Mükemmel Karma | B5

Ela

Hava rüzgârlıydı. Üzerimdeki yazlık ceketimin yakalarını çekiştirip birbirine yakınlaştırmıştım. Kollarımı çapraz biçimde önümde birleştirmiştim. Yanımda yürümekte olan adama göz ucuyla baktım ve başı önüne eğik bir şekilde yürüdüğünü gördüm. Çok acelesiz bir yürüyüşü vardı. Zaten genel anlamda da sakin bir adam olduğu izlenimine kapılmıştım. Sanki dünyanın sonuna dek yaşayacakmış gibi telaşsızdı.

Yemek gayet güzel geçmişti ama bizim konuştuğumuz tek şey kitaplardı. Ne benim ne de onun hakkında konuşmamıştık. Bana yazma tekniğinden bahsetmişti. Yazdığı başka kitaplar da olduğunu ama henüz paylaşmaya hazır olmadığını söylemişti. Merak ediyordum. Kalemi öylesine hoşuma gitmişti ki, başka neler yazmış olabilir diye merak etmeden yapamıyordum.

Yemekten sonra biraz yürüyüş yapmak adına sahile gelmiştik. Denizden gelen yosun kokusu eşlik ediyordu dalga seslerine. Yıldızlar gökyüzünü süslüyordu. Güzel bir geceydi. Son derece güzeldi hem de.

“Geceleri seviyorum.” dedi birden, Can Bey. Huzur dolu sessizliği bölmesindense hiç rahatsız olmamış, aksine sesini duymak hoşuma gitmişti. “Yazmak daha keyifli oluyor ve de burayı seviyorum. Kız Kulesi’ne yakın olmak hoşuma gidiyor.”

Gülümsedim. “Bana Kız Kulesi’ne âşık olduğunuzu söylemeyin.”

Sesli bir şekilde güldü. “Pekâlâ söylemem.” Bakışlarını önüne çevirdi ve hemen sonra yüzü endişeyle kasıldı. “Dikkat et!” Omuzlarımdan sıkıca tutup beni kendine çektiğinde şaşkınlıkla ona sarıldım.

Tam da o anda arkamdan geçen bisikletli bir sürücüyle çarpışmaktan son anda kurtulmuştum. Bunu nasıl fark etmemiştim? Kurtarıcımın kollarında olmanın tadına varırken onunla tanıştığımdan beri ilk kez bu kadar yakın olduğumuzu fark ettim ve burnuma ulaşan bu koku… Beni ipekten bir çarşaf gibi sarıp sarmalayan bu koku… Hızla geçmişe sürüklendim.

Üzerimdeki beyaz gömleğimin eteklerini çekiştirdiğim sırada lacivert okul eteğime takıldı bakışlarım. Ucundan sarkan ip parçasına parmağımı dolayıp çekiştirdim ve koparıp yere attım.

“Geliyor musun Ela?” diye sordu Şule.

Başımı olumlu anlamda salladım. “Geliyorum.”

Birlikte sınıftan çıkıp kantine gitmek üzere koridorun sonundaki merdivenlere yöneldik. Tam merdivenlerden inecekken burnuma çok hoş bir koku geldi. Hafif baharatsı, son derece hoş bir erkek parfümüydü.

“Kokuyu aldın mı?” diye sordum birden.

Şule yürümeyi kesip bana doğru döndü. “Ne kokusu?”

“Bak çok güzel bir koku var.” Gözlerimi kapattım. “Cidden çok güzel! Resmen bu kokuya âşık oldum!” Hızla gözlerimi açtım. “Kimin ki?”

Şule, havayı kokladığı sırada gülümsedi. “Cidden iyiymiş.”

“Kesinlikle! Kimin ki bu koku?”

“Hiç bilmiyorum.”

“Okuldaki bütün erkekleri koklayabilirim.” dedim kıkırdayarak.

“Saçmalama!” dediği sırada gelip koluma girdi. “Bu katta olduğuna göre üst sınıflardan biri. Önce bu kattakileri koklarız. Bulamazsak diğerlerini.”

Sesli bir şekilde güldüm. “Bana o parfümün adını öğren, dile benden ne dilersen!”

Şule’nin yeşil gözlerinden bir parıldama geçti. “Kesinlikle öğreneceğim.”

“Ela Hanım?”

Bulunduğumuz zamana geri döndüm. Hâlâ kollarında olduğum adamın kokusuyla sarmalanmaya devam ediyordum. Henüz genç kızlığa adım attığım dönemlerde hayranı olduğum ve asla ezberimden silinmeyen bu koku, neden bu adama aitti ki aynı zamanda?

“İyi misiniz Ela Hanım?”

“Ben… Çok korktum sadece.” diyerek geçiştirdim. “Tuhaf gelecek ama size bir şey soracağım.”

“Sizi dinliyorum?”

“Liseyi nerede okudunuz? Yani hangi semtte?”

“Küçükçekmece.” diyerek meraklı bir ifadeyle kaşlarını çattı. “Neden sordunuz?”

Aynı okulda olma ihtimalimizi sorguladım yakışıklı… Yakışıklı mı? Evet evet, bal gibi de yakışıklı! “Bir önemi yok.” diyerek geri çekildim ve dokunuşundan sıyrıldım. “Teşekkür ederim, beni kurtardınız.”

