Tabure Üstünde Unutulmuş Kedi

Birinci Bölüm

30 Aralık 2022 3:45 Brugge / Belçika

“Seninle sonsuzluğa bir öykü yazmak isteseydim kalemimden dökülen ilk şey, senin hatırlamadığın anılarımızdan biri olurdu. “

Not: Tuna

Bir gece uykundan hesaplamadığın bir şekilde aniden uyanmak, yaşama noktalı bir virgül koymaktır çoğu zaman. Birçok gece böyle uyandım uykularımdan ama bu seferki uykusuzluğum içimdeki hislerin derinliğiyle anlam buldu.

Gecenin bir saatinde boş bir evde uyanmak, bilmediğin bir şehrin çıkmaz sokağında takılıp kalmaktır. Uyandığımda saat sabah 3.45’i gösteriyordu. Yatağımdan tavanıma uzanan anlamsız boş bakışlarım, hayatımdan yaklaşık bir saati çaldıktan sonra kalkıp kendime bir kahve yaptım. Uyandıktan sonra artık bu saatlerde uyumayacağımı bilecek kadar tanıyordum kendimi. Gün benim için başlıyor gibiydi.

Taşınmadan kalan kolilerimin doldurduğu evde gözlerimi gezdirdim. Huzurla dolacağımı hayal ettiğim evde, keyifle oturma hayaliyle geldiğim evde hâlâ misafir bir huzursuz bekçiydim. Aylardır kullanılmayan, tozlanmaya yüz tutmuş kahve makinemde kendime bir kahve yaptım. Kahvemi alıp şehrin tüm görkemini izleyebildiğim penceremin kenarına geçtim. Saate bakılırsa yılbaşına artık birkaç saat kalmış demek yanlış olmazdı. Krizlerden, hastalıklardan fırsat bulup şehir kendisine henüz gelmeye çalışıyor gibiydi.

Brugge, nehrin kıyısına yerleşmiş, yılbaşını taze bir bahar gibi karşılamayı bekleyen çiçeklere benziyordu. Brugge’de yılbaşı yaklaşınca tüm sokaklar, nehrin kenarı, muazzam bir şölene hazırlanır gibi hareketlenirdi. Eskisi gibi değildi belki birçok şeyi. Yine de eski halini korumaya çalışır gibiydi. Süslemeler günler öncesinden başlar, birkaç etnik müzik grubu ellerinde hazırladıkları çikolatalarla sokaklarda müziklerini dinleyen insanlara ikramlarını sunardı. Nehrin kıyısına erişen insanlar, dileklerini oralarda asılı duran dikenli tellere takar, o yıl da her yıl olduğu gibi güzel bir yıla tanık olmak isteyen insanların dilekleri, kahkahaları, eğlenmeleri tüm sokaklardan evlere girerdi. Brugge gibi sakin ve sessiz bir şehir için oldukça hareketli bir tempo vardı dışarıda.

Bir süre kahvem ile pencereyi açıp şehrin ezgilerine kulak kesildim. Sonra uykumun daha da açıldığını fark edince o gecenin bu gece olduğuna karar verdim. Evet, o gece, bu geceydi. O muazzam insanları ancak böyle güzel bir gecede anımsamak ve anlatmak olabilirdi. Söz vermiştim. Tüm kalbimle tanıklık ettiğim kendi hikâyemden sonraki tek aşktı. Bazı hikâyeler vardır, ya yaşarsınız, ya yazarsınız. Ben kendi hücremde hayata tutunmaya çalışan bir ufak canlıyken, ne yaşamaya ne yazmaya vakit bulabilmiştim. Sanırım her insanın yükü kendisine ağır geliyordu ve hayat size tam yerinden sesini çıkarıyordu. Oysa şimdi… Tam zamanıydı. Yaşanan en gerçek hikâyenin, Tuna ve Erdem’in tam zamanıydı.

Buika’nın eşliğinde kahvemle birlikte oturdum bu hikâyenin başına… Peki ya ben kim miyim? Evet, sahi… Ben kimim? Ben yalnızca bir yolcuyum. Belki de bu hikâyenin son durağına varabilmiş tek yolcusuyum…

Sevgiler… Ben, Ceyhun.

Hilâl Altuğ

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.