Mükemmel Karma | 4.Bölüm

Mükemmel Karma’nın önceki bölümlerine ulaşmak için tıklayınız.

Ela

Güneşin doğuşuna sayılı dakikalar vardı belki de eve vardığımda. Birkaç saat oyalandıktan sonra ofise gelmiştim. Hiç uyumadığım halde uykusuz da hissetmiyordum. Keyfim de gayet yerindeydi. Oysa uyku kesinlikle en büyük zaaflarımdandı ve uykumu alamayınca çok huysuz olurdum. Sanki normalde huysuz değildim de…

Bakışlarımı masamın üzerindeki boş kahve fincanına çevirdim. İstemsizce gülümsedim. Saatler önce bir adamın kapısında kahve içmiştim.

“Can…” diye fısıldarken buldum kendimi. Tanrım! Adı çok güzel! Gözlerinden kalpler çıkan liseli kız modundan çıkıp hafifçe omuz silktim. “Sıradan bir isim işte.” İç sesim itiraz bayrağını çekmeden önce gerçeği kabul ettim. Can ismini gerçekten çok sevmiştim.

Bakışlarım bilgisayar ekranımdaki saate takıldığında yerimde huzursuzca kıpırdandım. Can Bey her an gelebilirdi. Gerçi saat öğleni geçmek üzereydi ama ben yine de umutluydum.

“Arasa mıydım ki?” Beceriksizce kaşlarımı çattım. “Ne münasebet?”

Ofis telefonumun çalmasıyla yerimde sıçramam ve akabinde dizimi masaya adeta geçirmem bir oldu. “Kahretsin!” Telefonu elime alıp aramayı cevaplayarak kulağıma götürdüm. “Efendim?”

Asistanım Sema’nın sesi ulaştı kulaklarıma. “Ela Hanım, Can Bey burada.”

“Hemen içeri gelsin!” dedim telaşla. Yüzümü buruşturdum. “Onu bekliyorum sabahtan beri!” Ah lanet! Avuç içimle alnıma vurdum. Sakin ol Ela!

“Gelebilir yani, Sema. Yani lütfen içeri gelsin.”

“İyi misiniz Ela Hanım?”

Telaşla koltuğumdan kalkıp ofisimle bağlantılı olan lavaboya girerek aynada kendime baktım. “Fena görünmüyorum.” dedim, hâlâ kendimi incelemeye devam ederek. Hafifçe yan döndüm. “Ben kilo mu aldım Sema?”

“Ela Hanım, Can Bey’e odanıza kadar eşlik edeyim mi?”

“Evet evet, lütfen.”

“Pekâlâ.”

Arama sonlandığında ofis telefonumu kulağımdan uzaklaştırıp dalgınlıkla bir süre daha aynadaki aksime baktım. Siyah kalem eteğim ve siyah gömleğimle cidden sıkıcı bir görüntüm vardı. Daha renkli giyinmeliydim. Hem kilo falan da almamıştım!

Lavabodan çıkıp yeniden masamın arkasındaki koltuğuma yerleştim. Ofis telefonumu masanın üzerindeki yerine bıraktım. Sabırsız bekleyişim de başlamış oldu böylece. Bir süre sonra kapım tıklatıldı.

“Girin!” diye seslendim.

Kapı yavaşça aralandı ve Can Bey görüş açıma girdi. Çevremdeki erkeklerden çok farklıydı. Kalın kaşlarını gölgeleyen siyah saçları hafif dağınık duruyordu. Yüzündeki kirli sakalıysa ona bambaşka bir hava katıyordu. Çocuksu, küçük bir tebessüm süslüyordu dudaklarını ve kahverengi gözlerindeki ışıltı buna eşlik ediyordu. Üzerinde lacivert, spor bir gömlek vardı. İlk düğmesi açıktı sadece.

“Hoş geldiniz Can Bey.” dediğim sırada ayağa kalktım.

Odanın ortasına doğru ilerlerken, “Hoş buldum.” dedi. Sesine hafif muzip bir ton karıştı hemen. “Görüşmeyeli nasılsınız Ela Hanım?”

Gülümsedim. “İyiyim, teşekkürler.”