Başını öne eğip dikkatli bakışlarını yüzümde dolaştırdı. “Rica ederim. Biraz daha yürümek ister misiniz?”

“Aslınsa epey geç oldu.” dedim. “Eve dönsem iyi olacak.”

“Pekâlâ, sizi bırakayım.”

“Hiç gerek yok.”

“Olmaz öyle, bu saatte tek başınıza gitmenize izin veremem.”

Keyifle kabul ettim ama bunu belli etmemeye niyetliydim. “Şey, tamam öyleyse.”

“Yalnız kendi arabam yok. Neden diye sorarsanız da araba sürmeyi sevmiyorum. Zaten ben de taksiyle geldim ve sizi taksiyle bırakacağım evinize.”

“Benim için sorun değil.”

Can Bey kısa bir telefon görüşmesinin ardından bulunduğumuz yere bir taksi çağırdı. Birlikte taksiye bindik. Ev adresimi şoföre verdikten sonra geriye yaslandım. Cam kenarında oturmaya her ne kadar bayılıyor olsam da sebepsizce ortada oturuyor ve aramızdaki mesafenin de epey kısa kalmasına sebep oluyordum. Kokusunu biraz daha içime çekebilmek için bir bahane dilenirken sessizce, taksinin viraj almasıyla bedenimin hafifçe ona yaslanması bir oldu. Yakınlığımızdan faydalanarak kokusunu derin bir nefesle içime çekerken iyice psikopat bir sapığa dönüştüğüm için de iç sesim beni küfür yağmuruna tutuyordu.

Viraj sona erdiğinde oturuşumu düzeltip Can Bey’e özür dolu bir bakış gönderdim. “Kusura bakmayın.”

“Mühim değil.” diyerek bana yine içimi sıcacık eden o bakışı sundu.

Birden dudaklarımdan bir soru firar etti. “Bana neden böyle bakıyorsun?” Resmiyeti es geçmem bir tarafa dursun, bu soru da nereden çıkmıştı böyle?

“Nasıl bakıyor muşum?” diye sordu, derinden gelen bir ses tonuyla. Göz kapakları yarı kapalı sayılırdı.

“Gördüğün en güzel şey gibi.”

“Öylesin.”

“Hayır.” diyerek başımı öne eğdim.

Nazikçe çenemi tutup başımı kaldırmamı ve ona bakmamı sağladı. “Sen güzelsin. Hissetmediğim bir şey söylemem. İnan bana çok güzelsin.”

İçim sıcacık olmuştu birden. Elini geri çekip beni dokunuşundan mahrum bıraktığında tuhaf bir yokluk hissiyle çalkalanmıştım ve o anda hemen arabadan inip arkama bile bakmadan kaçmam gerektiğini anladım. Ses tonu bile beni etkilemesi için yeterli bir etkenken kokusu ve görünüşünden, hatta kaleminden dökülen o muazzam kelimelerinden bahsetmiyordum bile.

Şoförün, “Geldik.” demesiyle cam kenarına adeta yapışmam bir oldu.

“İyi akşamlar Can Bey.” diyerek cevap vermesine bile müsaade etmeden kapıyı açıp araçtan indim.

Arkama bakmadan dairemin bulunduğu apartmana yöneldim. Topuklarımla asfalt yolda delikler açmaktan zerre tedirginlik duymuyor, aksine bunu diliyor ve gerginliğimi bir şekilde atmak istiyordum.

Nihayet apartmanın kapısına ulaştığımda çantamı karıştırıp anahtarımı buldum ve tam o anda taksicinin parasını ödemediğim aklıma geldi. “Kahretsin!” Geriye dönüp baktığımda taksinin çoktan gittiğini fark ettim. “Çifte kahretsin!”

Çantamdan cep telefonumu çıkarıp Can Bey’e mesaj göndermeye karar verdim. Yeniden Can Bey oldu… Aramaya yüzüm yoktu. Lütfen, bir süre o sesi duymayayım!

Kusura bakmayın, taksi parasını ödemeyi unuttum. Bana hesap numaranızı gönderirseniz en kısa sürede hallederim.

Telefonu çantama atıp apartmanın kapısını açmam ve daireme ulaşmam arasında geçen zaman dilimi resmen kayıptı. Aklım darmadağınıktı. L şeklindeki koltuğumun köşe kısmına bitkin bir şekilde yerleştiğimde cep telefonumun mesaj bildirim sesi ulaştı kulaklarıma. Koltukta biraz öteye bıraktığım çantama uzanıp telefonumu içinden çıkardım ve ekrana baktım. Can Bey’den bir mesaj gelmişti.

Mühim değil, zaten ödemenize izin vermezdim. Ama bu kadar dert ediyorsanız bana bir kahve ısmarlarsınız ve ödeşiriz.

Histerik bir kahkaha firar etti dudaklarımdan. Başımı geriye doğru yasladım ve gözlerimi kapattım. Kahkaham yalancı bir ağlamaya dönüştü hızla. Kendime acıma seansıma yarın son verirdim. Bu süreçte başıma örmekte olduğum çorabı kabullenmeye çalışacaktım.

Çağla Fulya

Mükemmel Karma’nın tüm bölümlerine ulaşmak için tıklayınız.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.