Çilekeş Kardeşler | 1.Bölüm

1.BÖLÜM

|İkizler Birbirinin Aynasıdır|

Bir varmış, bir de yokmuş. Evvel bir zamanın içinde kalburla samanın arasına sıkıştırılmış ve kamburluğa sürüklenmiş, pirelerin berberlerde cirit attığı, develerin tellallık konusunda fire vermediği, diğerlerine göz açtırmadığı dönemde annelerinin beşiklerini tıngır mıngır salladığı iki deli oğlan yaşarmış. Bakmayın siz birinden duymuş gibi anlattığıma. Daha gözlerini dahi açamadan kıyamet kopmuşçasına ağızlarını açarak koca ameliyathaneyi inlettikleri hallerini bilirim ben onların. Ayrı ayrı göbek bağlarının kesilip bir bir Hukuk Fakültelerine gömüldüğüne de şahidim. Sonra toprak kaymasıyla göbek bağları ayrılarak biri kampüsün halı sahasına diğeri kütüphanesine mi dağıldı bilinmez, ikilinin hareketleri hem ailenin hem de benim hukuktan umudu kesmemize sebep oldu. Bir de isim koyma meselesi vardı ki, anlatsam roman olur. Günlerden bir gün Gönül Hanım evlat sahibi olacağı haberini almış. Bak buralarda ben de yoktum. Duyduğumu anlatıyorum. Koşa koşa Salim Bey’e haber vermiş. Salim Bey’in bu haber üstüne günlerce Mahmut Tuncer eşliğinde halaya durduğuna dair rivayetler var. Kolay değil tabii. Salimoğlu çifti artık bir aile oluyor. Aileden gelen koyu milliyetçilik ve isminden duyduğu memnuniyetsizlik üzerine Salim Bey hemen olaya el koyarak doğacak çocuğun ismini oturma odasının ortasında ellerini açmış vaziyette belirler, “Oğlumun adı Alper olacak! İsmi gibi yiğit, ataları gibi şanlı olacak!” Böylelikle ilk oğlumuzun kaderini belirlemiş ve dedesine verdiği sözü tutmuş Salim Bey. Daha ilk oğlan doğmadan Gönül Hanım’a ikinci çocukla alakalı planlarını anlatıyor ve ona da diğer dedesinin ismi olan Tonyukuk ismini koyacağını söylüyormuş. “Yok Kül Tigin Balasagun!”

Günler günleri hız kesmeden kovalarken Salim Bey de işlerini kovalıyormuş. Aile olmak kolay değil ve çalışması gerekiyor. Öyle ki eve de yorgun düşüyormuş. Gönül Hanım’ın hamile haliyle aşerdiği şeylere kimi zaman yetişemiyormuş. Hele ki kışın ortasında Gönül Hanım’ın yersiz bir şekilde çilek aşermesi karşısında kılını bile kıpırdatmamış. Aşerme konusunda çok hassas olan ve doğum lekesi endişesi duyan Gönül Hanım kendini ne kadar paralasa da çileği yiyememiş. Onun dışında gece üçte enginar, sabah namazı öncesinde patlıcanlı musakka, ikindi kerahatinde de çikolata sürülmüş, arasına muz ve fındık parçacıkları serpiştirilmiş pankek aşerdiği de olmuş Gönül Hanım’ın. Allah sizi inandırsın bunları da bir bir yapmış Salim Bey. Fakat Gönül Hanım’a kontrollerde eşlik edememiş. Bu yüzden Gönül Hanım tek başına gitmiş ve her defasında Doktor Elif Hanım’ın ultrasonda,

