Bana Büyü Yap

Kişiler:

Mehmet: Uzun süredir yazamayan, roman ve öykü yazarı

Ferit: Mehmet’in en yakın arkadaşı, şair

Cadı

Mithat: Durmaksızın yazan, roman ve öykü yazarı

(Perde açılır. Seyirciler alkışlar. Neden alkışlarlar? Kimse bilmez ama alkışlanır.)

 (Sahne: Büyücünün büyü odası. Yer masası ve yer masasının bir uçunda yer yastığının üstünde sırtını duvara dayamış şekilde uyuklayan cadı.)

 ( Ferit ve Mehmet girer.)

Ferit:

Kardeşim, ne çekiştirip duruyorsun? Gitmek istemiyorum!

Mehmet:

Yalnız gitmeye korkuyorum, dedim sana. Bak geldik işte!

Ferit:

İnanma, böyle şeylere sahtekâr bunların hepsi!

Mehmet:

Yaptırsak ne olur? Fala inanma, falsız da kalma.

Ferit:

Fal baktırmaya gelmedik buraya!

Mehmet:

Ha fal ha büyü ne fark eder? Büyücü uyuyor, uyandırsak mı?

Ferit:

Ben ne anlatıyorum, sen ne diyorsun! Anla şunu artık, büyü diye bir şey yok!

Cadı:

Var!

Mehmet:

(Ferit’in kulağına doğru, sessizce)

Bak uyurken bile bizi duyuyor, korkuyorum yanımda dursan ne olacak?

Ferit:

Hem korkuyorsun hem de büyü yapalım diyorsun!

Mehmet:

Ferit, lütfen beni yalnız bırakma dostum, lütfen!

Ferit:

Hemen duygusal duygusal konuşma! Tamam, tamam geldik zaten! Yapalım da, sen de rahat et ben de!

Cadı:

Çömelin, oturun şuraya. Niçin gelmiştiniz!?

Mehmet:

Ben bir yazara, yazamaması için büyü yaptıracaktım.

Cadı:

Hatırladım seni. Geçen gelmiş, anlatmıştın derdini. İlham kaçırma büyüsü yapacaktık.

Mehmet:

Evet, evet!

Cadı:

Yazarın yazılarını yazdığı kalemi getirdin mi?

Mehmet.

Evet, buyurun.

Ferit:

Bir de hırsızlık mı yaptın? Şimdi anlaşıldı, ısrarla Mithat’ın evine çay içmeye gitmek istemen! Mithat kalemini bulamayınca ne yapacaksın?

Mehmet:

Ooooo! O işi çoktan hallettim! Çayına uyku ilacını attım. Ahmak herif, kaçıncı rüyasını görüyordur şimdi.

Ferit:

Mehmet, sen iyice üçkâğıtçı olmuşsun! Seni sevmesem, bir dakika bile durmazdım yanında.

Mehmet:

Bu iş olsun, başka hiçbir numara çevirmeyeceğim sana söz!

Ferit:

İş olsun! Nasıl olacak iş? Büyücü dediğin kadına bak, bir! Çirkin bir makyaj yapmış, hemen büyücü oluvermiş. Hani cadılar yaşlı olurdu?

Cadı:

156 yaşındayım ben, seni sersem!

Ferit:

Kesin öyledir! Sen dedin ya hemen inandım ben de! Pekâlâ, hani nerede uzun burnun?

Cadı:

Ne!

(Cadı burnunu yoklar. Sonra etrafına bakınır. Yerdeki takma burunu alır, burnuna takar)

Sen, kalemi şu boş tasın içine koy!

Ferit:

(Mehmet’in kulağına fısıldar)

 Ben sana dedim bak! Burnu bile sahte!

Mehmet:

Burnundan bana ne! İşi yapsın yeter! Geldik yapalım bitsin!

Cadı:

Şimdi, size büyü nasıl yapılır göstereyim! Bir tutam zevzek otu, iki tutam halsizlik otu, dört kaşık düşsüzlük iksiri, 1 kaşık da tutulma suyu… Aaa! Tutulma suyum kalmamış! Ne yapsak acaba?

Ferit:

Şundan koyun şundan! Hah-ha ha!

