Basan Nasıl Basar | İlkyaz 2022

Bu çok uzun bir yol. Hiçbir zaman bitmesini istemeyeceğim ve her durakta yeni bir güzellikle yüzleşmeyi isteyeceğim bir yol. Fakat ne yalan söyleyeyim, hiç kolay olmayan ve zor olması da yolcular dışında kimse tarafından önemsenmeyen bir yol. Evet, doğruya doğru. Günümüzün en sıkı okurları da yazarları da edebiyat dergilerini sever, sayar, olmasını ister ama olsun diye bir çaba sarf etmez çünkü sarf etmek zorunda değildir. Her dergi de bunu bilir. Bir dergi batacaksa batar, buna kimse engel olamaz, derginin kendisi bile. Zaten dergicilik bu yüzden güzeldir. Özelliği kıt kanaat geçinmesindedir. Fonlarla, desteklerle, yalvar yakarlarla değil, ne yaptığını bilen ekibi ve iyi olduğu için onu okuyan okurlarıyla ayakta kalır.

Darağacı Sanat’ı kurduğumuzda öğrenciydik. Dergiye ve dergiciliğe dair hiçbir şey bilmiyorduk, bilmiyordum. Dünyayı kurtarmak istiyordum. Bunu yapacakken sürekli engellerle boğuşuyormuşum gibi hissediyordum ama İlkyaz 2022’ye kadar uğraştığımız şeyler çok cılızmış. Kabınız ne kadarsa en fazla onun iki katı büyüklüğünü hedefleyebiliyorsunuz. Mart 2020’de Türkiye’de ilk koronavirüs vakasının açıklanacağı akşamın sabahında Darağacı Sanat’ı kurarken ertesi gün evlere kapanacağımızı bilmiyorduk. O günlere dair hep keşkelerim oldu, sonra dergi büyüdükçe bu keşkeler küçüldü ama bugün kendime sakladığım nedenleri tartınca keşkelerden eser kalmadı.

Ağustos 2020’de bir Pazar, haftasonu programı yapalım, kapağı da olsun dediğimde başlamıştı muhteşem bir serüven. Ancak o gün başlayan sadece uzun süre devam edecek olan bir serüven değildi. O ana kadar siteyle alakalı tüm tasarımları ben yaparken iyi başladığım bir kapağın sonunu getirememiş, çırak çıkmıştım. Dergiden çok daha önce hayatımda olmasına rağmen dergiye dahil olmak için deyim yerindeyse sabırla bekleyen Çağla Fulya o an duruma müdahil oldu ve harika bir kapakla ilk haftasonu programımızın başlamasına öncülük etti. O gün Darağacı Sanat’ı gözle görülür yaptığı gibi iki yıl sonrasında da elle tutulur olması için herkesten çok mücadele edecekti, etti.

Eli kalem tutan insanlarız. Başına her gelen olaya edebiyatla, sanatla yaklaşanlarız. Fakat Darağacı Sanat’ın hikâyesini yaşamaya öyle bir verdik ki kendimizi, anlatmaya vakit bulamamıştık.