“Eee bebekler doğmuş, neredeler?” şakasına maruz kalıyormuş. Eşiyle gidemeyen Salim Bey de oğluna Kurtlar Vadisi’nin jenerik girişini anımsatan o fotoğraftan bakabiliyormuş. Bu yüzden de Gönül Hanım’ın kendisinden sakladığı büyük kozdan habersizmiş. Gönül Hanım, Salim Bey’i Alper’den sonra doğacak ilk çocuğun adına kendisinin karar vermesi konusunda zor da olsa ikna etmiş. Bu yüzden de karnında Alper’e eşlik eden biri daha olduğunu Salim Bey’e, babalarına söylememiş. Birinin adı Alper iken diğerinin adının Tonyukuk, Kül Tigin Balasagun olmasına müsaade edemezdi tabii. Atalarımız başımızın tacı, yolumuzun değişmez rehberi, evlatlarımızın tek ilhamı ama isim koyarken gümbür gümbür gelmekte olan popüler kültürü de düşünmek şarttı. Düşünmedi. Bunca söze konulması beklenen isim Alp, Alperen hadi en fazla Alparslan idi ama Gönül Hanım’ın da bu konuda farklı fikirleri vardı. Doğum günü gelip çatmış. Aylarca hanımıyla bir kez olsun kontrole gitmeyen Salim Bey, bir gece vakti ansızın gelecek bir sancı karşısında yaşayacağı paniği ve duyacağı korkuyu düşünerek Gönül Hanım ile beraber doğuma 1 ay kala hastane sokağında oturan kardeşi Burhan’ın evine yerleşmiş.

Tarih Haziran’ın 22’sine dayandığında Salimoğlu Kardeşler, Malazgirt’te Türkler’in, Anadolu’nun kapısına dayandığı gibi dayandılar dünyanın eşiğine. Eşinin yanında doğuma giren Salim Bey bir yandan hayatının aşkı olan Gönül Hanım’ın elini tutuyor, bir yandan da doğacak çocuğunu, Alper’ini gözlüyordu. Kısa bir süre sonra Elif Hanım’ın kucağında çirkin mi çirkin bir bebek hemen ardından da hemşire Aylin’in kucağında huysuz mu huysuz başka bir bebek göründü. Gözlerini ovalayan Salim Bey,

“Sana şükürler olsun yüce Rabbim! Evladımı ve eşimi bana bağışladın.” diyerek Gönül Hanım’a döndü ve, “Kerata nasıl heyecanlandırdıysa çift görüyorum hanım.” dedi.

“Çift görmüyorsunuz Salim Bey. Allah bağışlasın çakı gibi ikizleriniz oldu.”  demez mi Elif Hanım? Salim Bey o an belli etmedi ama kırılmıştı eşine. Böylesine bir haber saklanır mıydı babadan? İki gün hastanede kaldılar ve sonra da eve geçtiler. Doğalgaz işini yaptığı bir imamı gizlice eve getirdi Salim Bey. Gönül Hanım ve oğlanlar uyurken bir süre sohbet ettiler.

“Vallahi Salim usta hakkını helal et.” dedi imam efendi.

“Varsa helal olsun hocam, hayırdır?”

“Daha da utandırma beni Salim usta. Borç meselesi işte. Kimse ölmüyor ki borcunu ödeyelim.”  dediğinde Salim Bey çaktırmadan sağına savurduğu tövbeden sonra oğlanların ağlama sesleriyle irkildi. Sessizce kaptığı gibi odaya getirdi. İmam efendiye oğlanlardan birine Alper ismi için ezanı okuttu. Tam Tonyukuk için diğerine geçecekti ki Gönül Hanım devreye girdi.

“Ne o Salim Efendi? Sözünü çabuk unuttun.”

“Mızıkçılık yaptın hanım. Bana ikiz oğullarım olacağını söylemedin. Yalanın olduğu yerde verilmiş sözün de hükmü yoktur. Oğlanın adı Tonyukuk olacak!”  dediğinde imam efendi tartışmanın alevleneceğini sezerek araya girdi ve,

“Aman Salim Bey, bir ömür hanımınızın içinde mi kalsın koyacağı isim? Adil olan iki tarafın da ortak payda da buluşmasıdır. Kırmayın hanımınızı.”  dedi. Salim Bey gönülsüzce evet dedi gönlünü her defasında fetheden Gönül Hanım’a. İmam Efendi sordu,

“Ne isim düşündünüz Gönül Hanım?”  diye.

“Satılmış!”  diye bağırdı Gönül Hanım. Bunun üstüne oturduğu yerden adeta 1-2 metre uçarak ayaklandı Salim Bey, “Ne? Ne diyorsun sen hanım?”  diyerek.

