Kaderinle Barış

Kaderine koşar insan. Düşer belki, dizleri kanar ama kalkar ve devam eder yoluna. Kaderinden kaçmak mümkün mü sence? Bence değil çünkü yönünü ne tarafa çevirirsen çevir, sonuç değişmez. Bu, yerküre üzerinde sürekli aynı yöne gidince başladığın noktaya geri geleceğin gerçeği gibi tıpkı. Kaderinden kaçarsan tek yaptığın ona başka bir yönden yeniden yaklaşmak olur.

Yağmurdan kaçarken doluya tutuldun mu hiç? Peki doludan kaçarken fırtınaya tutulanı duydun mu? Bazen üzerine iri buz taneleri yağmasından daha kötü anlar yaşayabilirsin. Bu anların içine sıkışıp kalabilir, nefes dahi alamayabilirsin. Böyle anlarda yağmurdan sonraki dolu kısmını özlemle anabilirsin. Bence şükretmek her insanın boynuna borç ancak birçok insanın da ömrüne yük. Sanki şükredince, yani bir nevi eldeki şartları kabullenip bununla yetinince büyük bir savaşı kaybetmiş gibi davranan insanlar var ama bu bir savaş değil. Bu seninle ya da benimle veya onunla ilgili değil. Bu tamamen alnına yazılanla ilgili. Bu, sana uygun görüleni kabullenmen ve elindekiyle yetinmenle ilgili.

İnsan kendi kaderini çizer mi bilmem ama insan kendi geleceğini şekillendirebilir. Sen henüz çocukken eline yemek malzemeleri tutuştursalar tek yaptığın onlara saf bir merakla bakmak olur ama en nihayetinde önüne bir tabak yemek koyamazsın. Muhtemelen bu işin sonu ufalanmış oyun hamurlarıyla dolu plastik bir tabak olur. Oysa yemek yapmayı bilen yetişkin bir birey haline geldiğinde elindeki malzemelerle karnını doyurabilirsin. Yani demek istediğim şu, öğrenmelisin. Elindekilerle ne yapacağını bilecek kadar tecrübe edinmeli, büyümelisin.

Şimdi dön ve geride bıraktıklarına bak. Kaç kez yağmurda ıslandığını, kaç kez fırtınadan kurtulduğunu ya da sana acı çektiren iri buz taneleriyle kaç kez yüzleştiğini düşün. Aslında bir sayıya gerek yok, sayı tutmuyoruz. Çok kez olduğuna eminim. Ya da bir elinin parmağını geçmeyecek kadar az, ne fark eder? Her insan ömründe bir kez bile olsa yağmurdan kaçarken doluya tutulmuştur. Belki de burada kilit nokta yağmurdan kaçmamaktır. Usulca yağmurun seni sarıp sarmalamasına izin versen belki de daha kötüsüyle karşılaşmayacaksın. Kabullensen, elindekiyle yetinsen…

Kaderine koşar her insan hiç farkında olmadan. Yönünü nereye çevirirsen çevir varacağın yer değişmez kendi döngünde. Yağmurdan sonra illa güneş açacak ve renkler süsleyecek senin gökyüzünü. Yapman gereken sabretmek. Yapman gereken sana uygun görüleni kabullenmek. Ancak o zaman doluyu kapı dışarı edebilir ve huzuru evine davet edebilirsin. İçeri güneş ışığı sızan pencerelerinden yağmur damlaları süzülürken hayatın sana sunduklarıyla şahane bir yemek yapabilir, gece olduğundaysa huzurla uykuya dalabilirsin. Ertesi sabah yeni günü karşılarken kaderinle barıştığın için çiçekler senin için açabilir ya da sen adeta çiçek açabilirsin.

Peki tependen aşağı iri buz taneleri yağarken ne mi yapacaksın? Sabredeceksin. Allah dağına göre kar verir diye boşuna denmiyor, kabulleneceksin. Kabullenerek savaşı kaybetmezsin, hayır. Bu bir savaş değil. Bu seninle ya da benimle veya onunla ilgili değil. Bu tamamen alnına yazılana her daim şükretmekle ilgili. Bu, sana verilen malzemelerle ne yapacağını bilmekle ilgili.

Çağla Fulya

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.