Annemin Hediyesi

Sabah erkenden uyandım, heyecandan uyuyamamıştım zaten çok fazla. Yataktan sessizce kalkmaya çalışırken eşim de uyandı:

“Canım?” deyip saati kontrol edince gülümsedi. “Uyuyamadın değil mi?”

“Uyuyamadım Ahmet, heyecandan ne gözüme uyku girdi ne de yerimde durabiliyorum.” deyince kalktı yataktan ve gelip bana sarıldı sıkı sıkı.

“Hadi, hazırlanalım da çıkalım o zaman.”

“Tamam,” deyip hazırlanmaya koyuldum. İçimde bir çocuğun bayram sabahı heyecanını taşırken, deli gibi dans etmemek için kendimi zor tutuyordum.

Hazırlandım, özenle paketlediğim küçük ama çok kıymetli kutuyu da alıp yola koyulduk Ahmet’le birlikte. Koltukta otururken bile yerimde duramadığımı görünce:

“Hayatım, biraz daha sakin olabilir misin?” dedi ve güldü halime.

“Ne yapayım ama, dile kolay canım on yıl! Yaşanacak o dakikaları merak ediyorum, hayal etmeye çalışıyorum ve yerimde duramıyorum.”

“Anlıyorum, anlıyorum bir tanem ama sen yine de daha az heyecanlan. Bu kadar heyecan ve duygu yüksekliği de çok iyi değil biliyorsun.” dediğinde ne kadar haklı olduğunu idrak ettim. Elini tutup:

“Haklısın, merak etme çok dikkatli olacağım.” dedim ve gülümsedik birbirimize.

Sonunda varabildiğimizde, arabayı park edip indik. Ahmet elimi tuttu ve birlikte yürüdük kapıya. O zile basmak, sanki çok başka bir boyuta geçiş düğmesine basmak gibiydi. Heyecan içinde zile bastım ve kapının açılmasını bekledim.

Kapıyı, uykulu gözleri ve sabahlığıyla açtı annem. Bizi görünce önce şaşırdı ama yüzümüzde herhangi olumsuz bir ifade görmeyince rahatladığını fark ettim.

“Çocuklar?” dedi yine de merakla.

“Günaydın anneciğim, kahvaltıya geldik.” dedi Ahmet benim konuşamadığımı fark edince.

“Ne güzel yaptınız oğlum. Gelin, içeri gelin!” deyip bizi buyur etti annem.

İçeri geçtik, babam da henüz uyanmış şaşkın şaşkın bize bakıyordu.

“Günaydın babacığım!” dedim bu kez ben ve yanına gidip sarıldım. Ona sarılınca heyecanım bir parça dindi.

“Günaydın yavrum, hoş geldiniz. Rüyanızda mı gördünüz diyeceğim ama öyleyse de iyi ki gördünüz.” deyip gülümsedi babam. Sonra Ahmet’e bakıp:

“Sen bu yaşlı babanı çok ihmal ettin evlat.“ diye de sitemini etti.

Çok severdi babam Ahmet’i. Ben tek çocuk olduğum için, onu da oğlu yerine koymuştu.

“Haklısınız babacığım ama merak etmeyin kaçırdığımız her konuyu bugün konuşup arayı kapatırız.” diye cevaplayan Ahmet güldürdü annemle babamı.

“E hadi, siz yerleşin madem ben de çayı koyayım,” deyip mutfağa gitti annem. Onun gidişini fırsat bilen babam bana yaklaşıp:

“Seni haylaz, yine ne sürpriz planladın da bu saatte düştün yollara?” deyip güldü bana.

“Sürpriz işte babacığım, ikinize de!” dedim ve hemen annemin peşinden gittim kendimi tutamayıp bir şey söylememek için. Biraz ısrar etse dayanamaz anlatırdım çünkü.

Kahvaltıyı hazırladık annemle beraber, ben biraz zorlandım ama idare ettim annem anlamasın diye. Sürpriz bozulsun istemiyordum. Nihayet her şey hazırdı ve babamları da çağırıp oturduk masaya hep birlikte. Bir şeyler yedik, biraz sohbet ettik ve ben artık dayanamayıp Ahmet’e kutuyu getirmesini işaret ettim. Hemen gitti, çantamdan kutuyu aldı ve yanımıza gelip bana uzattı.

