Zabıta

Rumuz: EKSÖ4465

                                                       ZABITA

—Oğlum Samet, bu asansörü hâlâ neden yaptırmadınız? Kaç defa söyledim ihmal etmeyin, diye. İki adım atınca kan ter içinde kalıyorum. Tansiyonum var, biliyorsun dedi, beş kat merdiven çıkmak zorunda kalan belediye başkanı Selami Bey. İki yıldır Selami Bey’in sekreterliğini yapan, aynı zamanda her türlü özel işlerine de koşturan; ince, uzun, kara yağız delikanlı olan Samet, bir taraftan ceketini iliklerken bir taraftan da badem bıyıklarını düzelterek son derece hızlı ve kibar bir şekilde ayağa kalktı. Ayağa kalkarken Selami Bey’in kıpkırmızı yanaklarını, yanaklarının arasında kaybolmuş gözlerini, gömleğinin yakasından taşmış gerdanını, kemerinin üzerinde oluşan devasa göbeğini, kendisi gibi iki, üç kişinin sığabileceği pantolonunu baştan aşağı süzerek “Azıcık boğazınızı tutsanız, bu kadar terlemezdiniz. Yiyip yiyip iki adım atmıyor, sonra da söyleniyorsunuz.” diye geçirdi içinden. Düşüncelerinin yüzüne yansımasından korkarcasına, başını bir o tarafa bir bu tarafa sallayarak bu düşüncelerden kurtulmaya çalışırken aceleyle ve büyük bir nezaketle:

—Akşama kalmaz yaparlar Başkanım. Asansörün bir parçasını bulamamışlar. Siz buyurun, odanızda istirahat edin ben size bir kahve söyleyeyim, dedi.

—Büyük bir bardak da soğuk su getir.

—Peki Başkanım.

Selami Bey, cebinden çıkardığı mendiliyle ensesini silerken ağır adımlarla odasına yöneldi. Sonra bir şey hatırlamış gibi birden durup:

—Samet evladım, gelirken not defterini de getir, dedi.

Aradan çok zaman geçmeden Samet, bir elinde kahve tepsisi bir elinde not defteriyle başkanın odasına girdi. Selami Bey ağır cüssesiyle, yumuşaklığından içinde kaybolduğu makam koltuğunda oturuyordu. Yorgunluğunu atmış gibiydi. Samet kahveyi uzatarak:

—Buyurun Başkanım, çok şekerli kahveniz, dedi. Selami Bey kahvesinden bir yudum aldı. Ağzını şapırdatarak kahvenin tadını kontrol etti. Yüzünde memnuniyetini belirten bir gülümsemeyle Samet’e:

—Belediyemize bir zabıta elemanı alacağız. Şimdi yazdıracaklarımı belediyenin ilan sayfasında yayımlasınlar.

Samet, Selami Bey’in söylediğinin gerçek olup olmadığını anlamak istercesine birkaç saniye, elinde kalem Selami Bey’e bakakaldı. Sonra kendini toplayıp:

—Başkanım, bizim zabıta elemanına ihtiyacımız yok ki. On bin nüfuslu, küçücük bir ilçeye daha kaç tane zabıta alabiliriz? Hem daha iki ay önce bir zabıta almıştık. Ona da gerek yoktu ya…

—Sen yaz oğlum. İhtiyacımız olmaz olur mu? İlçemiz büyüdü, esnafımız arttı, pazarlarımız çoğaldı… Çok ihtiyacımız var çok.

Rumuz: EKSÖ4465

Samet şaşkın bir ifadeyle Selami Bey’e bakarken, Selemi Bey ara ara düşünerek zabıta alımı için şartları sıralamaya başlamıştı bile.

—Askerlik sorunu olmayan, hımmm, KPSS’den yetmiş alan, ehliyeti olan, yaşı otuzu geçmemiş, boyu bir seksenin üzerinde… Samet yine kendini tutamayıp bıyık altından gülerek:

—Boyunu ne yapacağız Başkanım, dedi. Selami Bey, azarlar gibi ters ters bakıp hiç cevap vermedi.

  • Affedersiniz Başkanım. Yerel Yönetimler mezunu olacak değil mi?

—Yok, ona gerek yok. Üniversite mezunu olması yeterli. Ha bir de dil sınavından elli almış olsun.

—Dil sınavı mı? Bir önceki alımda dil sınavı istemedik.

—Olsun olsun. Fazla bilgi göz çıkarmaz. Dedim ya oğlum ilçemiz gelişiyor. Olmuşken en iyisi olsun. Hadi bakalım sen şimdi bunları bir güzel ilan sayfasında yayımla.

Samet bu alıma bir anlam veremeden, emir demiri keser misali sesini çıkarmadan, başını önüne eğip müsaade isteyerek ilan vermek için başkanın odasından çıktı.

Selami Bey, Samet’in ardından koltuğunda bir iki kıpırdanıp, derin bir oh çekti. İlanı yazdırırken merdiven çıkmaktan daha çok yorulmuştu. Koltuğa iyice yaslanıp yaldızlı tavanı seyretti bir süre. Sonra telefona uzanıp ağır ağır bir numara çevirdi. Duyulmaktan korkarcasına, sesini iyice alçaltıp:

—Yeğenim, sen dil sınavından kaç almıştın?

Telefondaki ses:

—Elli bir almıştım Dayı. Hayırdır, bir şey mi var? Yoksa bir sorun mu çıktı?

—Yok yok yeğenim. Senin işi hallettim. Onu haber vereyim dedim. Başvuruları kaçırma, elini çabuk tut. Hiç kimseye de bu işten bahsetme. Hadi bakalım hadi…

Selami Bey, kahvesinden bir yudum daha alarak önemli bir işi halletmiş olmanın verdiği gururla arkasına yaslanırken içinden: “Bu son olsun. Bir işi halledeceğim diye göbeğim çatladı. Bu kapıdaki hergeleye de laf anlatmak cabası. Yok yok bir daha hatır gönül dinlemeyeceğim.” diye geçirdi, son olmayacağına kendini bile inandıramayarak.   

Özlem Polat

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.