Can Kırığı

Gözümden akan bir damla yaş yanağımdan süzülerek çeneme ulaştı. Titriyordu, birbirine bastırdığım dudaklarım. Boğazıma çöreklenen görünmez eller nefes almamı güçleştiriyordu. Ağlamamaya çalışmak ama bütün güçsüzlüğümle buna engel olamamak berbat bir histi. Güçlü olmak zorundaydım. Benden beklenen, bana dikte edilen daima buydu. Güçlü olmalıydım. Güçlü olmak zorundaydım.

Başımı kaldırıp arabanın camından akıp giden yola çevirdim bakışlarımı. Gözümün önünden bir hayal gibi geçen yeşil karmaşa geride ağaçları bıraktığımın işaretiydi. Geride bıraktığım sayısız şeyin yanında ağaçlar elbette bir hiçti. Geride bıraktıklarım ise koca bir kaostan ibaretti.

Elimin tersiyle sildim elmacık kemiğime ulaşan yeni bir damla gözyaşımı. İç çektim ses çıkarmamaya özen göstererek. Göğsümde yakıp kavuran bir his vardı. En son ne zaman bu kadar üzüldüğümü düşündüm. Sonra çok da düşünmemem gerektiğini, zaten sıkça hayal kırıklığına uğradığımı hatırladım. Sabahları uyanıp yataktan kalktığımda, ayaklarım yatağımın hemen dibindeki eski halıyla birleştiğinde ve dirseklerimi dizlerime yaslayıp başımı ellerimin arasına aldığımda kendimi tembihlerim, hayal kırıklığıyla çevrili anıları unutmak, unutamasam bile yok saymak için. Zihnimin bana oyunu, huzur aşılar benliğime geçici bir süreliğine ancak geçmişin hayaletleri özgür ve ortaya çıkmak için iznime ihtiyaçları yok.

Mutlak kader deyip geçmek, kabullenmek istiyorum ama umutla dolup taşan yanım buna engel oluyor ve daima, durmadan, sürekli mutlu olmam için planlar yapıyor. Sonra ne mi oluyor? Çokça güvendiğim o dağa karlar yağmıyor, hayır. O dağ tuzla buz oluyor. Binlerce parçaya bölünüp zamana karışıyor. Mutlu olmak adına yapılan tüm planlara gölge düşüyor.

Bu sefer sana öğütler vermeyeceğim. Sadece içimin birkaç damlasını dökmeye geldim. Pencereden bakıp akıp giden yolu izlerken içimdeki fırtınaya tezat oluşturacak şekilde sakin kalmanın beni, benliğimi ne kadar acıttığını anlatmaya geldim. Dolup taşan öfkemle, etrafımdaki her şeyi parçalamak isterken içimin paramparça oluşuna tanıklık ettim. İçimin camları kırık ve çıkan yangın sonrası dumana maruz kalmış gibi grileşen tüller uğursuz bir rüzgarla havalanıyor şimdi. Şafak dolduruyor içeriyi. Bu yaz gününde sabahın bir hediyesi olan serinlikle örtülü eşyalar. Anılara ev sahipliği yapan camı kırık çerçeveler ise yerlerde.

Dediğim gibi, bu sefer sana öğütler vermeyeceğim ya da aforizma niteliğinde cümleler bırakmayacağım. Sadece içimin birkaç damlasını dökmek istedim. Yerle bir olan evin kapısını kilitlediğimi bil istedim. Anahtarını boşluğa savururken bir an bile suçluluk hissetmedim. Yanıma sadece tek bir çerçeve aldım, kırılmayıp sağlam kalan. İçinde çocukluğuma ait bir fotoğraf. Hayal kırıklığına uğramadığım, beni kıranların hatırlamak istediğim hallerinde oldukları zamana ait bir fotoğraf. İnsan kendini avutabilir bir şekilde, eğer gerçekten avunmak isterse. Şimdi elimde tuttuğum bu çerçeve benim kendimi avutmak için son şansım. Onu koruyup kollayacak ve geleceğimin açığını geçmişteki güzel anlarla kapatacağım. Sana da şey diyeceğim… Ne diyeceğim? Bir önemi yok. Sadece birkaç damla dökülmeye gelmiştim.

Çağla Fulya

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.