Masama yaklaşıp bana elini uzattı. Elimi uzatıp onunkini kararlı bir şekilde sıktım ve elini bırakamadım bir an için. O kısacık ana sonsuz saniyeler sıkıştırmış gibi hissettim. Dokunuşunun verdiği his sebepsizce hoşuma gitmişti. Kahverengi gözlerine takıldı bakışlarım. Sağ gözünün kahverengisinde daha koyu renkte küçücük bir benek vardı. Bu da o güzel gözleri ayrıcalıklı kılıyordu. Hem ne güzel gülümsüyordu bu adam böyle…

“Bir isteğiniz var mı Ela Hanım?”

Sema’nın varlığını unuttuğum, hatta fark etmediğim için kendime sessiz küfürler ederken hızla Can Bey’in elini bıraktım. “Bir şey içer miydiniz?”

“Bir çay alayım.” dedi.

Bakışlarımı kapı pervazında dikilmekte olan Sema’ya çevirdim. “Ben de sütlü bir kahve alayım Sema, teşekkür ederiz.”

Sema, bir baş selamıyla geri çekilerek kapıyı kapattı. Bakışlarımı yeniden karşımda durmakta olan adama çevirdim. “Oturmaz mıydınız?” derken masamın önündeki koltuklardan birini işaret ettim.

Yavaşça sağ çaprazımdaki tekli koltuğa oturdu. Ben de koltuğuma yerleşip dikkatle ona baktım. Öyle rahat bir duruşu vardı ki hiçbir gerginlik belirtisi taşımıyordu. Ama derinlerde bir yerde bunun sadece vitrin görüntüsü olduğunun bilincindeydim.

“Siz görüşmeyeli nasılsınız?” diye sordum, ima yüklü bir ses tonuyla.

“İyiyim, teşekkür ederim.” dedi gülümseyerek. Kısacık bir an gözlerini kırptı. Teşekkür ederken kullandığı tonlama bile kendisine özgüydü. Ezberlemesi kolaydı. Ezberlemesi bile güzeldi.

“Yazmak dışında nelerle uğraşıyorsunuz Can Bey?”

“İnsanların sırlarını açığa çıkarıyorum.”

Merakla kaşlarımı çattım. “Anlayamadım.”

Başını eğdi gülerken. Bakışlarını yeniden bana çevirdi. “Fotoğrafçıyım ben Ela Hanım. Yaptığım işe böyle deniyor ancak ben sırları açığa çıkarmak diyorum. Görünenin arkasına saklananları ortaya çıkarmayı amaçlıyorum fotoğraflarda.”

“Bu çok hoş!” dediğim sırada şaşkınlığımı gizleyememiştim. “Anladım.”

Bir süre birbirimize baktık. Zaman akıp giderken yaşadığım şeyin ne olduğunu çözmeye çalıştım. Tuhaf bir dinginlik anıydı. Son derece sakin ve huzurluydum. Sanki bütün karmaşa bizim dışımızdaydı. Geri kalan her şey soyut birer detaydı.

“Siz neden editör oldunuz?” diye sorarak sessizliği böldü. Sesindeki merak barizdi.

“Çok enteresan bir öyküsü yok aslında. Kitaplara âşığım, onlar benim dünyam ama hiçbir üretkenliğim yok bu konuda. Ben de madem yazamıyorum, en azından kelimelerin okuyucuya güzel bir şekilde sunulmasına yardımcı olayım dedim ve işte buradayım.”

Beğeni dolu bir bakışla ve daha önce duymadığım, beni sarsan bir ses tonuyla konuştu. “İyi ki buradasınız Ela Hanım.”

Ne tarafa düşüyoruz? Lütfen, ne tarafa düşüyoruz? Adam sadece nazik olmaya çalışıyor, tamam ama neden o ses tonu? Lanet!

Ofis kapısının tıklatılmasıyla girdiğim saçma ruh halinden sıyrıldım. “Girin.” diye seslenmemle kapının açılması bir oldu.

Sema, elinde taşıdığı tepsiyle Can Bey’e yaklaştı ve çay bardağını hemen önündeki küçük sehpaya bıraktı. Daha sonra da uzanıp kahve fincanımı benim önüme bıraktı ve seri adımlarla ofisten çıkıp kapıyı kapattı.

Can Bey, çay tabağının kenarına bırakılmış iki tane küp şekeri çayının içine attığında istemsizce gülümsedim. “Nihayet çayı iki şekerle içen biri! Hatta şekerle içtiğiniz için bile bu tepkiyi verebilirim.”

