Bu Yazı Kendini İmha Edecek

Sevdiğim bir film repliğidir: “Bu not kendini imha edecek.” Artık nasıl bir kafayla, nasıl bir psikolojiyle söylendiği tartışılır. Ancak bana göre altyapısında ciddi felsefi yargılar vardır bu cümlenin… Hepimizin hayat adı verilen bir görevin içinde olduğumuzun ve sonuçların bazen kendimizi imha noktasına varabilecek kadar keskin olabileceğini anımsatır.

Felsefeciler yüzyıllardır hep varlık sorunsalı içerisinde çırpınıp dururlar. Çünkü herkesin kafasında öncelikle kendi varlığını daha sonra da evrendeki diğer varlıkların var olma sebebini tanımlama vardır. İnsanın içinde taşındığı ego olgusu her yerde devreye girdiği gibi yine devreye girecek ve önce kendi varlığını anlamlandırmak isteyecektir. Böylece hiç yoktan varoluşu sorgulamak insanlara, varken yok oluşu (yani bir imha olgusunu) sorgulamaktan daha önemli gelmektedir. Biz insanlar yok olmayı pek sevmeyiz…

İnsanlar yok oluşları pek sevmediği için bütün semavi dinlere kaynak teşkil eden kitapların hepsinde mutlaka bir yok oluş, bir kıyamet anlatılmaktadır. İnsanların sonsuzluğa bağlanması hiçbir zaman istenmez. Bir sonsuzluk vardır ancak o sonsuzluğa ulaşabilmek için bir çaba harcamak yok olmak yeniden var olmak gerekir. ( Ölüm ve ölümden sonra yeniden dirilmek gibi) Yok olmadan var olamazsın… O zaman yoktan varoluşla, vardan yok oluş arasında bir kısır döngü vardır. Bu bağlamda yoktan varoluşu sorgulamadan önce vardan yok oluşu sorgulamak doğru değil midir? Peki bütün varlıkların bu kısır döngüye girmesini tetikleyen ilk var olan şey nasıl oluşmuştur?

Sorular bu şekilde uzar gider… Mühim olan soruların arkasındaki bütün resmi görebilmektir. İnsan psikolojisi gereği gözünün önünde tecrübe edilen şeylere inanır. Eğer dünya üzerinde birilerinin doğurduğuna tanıklık ediyorsa doğuma ve varoluşa inanır. Eğer birilerinin öldüğüne tanıklık ediyorsa ölüme inanır. Bir düşünün, dünya üzerinde hiç kimsenin öldüğünden hiç haberimiz olmasaydı o zaman ölüme inanır mıydık? Yoksa sonsuza kadar yaşayacağımızı mı düşünürdük… Bence ikincisi… Tecrübe, düşüncelerimizi ve felsefeyi şekillendiren olgudur. Tecrübe etmeseydim bu yazıyı ve yazdığım diğer yazıları yazamazdım. Çünkü yazdıklarımız, yaşadıklarımız, hatta bir bebeğin kurduğu ilk cümleler bile bir tecrübedir. Hiç konuşma çağına geldiğinde annesi ve babası tarafından konuşturulmaya çalışılan bir bebek gördünüz mü? Annesi, “Hadi yavrum söyle, anne.” der. Babası yanında hep, “Baba, baba, baba.” diye tekrarlar. Hal böyle olunca çocuk bu kelimeleri dinleye dinleye (tecrübe eder) sonunda tekrarlar ve konuşmaya başlar.

Bu yazıyı okuduktan sonra mutlaka başka yazılar okuyacaksınız. Bunu biliyorum daha sonra unutacaksınız. Bu yazı aklınızın ucundan bile geçmeyecek… Tıpkı hayatınıza giren tanıştığınız fakat daha sonra fazla konuşmadığınız bir arkadaşınız gibi olacak bu yazı. Bu yazı kendini imha edecek… Deneyin, görün…

Orçun GÜL

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.