Kabımız küçüktü, dolayısıyla onun iki katı da çok büyük sayılmazdı. Küçük adımlar atıyor, küçük hayalleri bile üfleyerek kuruyorduk. Baskı bizim için hayal edilmesi imkansız bir rüyaydı. Ama hayatta en çok istediğim şeydi. O günlerde sitede yayınladığım “İnsan Sahafı” adlı şiirim bir sayfa tasarımıyla çıktısı alınıp elime tutuşturulduğunda heyecandan kafayı yemiştim. Her günümüz bunu konuşarak geçiyordu. 2021 yılında bu hayali sesli olarak düşünmeye başlamıştım. Fakat bu ekonomik olarak çok mümkün bir şey değildi. Mart ayı yaklaşıyordu. Darağacı Sanat, kuruluşunun birinci yaşını kutlayacaktı. Bu özel tarihte baskıya geçmek harika olabilirdi ama ekonomik nedenlerin de önünde gelen şeyler vardı. Hâlâ tecrübesizdik. O ara e-sayı çıkarma fikri gelişti. Yazarlara bile sürpriz olacaktı bu. Herkesten yazıları toparladık ve bir de Darağacı Sanat’ın birinci yılına özel yazılar yazmalarını rica ettik. Geriye sadece bunları bir dosya haline getirmesi kalmıştı. Kabul etmeliyim, Çağla Fulya bu işin içinde olmasaydı yapamazdık. Konu Darağacı Sanat olduğunda dünyanın en kararlı ve hırslı insanı olabileceğim gibi aynı zamanda en çabuk umutsuzluğa kapılan insanı da olabiliyorum. Böyle anlarda birinin ayakta kalması gerekiyor. İki kişi de düştüyse birinin hadi kalkalım demesi. Bahsettiğim şey derginin tasarım olarak hazırlanmasından çok öte bir şey. 1 yıl öncesinde internet bir yana, telefonun zor çektiği bir evde Darağacı Sanat’ın logosunu o tarihe göre eski sayılabilecek bir telefondan yapmıştı. Onun 1 yıl sonrasında da çekim gücü nispeten daha yüksek bir evde yine telefondan koca bir e-sayı hazırladı. E-sayıyı paylaşacağımız 14 Mart gününün gecesi ya da sabahı demeliyim sanırım, kavgaya varan ciddi tartışmaların yaşandığı ama öğleninde dergi hazır olunca her şeyin tatlıya bağlandığı harika bir gün olarak anılarımıza karıştı. Tabii sonra kapağa yanlışlıkla “Datağacı Sanat” yazdığımızı fark edip çıldırışımızı saymazsak…

Şu anda gerçekten çok iyi bir yazar kadromuz var ve gerçekten herkesin bir hikâyesi var. Zaten biz derginin çatısı altında insanlarla dost olmaya can atıyoruz ve bizle üst üste iki defa yazmış insanları hızlıca benimsiyoruz. Ancak Mart 2021’de çıkan 1.sayıdaki yazarlar emekleme döneminden şimdilerde geçtiğimiz uçuşa kadar bizimle olan yazarlar. Çağla Fulya, Hatice Işıktaş, Aslı Ünlü ve Eyüp Saka zaten dergiden önce tanıdığım kişilerdi. Onlarla birlikte, o günden sonra bir ikincisini yapmadığımız ve bugün bir çılgınlık olarak adlandırdığım Yaz Dostum’dan bu yana bizimle olan Orçun Gül, Şimal Yanpınar ve Özlem Polat Darağacı Sanat’ın her döneminde yazdılar. Bu isimlerin birinci yıla özel olarak yazmış olduğu yazıları dolu gözlerle okuduğum anı hatırlıyorum. “Mart 2022’de yeni bir şey gelmeli.” cümlesini o gün kurdum. Bu değerli yazar arkadaşlarımın halen bizimle olması muhteşem bir şey.

O yıl tam 12 e-sayı çıkardık. Bu süreçte ailemize yeni katılan yazarlar oldu. Temmuz sayısında Aslı Çetinkaya ve Ayşete Yavaş, Ağustos’ta Ece Bozkurt ve İrem Özdemir, Eylül’de Betül Dağ, Kasım’da Burçin Laçin Altay, Aralık’ta Hanım İlayda Çelik, Ocak’ta Pelin Şanlı Türgen ve Şubat’ta da Tolga Yaz. Büyüyorduk ve her gelen de fark yaratıyordu.

Gecelere sığmayan hazırlıklar yavaş yavaş normalimiz olmuştu. Hiç unutmam bir sayıyı bir günde hazırlayıp çıkarmıştık. Bu yolun başında duyduğumuz tecrübe eksikliği giderek ortadan kalkıyordu. O günlerde kendime itiraf edemediğim ve herhangi bir dayanağı olmamasına rağmen olacağını adım gibi bildiğim bir şey vardı, o da 2022’nin Mart ayında basılı dergi çıkaracağımız. Nedense 13. E-sayı çıkaracağımız fikri bende hiç yoktu.

Aralık sayısını çıkardığımız tarihte aklıma bir fikir geldi. Araştırmalarım neticesinde bu fikrin hayata geçmesinin son derece mümkün olduğunu gördüm. Dünyalar benimdi artık. Her şey yolunda giderse dergiyi basabilecektik. 12.sayımız olan Şubat sayısının Darağacı Sanat’ın son sayısı olacağını duyurduk. Keyifli bir yaygara koptu. Göz ucuyla bizi izleyenler haklı çıktıklarına inanır bir tavırla gülüp önlerine döndüler. Bu da keyifliydi.

