Dönüş

Korkarak bindiğim ve bir an önce kalkması için dua ettiğim otobüs nihayet hareketlenince saatlerdir yarım aldığım nefesim rahatlamıştı. Gecenin karanlığını delen otobüs farlarıyla yola koyulmuştuk artık ve tek adım o il sınırını gösteren, bu şehirden çıktığımı belli eden tabelaydı.
Her kıpırtıda irkilerek otobüs her yavaşladığında yüreğim ağzıma gele gele sonunda o tabelayı gördüm. Nefret ettiğim, bana hayatı zehir eden ve geldiğim güne lanet ederek yaşadığım şehrin adının üzerine o kırmızı çizginin çekili olduğunu görmek artık ruhumu da korku dalgalarından biraz olsun kurtarmıştı.
Kurtulmuştum, gerçekten de cesaret edip kurtulabilmiştim sonunda.
Bu şehir başlarda benim en büyük hayalimdi. Daha on altı yaşındayken gelip burada yaşamanın hayallerini kuruyordum. Çünkü sevdiğim ve beni sevdiğine inandığım adamın evi buradaydı.
Lise ikinci sınıftayken tanıdım onu. Okulumuz Jandarma karakolunun hemen yanındaydı ve gelip geçerken nöbette görüyordum. İlk zamanlar kısa bakışmalarla kurduk iletişimi, sonra da kısa notlar alıp vermeye başladık. Her şey böyle başladı işte.
Cahildim, hayatı bilmediğim zamanlardı. Ailem beni kısıtladığı için doğru düzgün arkadaşım bile olmazdı benim. O yüzden de doğruyu yanlışı ayırt edemeden, bana güzel bakan, güzel gülen bir adamın peşine takılıp hayatımı zindan ettim.
Kısa notlar zamanla uzun mektuplara döndü ve o her şeyi başlatan son mektubu aldım ondan. Askerliği bitecek ve gidecekti. Bir daha görüşemeyeceğimizi, mecbur olduğunu yazmıştı bana. Eklemişti, onunla gitmek istersem beni de götüreceğini. O an o kadar korkmuştum ki onu kaybetmekten, bütün cahil cesaretimle bir mektup yazdım ve onunla gitmek istediğimi söyledim. Okula giderken mektubu verdim ve akşam vereceği cevabı bekledim bütün gün.
İçimde zerre korku ya da tereddüt yoktu. Gel derse peşine takılacaktım. Hiç bilmediğim, sadece üniforma içinde görüp de mektuplarından tanıdığım birinin peşine takılıp her şeyi geride bırakmaya hazırdım. Ah benim on altı yaşım…
Okul çıkışında beklediğini gördüm. Gülümseyerek mektubunu uzattı bana, ben de mutlulukla aldım ve hemen sakladım. Eve gittim, gece olup da herkes uyuyunca çıkarıp okudum. Üç gün sonra bitiyordu askerliği. Bana da bilet alacaktı, birlikte kaçacaktık buralardan.
Bütün gece, hatta sonraki geceler bile uyuyamadım. Gün yaklaştıkça içimdeki mutluluk ve heyecan da artıyordu. Korku hiç hissetmiyordum ama sanki görünmez olup da gidecektim onun yanına. Kimsenin beni görme ya da yakalama ihtimalini düşünmüyordum. Sadece onunla gitmek vardı aklımda.
Terhis günü geldi, okul çıkışında bu kez sivil halde bekliyordu beni. Elime bir kağıt parçası tutuşturdu ve gitti. Hemen okudum, otobüsün saatini yazmıştı ve beni beklediğini. Kağıdı hızlıca yırttım ve attım. Biri bulsa her şey mahvolurdu çünkü.
Evde herkes uyuyana kadar her şey normalmiş gibi davrandım. Sonra odama geçip küçük bir çantaya lazım olabileceğini düşündüğüm şeyleri doldurdum. Çantamı alıp camdan çıktım ve yola koyuldum. Küçük bir kasabaydı bizimki, otobüslerin beklediği yer de yakındı eve. Ama korkuyordum giderken, biri beni görür de yolumdan döndürür diye, gidemem diye. Keşke biri beni görseydi, aileme geri götürseydi zorla da bunlar olmasaydı…
Kimse görmeden otobüslerin yanına ulaştım ve onu gördüm. Koşup sarıldım boynuna, ilk defa sarılıyorduk. Bu bile çok mutlu etmişti beni o an.