Cadı:

Çek elini, bunlar oyuncak değil!

( Etrafına bakınır. İlerİde ateşte kaynayan küçük kazanı görür, kaşığını kazana daldırıp çıkarır)

Mehmet:

Tılsımlı mı o su!

Cadı:

Yok, yemeklik su! Akşam yemeği için kaynıyordu.

Mehmet:

İşe yarayacak değil mi ama!

Cadı:

Tabii tabii, yarayacak merak etme.

Mehmet:

( Sessizce, Ferit’e doğru)

Ben bu kadından işkillendim. Yemek suyunu koydu, büyü tutar diyor!

Ferit:

(Sessizce, Mehmet’e doğru)

Sözüme geldin sonunda!

(Cadı suyu taşa döker.)

– Tııss!

(Tastan yeşil dumanlar yükselir.)

Cadı:

Ha ha ha! Gördünüz mü büyüyü?

(Tasa doğru)

Yazmadan durmuyormuşsun,

Acelen mi var?

Sahibine ilhamlar veriyormuşsun,

Tükenmek biliyormuşsun,

Bir sırrın mı var?

Bize fısıldayıver.

Dur dur acele etme.

Sahibine ilhamlar verme.

Sırrın var ise söyle.

Yazma sakın bir daha.

Ne sabah ne akşam.

Bir uyku süzülür hep.

Yazmaya başladığında.

Püüühhh!

(Tasa üfler)

Ferit:

(Mehmet’e doğru, sessizce)

Şuna bak! Kaleme okumakla üflemekle ilham gider mi?

Mehmet:

(Ferit’e doğru, sessizce)

 Aman sus, duyar muyar! Ben hafiften tırsmaya başladım!

Ferit:

(Mehmet’e doğru, sessizce)

Sen de amma korkakmışsın arkadaş! Ben eğlenmeye başladım.

Cadı:

Ne konuşup duruyorsunuz orada fısır fısır?

Mehmet:

Yok, yok bir şey konuşmuyorduk!

Cadı:

Sen, yazamayan! Üfle kaleme doğru,  üç kere “yazama” diye!

Mehmet:

Yazama. Püf! Yazama. Püf! Yazama. Püf!

Cadı:

Şimdi iki tutam oturmak bilmez otu atalım. Bir de akıl edememe tohumu attık mı, tamam. Hay aksi!

(İçinden: Tüh, yanlış yaptık)

Mehmet:

Ne oldu? Yanlış mı oldu yoksa?

Cadı:

Yok, hayır! Bir şey unuttum sandım bir an! Unutmamışım, şimdi hatırladım! Uykusuzum da azıcık, şaşırıverdim.

Ferit:

Bırak bu ayakları, fazla para koparmaya gidiyor bunun sonu! Ben yemem bu ayakları! Kaça anlaştıysanız o, fazlası yok!

Mehmet:

Ferit, ayıp oluyor. Böyle söylenir mi? Niye fazla para istesin ki?

Cadı:

Fazla para mara istemiyorum! Bu büyü de oldu zaten!

(Kalemi tasın içinden çıkartıp beze sarar)

Hadi alın, alın! Buna hiç dokunmadan aldığınız yere koyun! Hadi şimdi kışkış, kışkış!

Mehmet:

Ama parayı vermedim daha!

Cadı:

İstemez! İstemez! Bu benden olsun! Belki yanındaki arkadaşın biraz utanır! Hadi çok durmayın gidin! Hadi hadi!

Mehmet:

Olmaz ama emeğinizin karşılığı bu!

Cadı:

İstemez dedik ya! Ne anlamaz adamsın!

Ferit:

Bırak, istemiyorsa istemesin, kendi bilir. Gel gidelim biz.

(Ferit ve Mehmet çıkarlar)

Cadı:

Eyvah ki ne eyvah! Yanlış yaptık büyüyü! Bakayım ne koymuşum akıl edememe tohumu yerine? Ne! Canlandırma özü mü? Bu hiç iyi olmadı! Hemen sıvışmam gerek buradan! Ortalık çok karışacak!

(Cadı çıkar)

Eyüp Saka

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.