Fakat bir şeyin olması için her şeyin yolunda gitmesi gerekiyorsa illa biri yoldan çıkar. Dergicilikte maddiyatın da önünde olan şeyler olduğunu o günlerde gördüm. İnsanları bunu yapabileceğimize ikna etmek zorunda kalmak… Bugün çok anlamsız geliyor ama hâlâ dergiciliğin gerçeği bu.

“Yapamazsın!”
“Sen delirdin mi?”
“Kim veriyor sana bu akılları?”
“Batarsın!”
“Gerçekçi değil!”
“Niye ki?”
“Hayırlısı.”

Evet, sondakini diyen de oldu.  Aldığım tepkiler bu şekildeydi. Herkes bana nasıl olmayacağını anlatmaya çalışıyordu. Hiç duymadım onları. Bende çok da rahatsız olmadığım kötü bir huy vardır. Benimle herkes konuşabilir, herkes fikir verebilir, en saçmasını da acımasızını da uzun uzun dinleyebilir, anlayabilirim ama günün sonunda ben ne istiyorsam yine onu yaparım. İddialı.

Bir başka kötü huyum ki bundan rahatsızım, kendi düşüncelerime bir müddet sonra yabancılaşabiliyorum. Dergiyi nasıl basacağımız konusunda herkesi ikna edip konunun fanatiği yaptıktan sonra ben vazgeçebiliyorum. Bugün burada açıklamaya gerek duymadığım bu yöntemden vazgeçerek Darağacı Sanat’ın daha zor ama tam anlamıyla onurlu başlamasını sağladım. Bu yüzden pişman değilim. Fakat bu gelgitler beni perişan etmişti. Çaldığım kapılar açılmıyordu. Üstelik bu defa kimseye sürpriz yapamazdık. Tüm yazarlar Mart ayında basılı yayına geçeceğimizi biliyordu. Normalinden daha iyi yazılar gelmesi için, “Herkese ne kadar muazzam yazarlar olduğunuzu gösterin,” demiştim ve sahiden çok iyi yazılar geldi.

Derginin nasıl olmayacağını bir kenara bırakıp hazırlanmaya başladık. Bu özel adımda değerli isimlerin de bize eşlik etmesinin iyi olabileceğini düşündüm. Bu noktada davetimizi geri çevirmeyip yanımızda olan Sevgili Haydar Ergülen ve Ali Asker Barut’a daima minnettar kalacağım.

Derginin süresi konusunda gerçekçi davrandık. Üç ayda bir diyerek karar kıldık. Bu güzel bir yol açtı bize. Mevsimlik dergi diyebilirdik. İlk önce Bahar sayısı dediğimiz 1.sayımız Eyüp Saka’nın önerisiyle İlkyaz oldu.

Dosya hazırdı. Çağla Fulya ile zıt düştüğümüz tek konu bu olabilir sanırım. Ben o dosyanın tasarımından çok memnunum. Fakat o aynı fikirde değil. Benim ilk bulduğum baskı yöntemi nedeniyle birtakım kısıtlamalara maruz kalmıştık. Dosya Word formatında hazırlanmıştı. Dolayısıyla tasarım anlamında biraz tekdüze kalmıştı. Baskı yöntemi değişse de baştan yapmak delilik olurdu. Ben hâlâ güzel olduğunu savunmaktayım.

Bir akşam iş dönüşü çok büyük bir umutsuzluğa kapıldım. Umutsuzluk da değil resmen farkındalıktı bu. Olmayacaktı. Basamayacaktık. Onca insana ne derim diye düşündüm. Metrobüste giderken yol boyu kafamı koyduğum yerden kaldırmadım. Huzursuz bir sıcaklık kaplamıştı bedenimi. Bir şekilde olmalı demek kolaydı ama o şekli çizmek…