Ağlamamak için kendimi zorlayarak, kutuyu anneme uzattım. Konuşamıyordum, ağzımı açsam ağlayacaktım ve bu olmadan önce kutunun açılması gerekliydi.

Annem kutuyu aldı, gözleriyle bana teşekkür ederek açtı ve öylece kaldı. İşte, o heyecandan nefesimi zorlaştıran, boğazıma düğümleyen an ile karşı kaşıyaydım.

Kutudaki resmi aldı, kutuyu yavaşça masaya bıraktı ve resmi titreyen elleriyle tuttu. Gözlerini alamıyordu elindeki küçücük, siyah beyaz resimden.

“Anneler günümüz kutlu olsun annem…” dedim ve daha fazla dayanamayıp gözyaşlarımı serbest bıraktım.

“İpek!” dedi annem, yılların özlemini bir anda yüreğinden salıverircesine. İkimiz de deli gibi ağlıyorduk.

Annem yerinden kalktı, benim kalkacak gücüm kalmamıştı. Gelip beni kollarına sardı, saçlarımı öptü, kokladı, hıçkırıklar içinde defalarca tekrarladı bunu.

Babam halimize öylece bakarken, annem ona dönüp:

“Dede oluyorsun Salih Bey dede!” diye bağırdı.

O anda, babamın gözlerinde gördüğüm o sevinç, gözlerinin dolu dolu olması, hayatımın en anlatılamaz ve paha biçilemez anıydı. O da geldi, annem gibi öpüp kokladı beni dakikalarca.

Evimizde, on yılın hasret sancısı sona ermiş ve mutluluk sarmıştı her yanımızı…

Ahmet’le on yıldır evliydik ve çocuğumuz olmamıştı. Çok fazla doktor gezmiştik, hiçbir sorun yoktu ama çocuğumuz da olmamıştı. Sonra mucize gibi geldi bebeğimiz, tam ümitleri kesmiş ve vazgeçmişken.

Annem belli etmese de içten içe çok üzülüyordu, biliyordum. İnsanın evlatsız olması ona göre koca bir yalnızlıktı. Biz öyle hissetmesek, Ahmet’le birbirimize yetsek de o böyle düşünmüyordu.

İki gün önce öğrenmiştim hamile olduğumu. O an aramak istedim ama Ahmet durdurdu beni.

“Pazar günü anneler günü. Ne alacağım diye düşünüp duruyordun, bak işte en güzel hediye burada!” deyip bebeğimizin ultrason resmini göstermişti. O iki gün heyecandan yerimde duramamıştım ama sabredebilmiştim Ahmet’in telkinleriyle. Sonunda da en anlamlı günde öğrenmişlerdi güzel haberimizi.

Haberi aldıktan sonra kahvaltımız daha bir neşeli devam etti ve sürekli bebekten ve benim sağlığımdan konuştuk. Sonra babamla Ahmet salona geçip maç sohbeti yapmaya koyuldular, biz de annemle baş başa kaldık.

Uzanıp elimi tuttu annem, yine dolu dolu oldu gözleri.

“Senin söz kahveni bu mutfakta yaptık, şimdi bunca zaman sonra karşıma anne olarak geldin. Şükürler olsun kızım…” dedi. Yıllarca biriktirdiği cümlelerin ona yaşattığı duyguların tınısı vardı sesinde.

“Annem…” diyebildim sadece.

“Hiç korkma, ben senin hep yanında olacağım. Ne zaman ‘anne’ desen yanı başındayım kızım. Sakın ha telaşa, korkuya kapılma olur mu?”

Korkmuyordum ki, o vardı…

“Hiç korkmuyorum annem sen merak etme. İnşallah senin kadar iyi bir anne olurum, tek dileğim bu.”

“Benden de iyi olacaksın, sen harika bir anne olacaksın. Sabrının mükafatı bu çocuk, sabrının hediyesi kızım.”

“Çok şükür…”

“E o zaman, gel ben de senin anneler gününü kutlayayım yavrum. Anneler günün kutlu olsun!” dedi ve yeniden sarıldık.

Hayatımın en güzel, en özel anneler günüydü… Hayat boyu unutamayacağım…

Esra Barın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.