. Hasretten.

Sancılı bir bekleyişin adıdır hasret. Şanslıysak vuslata erip dindiririz hasretimizi, şanssızsak ümitle ümitsizlik arasında sancılı bekleyişe devam ederiz. Küçücük de olsa bir ümit varsa bu hasret tatlı bile olabilir. Özdemir Asaf’ın dediği gibi “Gelecekse beklenen, beklemek güzeldir.” Kavuşma ümidi olmayan hasret ise daha yakıcıdır. Öyle gözle görülen bir şey değildir. Derin, içli bir duygudur. İnsanı usul usul, içten içten yakıp yıkar.

Hasret, insanı bazen Mecnun gibi deli, bazen Mevlana gibi veli, çoğu zaman da Ahmed Arif gibi şair eder. O güzelim şiirlerin ortaya çıkmasının, yanık, içli türkülerin söylenmesinin sebebidir hasret. Bu yüzdendir Nazım Hikmet’in herkese selam, sevdiğine hasret göndermesi.

Bence çocuklara özlem, hasret gibi duygu yükü ağır isimler verilmemeli. Kendimden biliyorum, sonra bu çocuklar hasretin ağır yükünü çocukluklarından itibaren çekmek zorunda kalıyorlar.

Hasret, bir ırmağın denize ulaşma çabasına benzer. Irmağın yolunu aça aça, engelleri aşa aşa denize kavuşması gibi, insan da hasreti çeke çeke hayalini kurduğu kişiye ya da nesneye kavuşur. Onunla bir bütün olur. Kimilerine göre bu kavuşma bir sondur. Yani ırmak denize kavuşunca ortada ırmak kalmaz, tıpkı pervanenin muma kavuşunca ölmesi, yok olması gibi. Bana göre bu ölüm veyahut kavuşma bir son değildir. Yeni bir başlangıçtır. Yeni bir hayatın başlangıcıdır. Son bulan sadece hasrettir. Nitekim özlediğimize kavuştuğumuzda hasret duygumuz yerini mutluluğa bırakır. Mevlana’da da ölüm, bir son değil aksine sevgiliye yani Allah’a kavuşmadır. Bunu şu sözleriyle vurguluyor: “Herkes ayrılıktan bahsetti, bense vuslattan.” 

Uçurtma Avcısı’nın yazarı Khaled Hosseini ise hasreti, “İlacı olmayan bir hastalıktır.” diye tanımlıyor. Ben bu tanımı, “İlacı sadece vuslat olan bir hastalıktır.” diye genişletmek istiyorum. Nitekim ilacı olduktan sonra iyileşmeyen hasta görülmez. 

Zannederim ki hasretin sebebi, insanın sevdiğiyle sınanmasındandır. Kim neyi çok istemiş ve sevmişse ona hasret kalmıştır bu dünyada. Kimileri sevgiliye, kimileri sağlığa, kimileri bir bakışa, bir düşe… Ama ben ümitliyim. Bugün değilse yarın, yarın değilse başka bir gün, belki yakında değil, uzak bir yerde ama bir yerde vuslat var. Ne mutlu onu görene.   

Özlem Polat

Özlem Polat’ın “Sevgi Üzerine” adlı denemesini okumak için tıklayınız.

2 thoughts

  1. Yine okuduğumda gözlerim dolduysa, ellerim buz kestiyse ve tüm kelimeler sıra olup yüreğime aktıysa MÜKEMMELLİKTİR… bunun adı. Tebrikler….

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.