Umutsuzluğun yüklendiği farkındalığa nihayetinde acı bir kabulleniş eklenmişti. Mart olmaz Nisan olur düşüncesini kafam hiç almıyordu. Ya Mart’ta olacaktı ya da… ya da’sı yoktu. Bu acı kabullenişten sıyrılıp Nisan ihtimalini düşünmeden bu işi çözmeliydim. Hafta sonu Çağla Fulya ile buluştuk. Bana bir hediyesi vardı. Açtığımda tamamı siyah beyaz olmak üzere Darağacı Sanat – İlkyaz sayısının hiçbir yerde görülmemiş, koleksiyonluk nüshasını gördüm. Tıpkı ilk e-sayımızı basıp hediye ettiği gibi. “Her halükarda basabileceğimizi gör istedim.” diyordu. Dergiyi kendi basmıştı. Ama zımbalı da değil. Nasıl yaptı hâlâ bilmiyorum, sırtlı bir dergiydi. A4 sayfalarını bir şekilde tutturup onlara bir de sırt yapmıştı. Her bir yerini eliyle yapmıştı. Derginin elindeki büyük kozu o an tam anlamıyla anladım. Hadi desem 100 tane yapabilecek durumdaydı ama vermek istediği asıl mesajı anlamıştım. Silkinip yeniden ayağa kalktım.

Baskı için çok fazla yerle görüştüm. Matbaa, ozalitçi, kırtasiye… Çok yalnızdık. Çok tekbaşınaydık. Her şeyi yapa yapa öğrendik. Hâlâ da çok kalabalık değiliz ve bundan memnunum. Bu tarz konularda net adımlar atabilmek ve ilerleyebilmek için sürekli birilerinden onay bekleyemezsiniz. Karar almalı ve uygulamaya sokmalısınız. Mart’ta ısrar etmem de net tavrı korumaktan kaynaklanıyordu. Nihayetinde bir kırtasiyeyle anlaştık, evet kırtasiye. Darağacı Sanat’ın ilk sayısı bir kırtasiyede basıldı. Bugünkü maliyet, o maliyetten çok daha fazla. Fakat hâlâ ve her şeye rağmen en pahalı sayımız İlkyaz sayısı. Hem gerçekten maliyetiyle hem de arkasındaki psikolojik ve fiziksel savaşla.

İlkyaz sayısının herkesin göreceği halini elime aldığımda tek başımaydım. Bundan dolayı çok mutsuz değilim çünkü gerçekten anormal hareketlerim vardı.

Ertesi gün Çağla Fulya ile gelenek haline gelecek olan dergili fotoğrafımızı çekildik. 2020 yılında sırtımda sırt çantamla arkam dönük verdiğim poza güncelleme gelmişti. Çantamın içi çiçek dolmuştu.

Derginin yanında verdiğimiz ayraç hediyesi tam anlamıyla el emeği, göz nuru. İlk sayıdan toplamda 100 dergi, okurunu buldu ve 100 ayraç, onlarca saat mesai.

Hatasız bir dergi miydi? Keşke. İki yazarımızın adı hatalı yazılmıştı ama neyse ki kendileri haberdar olmadan yeni baskıyla toparladık. Dergimizin ilk okuru sevgili yazarımız İbrahim Yılmaz oldu. İlkyaz’la birlikte Anıl Çetinel Örselli ve Merve Basut da ailemize katıldı.

Çıkarma telaşından satılır mı diye düşünememiştik ama hem okurlarımız hem de yazarlarımız harika bir duruş sergileyerek yarını umut etmemizi sağladı. Abonelerimiz gücümüz oldu. 4 sayılık bir sanat sözümüz vardı artık.

Bana kalan ise sırtıma onlarca dergiyi yüklenip kilometreye varan yolu yürüyerek dergileri kargolamaktı. Dünyanın en mutlu yorgunuydum.

İlkyaz bir mücadelenin parolası. Olması gereken. Tek ihtimali olan. Aksi yahut ertelenmesi mümkün olmayan. Basmasaydım deli olacaktım.

Bu zorlu yolculuk bittiğinde yine kendi düşüncesine yabancılaşan ben bu defa da derginin baskı kalitesine takmıştım kafayı. İrkildiğim gibi kalktığım yerimden ve fısıldadım geçmekte olan İlkyaz’a, Zoru başardık, sırada daha zoru var.”

Yaz 2022’nin Hikâyesi Yakında

Agâh Ensar Can

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.