Red Kit’in Joe İle İmtihanı

Pencereme çarpan rüzgârın sesi kopacak olan fırtınayı fısıldarken uykuya direnen gözlerimi kitabımın sayfalarından koparıp kol saatime çevirdim. “Ohoo saat on iki olmuş, yatsam iyi olacak.” diye söylenerek okuduğum kitabı komodinin üzerine bırakıp gece lambasının düğmesine uzandım. Işığı kapatmadan önce bakışlarımı endişeli bir şekilde odamda gezdirirken “Acaba gerçek hayatta da okuduğum kitaptaki gibi o korkunç, kocaman robot örümceklerden var mıdır?” diye düşünmeden edemedim. Bedenim bir ürpertiyle gerilince başımı olumsuzca sallayarak kafamdaki bu saçma düşünceyi iteledim. Eşim haklıydı galiba. Bir daha akşam yatmadan önce gerilim kitabı okumamalıydım. 

Işığı kapatıp yorganımı üzerime çekerken bildiğim sûreleri okuyup sağıma, soluma özenle üfledim ve başımı huzurlu bir şekilde yastığıma yerleştirip uyumak için gözlerimi kapadım. Tam uykuya dalacaktım ki evde bir tıkırtı duydum. Yattığım yerden sıçrayarak başımı kaldırdım ve can kulağımla karanlığı dinlemeye başladım. Kısa bir süre sonra bir şey duymamanın da verdiği rahatlıkla tekrar başımı yastığa koyacaktım ki aynı sesi tekrar duydum. “Yemin ederim bu bir robot örümcek!” diye panikleyerek yine doğruldum yatağımda ve ışığı açmak için hemen gece lambasının düğmesine uzandım. 

Lambanın yaydığı loş ışıkta odamın her köşesini kontrol ettim fakat o duyduğum sese sebep olacak hiçbir şey göremedim. Sesin belki odamın dışından geldiğini düşünerek kulağımı odamın kapısına yanaştırıp bekleyiş moduna geçtim. Şıp şıp damlayan musluk hariç hiçbir ses duymayınca zihnimin, okuduğum kitabın da etkisiyle, bana bir oyun oynadığına kanaat getirerek tekrar yatağıma doğru yürüyordum ki yine duydum aynı tıkırtıyı. 

“Hah! Yakaladım seni!” diyerek odamın kapısını hızlı bir şekilde açtığımda en az bir robot örümcek kadar ürkütücü bir yaratıkla göz göze geldik. Şaşırmıştı. Beklemiyordu belli ki benimle karşılaşmayı. 

Kaçmakla saldırmak arasında kararsız kalmıştım. Kıpırdayamıyordum. Hatta nefes dâhi almıyordum. Bir süre sonra bir şey yapmam gerektiğine inanarak ağır hareketlerle bu sabah komodinin üzerine fırlattığım saç havlusuna doğru  uzanırken o da aynı şekilde arka bacaklarının üzerine doğru sarkarak kaçmaya hazırlanıyordu. Korkuyordum fakat onun kaçmasına da müsaade edemezdim. Daha hızlı hareket etmem gerektiğini düşünerek atletik bir şekilde yatağımın üzerine sıçrayıp havluyu kaptım ve adeta bir yay gibi gerilerek yataktan fırlayıp tekrar kapının önüne dikildiğimde o çoktan kaçmıştı.

“Pis korkak!”

Onun kaçtığına mı yoksa benim onu kaçırdığıma mı bilmiyorum ama bugüne kadar hiç kullanmadığım kötü sözleri sanki her gün kullanıyormuşum gibi püskürerek evdeki bütün lambaları yaktım. Neyse ki eşim gece vardiyasındaydı da duymadı benim ne tür sözler sarf ettiğimi. Öyle ya da böyle yakalayacaktım o mendeburu. Hatta onu yakalamadan bana rahat yoktu bu gece. Elimdeki havluyu tehditkâr bir şekilde havada sallarken psikopatik bir ses tonuyla ona seslenmeye başladım. 

“Fareciiiiik! Nerdesiiiinnn?”

Yüzümü buruşturup üst dişlerimi alt dudağımın üzerine sarkıtarak yüzümde bir fare ifadesi oluşturdum ve kısık gözlerle evimde bir farenin saklanabileceği yerleri düşünmeye başladım. Ben fare olsam nereye saklanırdım acaba? Aklıma gelen her kuytu köşeyi aradım fakat bulamadım o lanet olasıca fareyi. 

