Tiyatrocularla Röportaj | Kamer Yıldız Ok

Dünya Tiyatro Günümüz kutlu olsun!

Tiyatro Kalemi’nin kurucusu Kamer Yıldız Ok ile çok güzel bir röportaj yaptık. Pandeminin tiyatroya olan etkisini bir tiyatro topluluğunun öncüsünden dinledik. Kendisine çok teşekkür ediyor, kariyerinde başarılar diliyoruz.

Kamer Yıldız Ok

Bize kendinizden bahseder misiniz?

Merhaba! Yaklaşık yirmi yıldır bağımsız tiyatro emekçisiyim. Tiyatro Kalemi’nin de önce kurucusu sonra da yürütücüsü olarak devam ediyorum tiyatro edimime… D.E.Ü. G.S.F. Sahne Sanatları Bölümü Dramatik Yazarlık Ana Sanat Dalı’ndan mezun oldum. Okul sonrası da daim bir tiyatrocu olarak devam ediyorum yoluma. Yani işim, mesleğim, mezuniyetim tiyatro.

Tiyatro sizin için ne ifade ediyor?

Tiyatro bana öyle doğaüstü duygular hissettirmiyor. Aksine tiyatro deyince ayaklarım tam bir gerçekliğe basıyor. Öyle ilham perileri dolaşmıyor başımda, midemde… Aksine disiplin, eğitim, daim bir çalışma tablosunu ifade ediyor tiyatro. Geceli gündüzlü provalar, bitmek bilmeyen bir araştırma, takip edilmesi gereken gündem, okunması gereken dünya oyunları, izlenmesi gereken oyunlar ve tabii ki disiplinler arası bitmek bilmeyen bir öğrenme mecburiyeti. Tiyatro benim için aslında tek bir şeyi ifade ediyor; sanatın üretme disiplini üzerine kurulu olduğunu… Hem de bitmek bilmeyen bir öğrenme yolculuğu.

Tiyatro yaşantınız nasıl başladı? İzlediğiniz bir oyunun ya da oyuncunun etkisi oldu mu? En sevdiğiniz oyunu ve tiyatrocuyu bizimle paylaşır mısınız?

Tiyatro yaşantım, tiyatroda teşrifat yapma tesadüfüyle başladı. Sahnede ise “Hep Aşk Vardı” oyunu. Aysa Prodüksiyondan rahmetli Alaiddin abimiz İzmir’de organizasyon yapmaya başlamıştı, evimiz fuarın karşısındaydı; Fuar Açık Hava Tiyatrosu, Nejat Uygur Tiyatrosu, İzmir Sanat, İsmet İnönü Kültür Merkezi evimizin arka bahçesiydi bir nevi… Yaz aylarında konser, tiyatro etkinliklerinde çalışıp böylelikle de etkinlikleri ücretsiz izlemekti amaç. İlk seyircisi, sonra sahne arkası çalışanı oldum tiyatronun. Sonra tiyatro eğitimim oldu, sonra da mesleğim. Adım adım oyun yazarı olmayı seçtim diyebilirim. Hevesle değil düşünerek, doğru adımlarla…

İzlediğim oyunlar arasında rejisine hayranlık duyduğum; Semaver Kumpanya/Süleyman Öbürsüler, en sevdiğim oyun Vasıf Öngören/Zengin Mutfağı, en sevdiğim tiyatrocu değil de tiyatrocu profili “her daim dayanışmayı unutmayan mücadeleci tiyatrocular” diyebilirim.

Türkiye’de sanat yapmak ve sanatçı olmak nasıl bir duygu?

Türkiye’de sanat icra etmek tam bir mücadele gerektiriyor. Bitmek bilmeyen bir mücadele. Bağımsız bir tiyatrocu olarak yani sabit geliri olmayan ve her sezon üretmek mecburiyetinde olan bir tiyatrocu olarak çok zor diyebilirim. Kendi adıma özel tiyatrolarda bir süre çalıştıktan sonra kendi tiyatromu kurmaya karar verdim. Çünkü bildiğim, öğrendiğim, eğitimini aldığım başka bir mesleğim yok. Bu sebeple de ya kurumsal ya da bağımsız sanatçı olarak ilerleyecektim. Şimdiye dek bağımsız sanat üretenler arasında yer aldım. Bu da şu demek; vergi, stopaj, sigorta primleri, sahne kiraları, bir oyunun tümüyle emekçi bedelleri derken gelir ve gider hiçbir zaman eşitlenmiyor. Üretebildiğimiz ve tüm bunları yapabildiğimiz sürece bence bağımsız sanatçıyız diyebiliriz. Diğer türlüsü emek ve meslek sömürüsü… Türkiye’de sanat yapıyor olmak ve bunu inadına yapıyor olmak çoğu zaman gurur verici; bağımsız sanatçı olmak ise her daim üretmek demek.