“Hayırlı olsun Salim amca, Gönül teyze.”  diye araya girdi üst komşunun ortanca oğlu Satılmış. Onu görünce rahatladı tekrar Salim Bey ve kafa sallayarak karşılık verdi. Tekrar Gönül Hanım’a döndü ve, “Söyleyiver artık Gönül. Bitsin artık bu merasim.”  dediğinde Gönül Hanım yan yana yatmakta olan iki oğluna yaklaşarak Alper’in elini henüz ismi konmamış oğlunun elinin üstüne koydu, derin bir nefes aldı ve bir çırpıda döktü ağzından, “Agâh!”  ismini. İmam efendi, Salim Bey’in karşılık vermesine fırsat tanımadan Agâh’ı kucağına alarak ezanı okumaya başladı. Her ne kadar bir yerden sonra alışsa da bu isme, Salim Bey, Agâh’ı ara ara “Tonyukuk” diye de çağırdı. Böylelikle doğalgazcı Salim Usta ile Ev Hanımları Genel Koordinatörü Gönül Hanım’ın yeryüzünde ömür boyu kendilerini temsil edecek, hayallerini yaşatacak, ileride çok büyük adamlar olarak ailelerini yüceltecek evlatlarının noksanları tamamlanmıştı. Alper Salimoğlu ve Agâh Salimoğlu, hayatın tüm keşmekeşiyle savaşmak için hazır durumdaydı. Noksanları yoktu ama fazlaları vardı. Hey gidi koca Salim Efendi! Ne diye almazsın hanımının istediği çileği?

“Oğlanlarda doğum lekesi var!” diyerek müjdeyi veriyor Elif Hanım ama keşke leke demese. O kadar da kötü değil bence. İz deyin, hatıra deyin ama leke demeyin. Oğlanların boyunlarında yarımşar çilek izi vardı. Doktorun söylediğine göre doğum esnasında koştur koştur hayata giden bebeklerin peşinden bir tane de siyah bir çilek gelmekteymiş. Tam çıkışta ortalarına düşüvermiş. Oğlanlar da çekiştire çekiştire ikiye bölüvermişler çileği. Yarısı Alper’de, yarısı Agâh’ta. Bunun üstüne Gönül Hanım ve Salim Bey çifti pek üzülmüş. Hatta Salim Bey apartmanın bahçesine bir tane çilek ağacı dikivermiş. Hoş, neye yarar ki son pişmanlık? O tren kaçtı bir kere Salim Efendi!

Öyle ya da böyle büyüyeceklerdi.  Büyüdüler de. Kalplerinin içine ailelerini, sarının yanına da kırmızıyı koydular. Mercimeği fırında, acıyı lahmacunda sevdiler. Kebabı tabakta pilavın yanında çatalla değil, lavaşın arasında şalgamın yandaşlığında gömdüler. Yeri geldi aralarında tek bir fark olsun diye biri basket oynamayı bıraktı ama yine de denge değişmedi. Eşit oranda uzadılar. Yanı boşken minibüse bir çift bindiğinde çift ayrı kalmasın diye delikanlı olup daima kalkıp yer verdiler. Küçüklükten beri hep çok zekilerdi. Hatta hiç küçük olmamışlardı. Büyümüşte küçülmüş lafının iki bedene sığmış haliydiler. Akranları agu bugu diye etrafta gezerken onlar Aganta Burina Burinata’yı çoktan sökmüş, sol yanına Halikarnas Balıkçısı’nı yapıştırmıştı. Sohbet edeceklerse iki lafın boynunu kırarlar, belini kırarak acı çektirmeye gönülleri razı gelmezdi. Her şeyden önce sırt sırta verdiklerinde kendilerinden eminlerdi. Hatta zamanında küçük dağların yaratılış kadrosunda bulunduklarına dair iddialar bile ortaya atılmıştı ama yaşları bu iddiaları çürüttü. Sadece kardeş değillerdi. Aynı zamanda ikizlerdi. Birbirleri için varlardı. Çünkü ikizler birbirinin aynasıydı.

Yani arkadaş pes doğrusu! O kadar anlattık, bir Allah’ın kulu da sormaz mı sen kimsin diye? Siz sormadınız ama hadi ben anlatayım. İşte ben o annenin hissine hayal olan ve sonsuza dek o kardeşlerin peşini bırakmayacak olan, paylaşamadıkları, kiminin leke diyerek kirlettiği ama varlığımla kardeşliklerini simgelediğim, sırf onlar beraber olsun diye kendi eşimden vazgeçtiğim; o izim, çileğim.

Agâh Ensar Can

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.