Mükemmel Karma | 2.Bölüm

Can

Perdelerin arasından süzülen sokak lambalarının ışıkları odamı loş bir aydınlığa kavuşturmuştu. Uyuyamıyordum. Henüz uykuya yeni dalmışken zihnimi yoklayan kötü rüyalarımın etkisiyle uyumak adına olan bütün umutlarımı kaybetmiştim. Rüya görmeyi sevmiyordum. Bana göre hayal kurmak daha güzeldi. Hayaller, yönetebileceğimiz anlara ev sahipliği yapabilirdi. Evet, gerçek değildi ama yine de bize aitti.

Yatakta doğrulup oturdum. Sanırım bir duş alsam iyi olacaktı. Tişörtümü bir hamlede çıkarıp yatağın yanına, yere attım. Yataktan kalkıp yavaş ve sarsak adımlarla odamdan çıktım. Tam koridorun sonundaki banyoya gidecekken kulaklarıma tuhaf bir ses ulaştı. Tamam, normalde tuhaf sayılabilecek bir ses değildi ama gecenin bu vaktinde epey tuhaftı. Zil çalıyordu!

Hızlı adımlarla kapının önüne geldiğimde, “Kim o?” diye seslendim.

Hoş bir kadın sesi ulaştı kulaklarıma. “Bu saatte rahatsız ettiğim için kusura bakmayın, Can Bey mi acaba?”

“Evet?”

“Ben Ela Armağan, editörüm. Yayınevimize gönderdiğiniz dosya hakkında konuşmak istiyorum.”

“Bu saatte mi Ela Hanım?” diye sordum şaşkınlıkla.

“Haklısınız, hiç normal bir saat değil ama inanın bekleyemedim.”

Gözlerimi devirdim. Bu nasıl bir saçmalıktı böyle? Bir süre bekledikten sonra kapıyı açtım. Kızıl saçlı bir kadın adeta tökezleyerek içeri girdi. Duruşunu dikleştirip bakışlarını benimkilere çevirdiğinde olduğum yerde kaldım. Saçları omuzlarına dökülüyordu. İnce kaşları şaşkınlığını vurgular gibi havaya kalkmıştı. Mahcup bir gülümseme bahşetti bana. Sol yanağında gamzesi vardı…

“Affedersiniz.” derken bir tutam saçını kulağının arkasına sıkıştırdı. Birkaç adım geriye çekildi. Artık içeride değildi. “Gerçekten çok özür dilerim.”

Önemli değil, küçük hanım… Hiç önemli değil…

“Müsaitseniz konuşmak istiyorum.” dediği sırada bakışları aşağı indi ve birden küçük elleriyle gözlerini kapattı. “Neden üzerinizde bir şey yok?”

“Üzerimde bir şey var.” dedim onun bu haline gülerek. Eşofmanım hâlâ üzerimdeydi gerçekten de.

“Kaç insan kapıyı bu şekilde açar ki?”

“Kaç insan gecenin bu vaktinde bir adamın kapısına dayanır ki?”

“Haklısınız.” diyerek arkasını döndü. “Lütfen üzerinize bir şey giyin. Hızlıca konuşup gideceğim.”

“İsterseniz içeri geçin Ela Hanım.”

Birden bana döndü. “Siz beni ne sanıyorsunuz?”

Merakla kaşlarımı çattım. “Editör?”

İşaret parmağını bana doğru salladı. “Bu saatte hiç tanımadığım bir adamın evine girecek değilim ya!”

O parmağı öpebilir miyim, Ela Hanım? İç sesime yüzümü buruşturarak karşılık verdim. Bu da nereden çıkmıştı şimdi?

“Bu saatte hiç tanımadığınız bir adamın kapısına dayanmakta hiçbir sakınca görmediniz ama.”

Elini saçlarının arasından geçirdiği sırada rengi siyaha çalan, koyu kahverengi gözlerine takıldı bakışlarım. Siyah birer aynadan farksızdı. Beni içine çeken… Kes şunu Can!

“Haklısınız. Neyse, hemen konuya gireceğim. Dosyanız beni çok heyecanlandırdı. Dün gece sabaha kadar yazdıklarınızı okudum. Bugün işten çok geç çıktığım için ancak bu saatte bitirebildim. Adres bilgilerinize baktığımda sizin de İstanbul’da yaşadığınızı öğrenince ne kadar sevindiğimi anlatamam. Sabredemedim işte, anlayın. Bu her zaman başıma gelen bir durum değil.”