Hemen otobüse bindik, çok geçmeden de hareket ettik ve artık onunla yeni bir hayata başlıyordum. O anki mutluluğumu anımsıyordum da, ne kadar da saftı hissettiklerim…
Sabah gün ışıdığında vardık memleketine. Eve gideceğiz diye düşünürken başka bir minibüse bindik. Meraklı gözlerle baktığımı görünce:
“Köyüme gidiyoruz.” dedi.
Bir şey sormadan elini tutup yolu izlemeye koyuldum. Biraz korku, biraz merak, biraz şaşkınlık… Bir sürü duygu bir araya gelmişti içimde. Ama en çok mutluluk vardı, bir de heyecan. Düğünümüzü, evimizi, ailesinin beni nasıl karşılayacağını düşünüp duruyordum.
Uzun bir yolculuktan sonra nihayet minibüs bir meydanda durdu ve onun işaretiyle indik. Hangisi evi diye bakarken, bir traktörü işaret etti bana. Anlayamadım ama dediğini yapıp o yöne ilerledim ve yardımıyla birlikte traktörün kasasına bindim.
Çok yorulmuştum artık, bir an önce evine gitmek istiyordum ama bu sallana sallana devam eden yolculuk bitecek gibi de görünmüyordu. Etrafta hiç ev yoktu çünkü. Tarlalar, çorak arazilerin arasından geçtik de geçtik ve nihayet artık köyü olduğunu umduğum bir yer gördüm. Haklı çıkmıştım, köyüne gelmiştik.
Beni indirdi, getiren adama bir şeyler söyledi ve başıyla yürümemi işaret etti. Yanından yürümeye başlamıştım ki:
“Sen ardımdan gel!” dedi biraz sert. Anlayamadım ne demek istediğini, suratına bakakaldım. Bu kez sinirlendi:
“Yanımdan değil, ardımdan yürü. Burası köylük yer, ayıptır.” dedi ve birkaç adım önüme geçti. Nedenini anlayamasam da sinirinden korkmuştum, mecburen dinledim dediğini. Bundan sonra onunla geçirdiğim her anda olduğu gibi…
Evi olduğunu anladığım yere gelmiştik nihayet. Bahçeye açılan yıkık dökük kapıdan içeri girdi, ben de peşinden yürüdüm. İlk dikkatimi çeken bahçedeki ocağın başında duran kadın oldu.
“Ana!” diye seslenince anladım annesi olduğunu. Kadın oğlunu görünce sevinçten bağırmaya başladı, onun sesine evdeki bir ordu insan da dökülüverdi bahçeye. Sevinç içinde kucaklaşmaları biraz tenhalaşınca, beni fark ettiler. Kaş göz işaretleriyle sordular ona ve cevabı verdi:
“Size gelin getirdim.”
Bu haber kimseyi mutlu etmedi, kimsenin yüzü gülmedi bana, gelip kimse de konuşmadı benimle. Sadece annesi:
“Sana Hatice’yi alacaktık biz oğlum!” diye tepki verdi. Sonra uzaklaştılar, bana bakarak konuştular ve sonra hiçbir şey olmadı.
Bir süre ben yokmuşum gibi davranarak yaşadılar ama sonra düğün olacağını söylediler. Oturduğum odaya girip de:
“Al, düğünde bunu giyeceksin!” diye üzerime bir elbise fırlattı annesi. Gelinlik değil, elbiseydi ve ben sesimi bile çıkaramadım. Daha kapıdan girdiğim ilk anda başlayan pişmanlığım giderek arttı, hep arttı. Bütün bunlar olurken de o ortalarda yoktu. Ne gelip konuştu benimle, ne de yüzünü gördüm.
Düğün günü o elbiseyi giydim, bahçede düzenlenen az bir insan topluluğunun olduğu düğünle evlendik. Yaşım tutmadığı için resmi nikâh yapılmadı elbette, imam nikâhı kıyıldı.
Düğünden sonraki sabah, annesinin sesine uyandık.
“Gelin hanım!” diye bağırıyordu kapının önünde. Tam hareketlenirken:
“Kalk kız, annemi bekletme!” diye bir de oğlu bağırdı bana. Ve o gün, ne aşk ne de sevginin kalmadığını anladım arada. Hatta aslında hiç olmadığını…
Her yaptığım kabahat oldu. İş bilmediğim için, ocağı yakamadım diye, su geç kaynadı diye, yemek pişmedi diye, yani kısacası işlerine gelen her sebepten hakaret işitip dayak yemeye başladım. Annesi şikâyet ediyor, oğlu dövüyordu. Bu döngü hiç değişmedi. Bir kere o kadar dövdü ki beni, yerimden kalkamadım, bahçenin ortasında kaldım. Ve işin en acı yanı, kimse de gelip bakmadı bana. Sabah kendim kalkıp, kendim sardım yaralarımı.