“Fareee! Çıksana ortayaaaa!” diye tekrar seslendim psikopatça. 

Ses tonum giderek yükseliyordu. Neredeyse kendi ses tonumdan yine kendim ürkecektim de o pis mendebur hiç tınlamadı. Evdeki bütün odaları gezmeme rağmen bulamadım onu. Ne bir ses, ne bir tıkırtı. Sanki yer yarılmıştı da yerin dibine girmişti türemeyesice. 

Elimde havlu sallayıp korkunç sesler çıkarak onun yakalayamayacağımı anlayıp havluyu bir köşeye fırlattım ve bitkin bir halde mutfaktaki köşeli bankın ucuna çöktüm. Biraz soluklandıktan sonra beyin hücrelerime tekrar oksijen ulaşmış olacak ki, belki de onu bulmam için tam aksine daha sessiz ve sakin olmam gerektiğini düşünerek tekrar harekete geçtim. Banyoya gidip her zaman kaşımı almak için kullandığım ince makara iplikten biraz kopardım. Sonra tekrar mutfağa dönüp buzdolabından bir parça kaşar çıkarttım ve etrafını iple bağladım. Fare avına çıkan bir kedi edasıyla ayaklarımın ucunda antreye doğru ilerledim. Ayakkabılıktan eşimin 43 numara ev terliğini elime aldıktan sonra kaşar peynirini tam antrenin ortasına bırakıp mutfağın girişine saklanırken kapıyı hafif aralıklı bıraktım. Bir elimde ip bir elimde de terlik beklemeye başladım o pis farenin gelmesini. 

Ne kadar bekledim bilmiyorum ama artık gözlerim kapanmak üzereydi ve görünürlerde bir fare yoktu. Çok yorulmuştum. “Mehmet gece vardiyasından dönünce ona söylerim, o yakalar.” diye düşünerek fareyi yakalamaktan vazgeçecektim ki ardımda bir tıslama sesi duydum. Başımı ağır çekimde ardıma çevirdiğimde kadrajıma sivri dişleriyle bana sırıtarak tıslayan fare girdi. Bedenimi de çevirerek bakışlarımı keskinleştirdim. 

Ben dizlerimi kırıp bedenimi hafif öne doğru sarkıtarak hücüma hazırlanırken o da yine arka bacaklarının üzerine sarkarak kaçmaya hazırlanıyordu galiba. Bir süre ikimiz de  kıpırdamadan bekledik silahını çekmeye hazırlanan iki kovboy gibi karşı karşıya. Ben Red Kit, o Daltonların en ufağı ve en tehlikeli olanı Joe. 

“Artık kaçacak yerin yok, yakaladım seniii!” diye tehditkâr bir ses tonuyla tıslarken elimdeki terliği ona fırlatmaya hazırlanıyordum ki kaçacağını düşündüğüm fare olduğu yerden sıçrayarak üzerime uçtu. Pençelerini yüzümde hissetmemle bedenim korkudan kilitlenirken ağzımda tükürüğüm köpürmeye başladı ve ben titreyerek yere düştüm. Ölüyordum galiba. Tam gözlerimi sonsuza dek kapatacaktım ki uzaklardan gelen bir ses duydum. 

“Melike! Melike uyan!”

Omuzumda hissettiğim iri eller beni sarsmaya devam ederken gözlerimi kırpıştırarak açtım ve sesin geldiği yöne baktım. Mehmet endişeli bir yüz ifadesiyle bana sesleniyordu. 

“Sen misin aşkım? Geldin mi?” diye mırıldandım gözlerimi ovalayarak. 

“Geldim geldim de… Sen galiba kabus görüyordun yine, kan ter içinde kalmışsın.” 

“Evet, çok şükür rüyaymış.” diye mırıldandım yine uyku mahmurluğunu üzerimden atamadan. 

Mehmet, “Kaç defa diyorum yatmadan önce korku kitabı okuma diye ama dinleyen kim!” diye söylenerek yanıma uzandığında ona sıkıca sarıldım. Beni o korkunç fareden kurtaran kahramanımdı o benim. “Seni seviyorum aşkım.” diye fısıldayıp beni ele geçiren uykuya tekrar teslim olacaktım ki… Bir tıkırtı duydum. 

“Hayır, olamaz. Yine mi!” 

Hatice Işıktaş

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.