Göz ucuyla bana baktı. “Sadece ilk bardakta. Sonra azaltıyorum.”

“Peki en nihayetinde şekersiz mi içiyorsunuz?”

Gülümsedi. “Şekersiz içmeme gerek kalacak kadar çok çay içmedim sanırım.”

Bir süre ona baktıktan sonra artık şuna bir son vermem gerektiğini düşünerek duruşumu dikleştirdim. “Kitabı ne zaman yazmaya başlarsınız?”

“Kendimi ne zaman hazır hissedersem.”

“Kendinizi ne zaman hazır hissedeceksiniz peki?” diye sorduğum sırada beceriksizce sol kaşımı kaldırdım.

Bakışları yüzümde dolaştı. Bir şeyler içime dokunmuştu. Bana sanki yeni doğmuş bir bebeği görmenin verdiği hayranlıkla bakıyordu. Aşırı değildi hayır ve minicik, hoş bir gülümseme eşlik ediyordu bakışlarına. Bana böyle bakmamalısın…

“Bana biraz malzeme vermelisiniz, Ela Hanım.”

“Haklısınız.” diyerek bu durum için hazırladığım ve şu an masamın üzerinde duran dosyayı ona doğru uzattım. “Gerekli tüm kişisel bilgilerim burada mevcut. Sevdiğim renkten tutun da en beğendiğim parfüm markalarına kadar.”

Hâlâ bana bakmaya devam ederek, “Peki ya geçmişiniz?” dedi.

“Anlamadım?”

“Geçmişiniz sizi siz yapan detaylarla dolu. Sevdiğiniz rengin neden o renk olduğunu bilmem gerek örneğin. Ya da bahsettiğiniz o kokuyu neden beğendiğinizi.”

“Bu fazla özele girmek olmuyor mu?”

Bakışlarını kaçırarak sesli bir şekilde güldü. “Sizi yazmamı isterken aklınızdan ne geçiyordu?” Hemen sonra bakışları yüzümü buldu. “Hakkınızda gerekli her şeyi bilmeden yazamam.”

Elimi boynuma götürüp bilinçsiz bir şekilde kaşıdım. “Şey…” Derin bir nefes alıp verdim. “Küçük adımlarla ilerlesek? Mesela ben anlattıkça yazsanız?”

Yavaşça çay bardağını aldı ve bardağı dudaklarına götürüp bir yudum içti. Boğazındaki küçük çıkıntı aşağı yukarı hareket ederken ben de yutkunmuştum istemsizce. Hey, neler oluyor? Bardağı masaya geri bırakırken kendini hafifçe kasarak başını aşağı eğdi.

“İyi fikir aslında.” dediği sırada avuç içlerini birbirine sürttü. “Ne zaman başlarsınız anlatmaya? Mesela bugün ya da bu akşam olur mu?”

Beceriksizce sol kaşımı kaldırarak gülümsedim. “Hemen mi?”

Bana yine o bakışı sundu… Bana böyle bakma, lütfen…

Siz kendinizi ne zaman hazır hissederseniz demek isterdim Ela Hanım fakat hiç hazır mıyım diye sormadan benden kitap yazmamı istediniz. Kusura bakmayın, bu konuda size yardımcı olmayacak, hatta sizi epey sıkıştıracağım. Gün ortası pek mümkün değildir sanırım ama eğer uygun olursanız ki bence uygun olun, bu akşam sizi yemeğe çıkarmaktan mutluluk duyarım. Hem bana biraz kendinizden bahsedersiniz.”

“Bana çıkma teklifi mi ediyorsunuz?”

Hafifçe kaşlarını kaldırdı. Sanki ne söylediğini o da yeni fark ediyor gibiydi. “Sanırım öyle yaptım ama bunun romantik bir yanı yok.”

Sessiz geçen birkaç saniyenin ardından kontrolüm dışında konuştum. “Elbette yok!” Şu an alnıma vurmak istiyordum. Neden bu kadar ani tepki veriyordum ki? Sakin ol Ela! “Şey, olur.”

“Harika.”

“Peki sözleşmeye geçelim mi?”

Kısacık bir anlığına göz kapaklarını kapatıp açtı ve gülümsedi. “Olur.”

Çağla Fulya

Mükemmel Karma’nın tüm bölümlerine ulaşmak için tıklayınız.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.