Hamileyken yediğim dayak yüzünden düşük yaptım, bir parmağım kırıldı yamuk kaynadı, birkaç dişim kırıldı ama hiçbiri pişmanlığımın verdiği ağrı kadar acıtmadı canımı.
Ve sonra kabuslarımın ikinci perdesi açıldı. Üzerime kuma getirdiler, Hatice’yi… Aslında kuma bendim, çünkü ona resmi nikâh da yaptılar ve artık hiçbir tutar yanım kalmamıştı.
Hatice’ye de hizmet ettirdiler, onun gözünün önünde dayak yedim, artarak devam etti işkenceleri. Sonunda dayanamadım, babasının ilaçlarını alıp içtim ve intihar ettim. Ama henüz içmişken annesi anladı ve ortalığı ayağa kaldırdı. İlaçları çıkarayım diye uğraştılar ama olmadı, git gide kendimi kaybettim ve sonra gözümü hastane odasında açtım.
Yetiştirmişlerdi beni, ölmemiştim. İçimde kocaman bir korku vardı, döndüğümde bana yapacaklarını düşündükçe ölecek gibi oluyordum. Ve o anda aklıma hiç geri dönmemek geldi, kaçmak.
Hazır o aşılmaz köyden çıkmıştık, şehirdeki hastaneye gelmiştik. Bu belki de yakalayabileceğim tek fırsattı. Yalnız kalamıyordum ama polis falan gelir de bir şeyler anlatırım diye hiç bırakmıyorlardı beni. Çünkü henüz reşit değildim hâlâ.
Ama karşıma melek gibi bir hemşire çıktı. Gece nöbetine kalmıştı ve benimle biraz dertleşti. Ona yaşadıklarımı anlatınca çok üzüldü ve yardım etmek istediğini söyledi, onlardan kurtulmam için her şeyi yapacağını…
Sabah hastane çıkışı gidip bana bilet aldı. Sonra akşam gelince de beni bekleyen cellatlarımı biraz korkuttu ve uzaklaştırdı hastaneden. Polisten ve başlarının belaya girmesinden korkup şehirdeki bir yakınlarının evine gittiler.
Otobüs saati yaklaşınca, hemşiremin yardımıyla çıktım hastaneden. Parasını ödediği bir taksiye bindirdi beni, helalleştik ve ayrıldım oradan. Korku içinde otobüs durağına geldim, elimdeki bileti gösterip otobüsümü buldum ve koltuğuma oturdum.
Bileti cebime koyayım diye elimi attığım yerde bir zarf buldum. Açıp baktım, hemşirem bir not ve para bırakmıştı zarfın içine.
“Git kurtar kendini kızım. Hakkım sana helaldir.” yazıyordu notta.
Gözlerim doldu, şansıma şükredebildim sadece. Ve sonra o nefes aldıran yolculuk da başladı…

Kasabama varıp da yolculuk bitince indim otobüsten ve evime doğru yürüdüm. Bahçeye yaklaşmıştım ki babamı gördüm. Elinde sigarası, başı önüne düşmüş öyle duruyordu. Benim yüzümdendi bu hali, biliyordum. İyice yaklaşıp:
“Baba!” diye seslendim. O an başını kaldırışı, gözlerindeki o sevinçle karışık şaşkınlık, akan yaşlar… Bunlar için ne kadar şükrettiğimi bir Allah biliyor bir de ben.
“Kızım!” deyip koştu yanıma, sıkıca sarıldı önce. Sonra yüzümün gözümün halini görünce öfkelendi.
“Kim yaptı?” dedi kükreyerek.
“Anlatacağım baba, her şeyi anlatacağım ama beni affet ne olur!” diye bağra bağıra ağlamaya başladım. Sonrasını hatırlamıyorum.
Birkaç gün hastanede kalmışım. Kendim geldiğimde bütün ailem yanımdaydı. Onlara olan biten her şeyi anlatıp af diledim. Çoktan affetmişlerdi beni, döndüğüm için şükrediyorlardı onlar. Her şeyi unutayım diye ellerinden gelen ne varsa yaptılar. Tedavi gördüm, terapi aldım ve sonra okulumu bitirdim.
Üniversiteyi de bitirip avukat olmak tek hayalim. Hakkını savunamayan herkesi savunabileyim, çaresiz kadınlara yardım edebileyim diye seçtim bu mesleği.
Ben şanslıydım, ailem beni yine bağrına basmıştı. Ama herkes her kız çocuğu ne yazık ki benim kadar şanslı olamıyordu…

Esra Barın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.