Günün Sonunda | 20.Gün

20.Gün

03.04.2021

Sevgili Günlük!

Pandeminin birinci yılını geçtiğimiz günlerde geride bıraktık. Boşa geçmiş bir yıl. Daha çok sevebilecekken eksik kalmış, daha çok yakınlaşabilecekken uzak düşmüş tümden olmamış bir yıl. Pandeminin ilk zamanlarında yaratıcı insanlar için “Tüm büyük sanatçılar böyle zamanlarda verimli çalışmalar üretti.” saçmalığı pompalanmıştı. Bunu reddettiğimden söylemiyorum ama dünü, bugünü ve yarını gözlemleyen biri olarak söylüyorum ki, bu bir saçmalık.

Türkiye’de üretebilmek her zaman zordu. İnsanların hevesini, şevkini, çabasını kırıp hiçe saymak olağan bir şeydi ama pandemi tüm bu olanlara tüyü diken süreç oldu. Kendi adıma en büyük hayal kırıklığım bu savaşta aldığım ve altından kalkmakta zorlandığım yaralarım.

Herkes, her yer, her şey öyle yakındı ki bir dönem, şimdi bu kadar uzak olması o dönemi bile ütopik kılıyor. Evet, ütopik olan o dönem çünkü bu döneme bile alıştık. Artık ne geçeceğine, ne biteceğine ne de o ütopik sosyal günleri yaşayabileceğimize dair bir umut taşıyabiliyoruz.

Bugün kendimi hikâye yazma konusunda nasıl geliştirdiğimi düşündüm. O süreci biraz gözden geçirdim. Hikâye yazmak benim için kalem kağıt alıp işe koyulmak ya da bilgisayar karşısına geçmekten ibaret değildi. Sosyal hayatta yaptığım yalan merkezli şakalar da bu gelişimin bir kaynağıydı. Sonunda itiraf etmek şartıyla yalanın yazarlığa ciddi bir yararı olduğunu düşünüyorum.

Bunun dışında küçüklükten beri -mafya dizileriyle büyüdüğümüz için- oyuncak tabancam olurdu ve bazen tek başıma, bazen abimle tamamen doğaçlama oyunlar oynardık. Yapılacaklar, söylenecekler hepsi doğaçlamaydı. Bu oyunların da verdiği keyif kadar yararının dokunduğunu da düşünüyorum.

Son olarak bir de aklıma oynadığım bilgisayar oyunları geliyor. Dur bakma öyle tuhaf tuhaf. Bir elin parmağını bulmaz oynadığım oyunlar. Öyle boş işlerle uğraşmadım hiçbir zaman. Akranlarım internet kafeye oyun oynamaya giderken ben yazmaya gidiyordum. Oynadığım oyunları ise hâlâ oynuyorum. Mesela Pes 2010. Evet 2010. Oyundaki futbolcuların büyük çoğunluğu emekli oldu, aralarında teknik direktör olanlar bile var. O oyunu oynarken spikerlik yapardım ve spiker olarak o an uydurduğum bir olayı yaşanıyormuş gibi anlatırdım. Maç öncesi röportajlarda çıkan gerginlikler, meydan okumalar, sahada hakemlerin bilinçli gösterdiği kartlar. Halbuki hiçbiri yok. 4-0 öndeyken kurduğum hikâye gereği bilerek gol yiyip skoru eşitledikten sonra gergin bir şekilde maç anlatırdım. Bu radyo edebiyatı bana çok şey kattı diyebilirim. J

Günün sonunda Sevgili Günlük, hatırladığım bu güzel anılarda motivasyon bulmaya çalışıyorum. Nereden gelip nereye vardığımı kaçırmamam gerek.

Servet Eren

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.