Merakla tek kaşımı kaldırdım. “Ne her zaman başınıza gelen bir durum değil?”

Kollarını çapraz bir şekilde önünde birleştirdi. Düşünceli bakışları aşağı kaydı ancak hemen sonra yüzüme geri döndü. Bir dakika, kızarmış mıydı o? Vay canına! Hâlâ kızarabilen insanlar var mıydı?

“Yani bir kitabı beğenmekten bahsediyorum. Ben… Âşık oldum!”

Uzun süren sessizliğin ardından dudaklarımdan iki harf, tek hecelik saçma bir şey firar etti. “Ha?” Nesin sen? Konuşmayı yeni mi öğrendin? Ha nedir?

“Âşık oldum işte!”

“Bana mı?”

“Yok deve!”

Başımı hafifçe yana eğdim. “Ne?”

Ela Hanım’ın bakışları boynuma yöneldi ancak hemen sonra yüzüme geri döndü. Dikkati ne kadar da dağınık bir kadındı böyle…

“Yani size âşık değilim Can Bey, yanlış anladınız. Öyle bir şeyin ihtimali bile yok.”

“Neden?”

İnce kaşlarını hafifçe çattı. “Ne neden?”

Kaplumbağa deden… Lanet olsun, ne saçmalıyorum ben? “Ela Hanım neye, kime âşık oldunuz?”

“Yazdıklarınıza tabii ki!”

Tuttuğumu bile fark etmediğim nefesimi serbest bıraktım. “Şükürler olsun!”

“O niye?”

“Yani bana âşık olmadığınız için sevindim.” Gerçekten mi? Buna sevindim mi? Elbette ki sevindim!

“Size neden âşık olayım Can Bey?”

Hiç işte. Değil mi Can? Kadın haklı! “Yani, haklısınız.”

“Asıl konumuza dönecek olursak… Kitabınızı bu yılki yayın programımıza dâhil etmek istiyorum.”

Bir süre düşündüm, düşündüm ve düşündüm. “Peki.”

“Sözleşme için ne zaman görüşelim?”

“Yarın gece kapıma dayanmaya ne dersiniz? Belki bu sefer üzerimde bir şey olur.” Belki olmaz. Hay lanet!

Bakışlarını kaçırdı. “Affedersiniz, haklısınız. Cidden çok heyecanlandım.”

“Anlıyorum.” Ben de heyecanlandım mesela. Ama niye bilmiyorum.

“Öyleyse yarın müsaitseniz sizi ofise davet etmek isterim. Hem sözleşme detaylarını konuşuruz hem de…”

Hem de? Evet, devam edin… “Hem de?” diye sordum.

“Bilemedim, yarın ofise gelirseniz çok iyi olur. Şey, yani teknik olarak bugün… Öğlen saat bir civarı uygun mudur?”

“Uygun.” Olmaması mümkün mü?

“Tamam öyleyse, yarın görüşmek üzere,” diyerek minik elini bana doğru uzattı.

“Pekâlâ.” dediğim sırada elini hafifçe sıktım ve elini bırakmadım, bırakamadım. Bela geliyorum diyor Can. Bela, ciddi ciddi geliyorum diyor. Bırak artık!

Yavaşça elini bıraktım. Daha o an tuhaf bir yoklukla çalkalandım. Bu hisse karşılık kaşlarımı çatmakla yetindim. Ela Hanım yine bir saç tutamını kulağının arkasına sıkıştırdı. Bakışlarını kaçırıyordu. Gerçekten dikkati dağınık birine benziyordu.

“Hep böyle misiniz?” diye sorarken buldum kendimi.

Bakışları hızla benimkileri buldu. “Nasılım?”

“Endişeli, gergin…”

“Şey, sanırım. Ve saat epey geç.”

“Evet, saat epey geç. Ve uyumakta zorlandığım bir gece. Ne dersiniz, birer kahve içelim mi?”

Bir süre bakışlarını çevresinde dolaştırdı. Evimin bulunduğu katta iki daire daha vardı. Kim bilir? Belki de ona zarar verme ihtimalimden korkuyordu. Berbat bir zamanda yaşıyorduk, bir yandan haklıydı ama istemeden de olsa alınıyordum. Ben öyle biri değilim Ela, kimseye zarar vermem… Ve sana, asla zarar vermem ki ben…

“İçeri girmem Can Bey.”

Bir süre düşündükten hafifçe gülümsedim. “Tamam öyleyse, harika bir fikrim var.”

Çağla Fulya

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.