Duchamp’in Pisuvarı

Ünlü sanatçı Marcel Duchamp 1917 yılında dünya sanat tarihinin en çok tartışılan eserlerinden birini sergiler. New York’taki Society of Independent Artists’in açılışında Duchamp’a ait “R. Mutt” imzalı bir tuvalet pisuvarı sergilenir. Bu durum pek çok soruyu ve tartışmayı peşinden getirecektir. Pisuvar sanat eseri olarak değerlendirilebilir mi? Sanat eseriyse ne kadar etiktir? Sanatın içinde etiğin yeri nedir?

Bu soruların çoğunun ana merkezinde sanata bireysel mi yoksa toplumsal mı bakılması gerektiği sorunsalının yattığını düşünüyorum. Doğal olarak öznel bir sanat okumasıyla, nesnel bir sanat okumasının arasındaki fark, farklı bir etik algısının oluşmasına neden olabilir. Peki bir şeyin sanat eseri olup olmadığını değerlendiren tek unsur etik değerlere uyması ya da uymaması mıdır? Sanatı sürekli geleneksel bir bakış açısıyla bazı toplumsal normların içerisine sıkıştırmak, onun özgürlüğünü kısıtlamak ve ona kelepçe vurmak değil midir? Belli bir baskı altında oluşturulan sanat eseri istediğiniz bakış açısıyla bakarsanız bakın, belirli kırmızı çizgiler içerisinde değerlendirilecektir. Sanatın öznel bir algının yüceltmesine ya da nesnel bir algının sövmesine ihtiyacı yoktur ki… Bu özgürlük şablonu içerisinde düşünüldüğünde bir tuvalet pisuvarı ya da duvardaki bir muz niçin sanat eseri olarak değerlendirilmesin?

Bu durumun işlevsiz ve absürt olduğu şeklinde bir değerlendirme yapabilirsiniz ama unutulmaması gerekir ki bireylerin sanat eserlerine yükledikleri işlev büyük ölçüde onların estetik kaygılarıyla ilgilidir. Yani şunu demek istiyorum: Örneğin Leonardo Da Vinci’nin “Mona Lisa” isimli tablosunun işlevi nedir? Louvre Müzesi’nde bir camın arkasında sergilenmek dışında nasıl bir işlevi olabilir? Her gün binlerce kişinin “Mona Lisa” tablosunun önünde durmasına neden olan en önemli etken, bu kişilerin onu estetik bir eser olarak değerlendirmesidir. “Mona Lisa” tablosunun renkleri ve günümüzde hâlâ heyecan uyandıran sırları, bu sanat eserini görülmeye değer kılar. Doğru… O gösterişli camların arkasında bir tuvalet pisuvarı olsaydı, aynı estetik zevki bulamayabilirdik. Peki bu tuvalet pisuvarını birbirine uyumlu renklerle boyasaydık, onu sanat eseri olarak algılar mıydık? Yoksa onu sanat eseri saymayıp ötekileştirmemizin arkasındaki neden onu estetik açıdan güzel bulmamamız değil de o camın arkasına geçmeden önceki süreçte pis bir işlevde kullandığımızın bilinci midir?

Kim bilir belki de bir sanat eserini değerli bulmamızı sağlayan sadece gözümüze estetik görünmesi değildir… Hepimizin bilinçaltında sanata bakış açımızı etkileyen farklı kodlar var. Belki de bu yüzden bir tuvalet pisuvarını sanat eseri olarak algılamak istemiyoruz. Mesele sanatın fazla özgürleşmesinin absürtleşmeye neden olması mı yoksa zihnimizin kalıplarına uygun bir sanat yaratma absürtlüğü mü? Bence tartışılması gereken mesele budur…

Orçun Gül

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.