Kendinizi topluma karşı sorumlu hissediyor musunuz?

Elbette… Sorumluluk hissi ne kadar ağırsa işinizi yapma biçeminiz de o denli özverili demek. Toplumsal bilinç ve estetik açıdan sahne sanatları arasındaki köprünün adı tiyatro.

Kurucusu olduğunuz Tiyatro Kalemi hakkında neler söylersiniz? Topluluğun yapısından, faaliyetlerinizden ve mevcut durumunuzdan bahseder misiniz? Buna ek olarak, pandemiden sonra yapmak istediğiniz bir şey var mı sizi motive eden?

Tiyatro Kalemi tiyatro topluluğumuz, “Herkes farklı ve herkes eşit” ilkesiyle 2010 yılında İstanbul’da alternatif tiyatro alanında çalışan insanların bir araya gelmesiyle kuruldu. 2015 yılına dek İstanbul’da Tiyatro Kalemi çatısı altında tiyatro oyunu sahnelemenin dışında kısa film, atölye ve organizasyon çalışmaları yürüttük.

2016 yılından bu yana da İzmir’de prodüksiyon tiyatrosu olarak profesyonel tiyatro yaşamımızı sürdürüyoruz.

Kurulduğumuz günden bu yana, toplumun ötekileştirdiği yaşamların hikâyelerini sahneye taşıdık; sosyal projelerde yer aldık, eşitlik ve özgürlük ilkesini sanatın her alanında sırtlayan birçok sanat üreticisi ile de ortak atölye ve sahne üretimlerinde bulunmayı yeğledik.

Pandemi ise yeni bir örgütlenme modeli içinde var etti bizleri; motivasyonumuzu güçlendirdi. Tiyatromuz Yaşasın imza kampanyası ve sonrasında inisiyatife dönüşme sürecinde tiyatroların hak mücadelesinde aktif rol alıyor olmak sanatımıza dair en büyük güç kaynağı… Ulusal bir örgütlenme içinde var olmak kent bazında da mücadele içine sürükledi bizleri; İzmir Bağımsız Tiyatrolar İnisiyatifi’nin de pandemi sürecinde kurulması dayanışma içinde birbirimizin dertlerine kucak açmak diyebiliriz.

Pandemi nedeniyle sahneler kapandı ve etkinlikler durdu. Durmak sizi nasıl etkiledi?

Pandeminin ilan edildiği gün sahnedeydik ve sezonun son oyununu oynuyor olduğumuzdan habersizdik. Pandemi ilan edildi; ilk kapatılanlar arasında tiyatrolar yer aldı. Bir anda durduk. Durmak ise bizi etkilemekten öte yerle bir etti. Çünkü tüccar statüsünde olan bizlerin yerine getirmesi gereken ticari sorumluluklar durmadı, devam etti.

Pandemi dönemi Tiyatro Kalemi’ni nasıl etkiledi? Bu dönemde bir tiyatro topluluğunun kurucusu olarak ne gibi zorluklarla karşılaştınız?

Pandemide Tiyatro Kalemi atölyesini kaybetti. Çünkü sahnede olmaya ve üretmeye devam edebilmek için masrafları azaltmamız gerekiyordu. Tam dokuz ay kapalı bir atölyeye kira ödedik; sonunda da kapattık. Şimdi bir atölyemiz yok yani provalarımızı, dekorumuzu, kostümlerimizi organize edebildiğimiz, kahve sohbetleri eşliğinde birbirimizin yaşamlarına dokunabildiğimiz bir atölye çatımız şu an yok. Hâlâ Tiyatro Kalemi topluluğumuzun çatısı duruyor. Bunu sağlayan, ekibimizin her şeye rağmen ve hâlâ üretme motivasyonunu koruyor olması. Pandemide bir tiyatronun kurucusu olarak nasıl etkilendiniz derseniz; mide ağrısı, migren ve bir nevi anksiyete…

Pandemi nedeniyle tiyatro faaliyetleri durduruldu ve zamanla açık havada yapılması ya da seyirci kapasitesinin yarıya indirilmesi gibi imkanlar sunuldu. Ancak bu dönemde dijital tiyatro adında bir alternatif yol ivme kazandı. Siz tiyatronun dijitale taşınmasını nasıl yorumluyorsunuz? Sizce tiyatro seyircisiz oynanabilen ve kameralar aracılığıyla izlenebilen bir sanat olabilir mi?

Tiyatro pandemi döneminin ilk yarısında kapatıldı; ikinci yarısında açıldı ama bu açılma seyirciyi yeniden salonlara davet edebileceğimiz bir güven taşımıyordu. Çünkü salgın devam ediyordu ve hâlâ da devam etmekte. Biz mesela Tiyatro Kalemi olarak bu dönemde Kültür Bakanlığı’ndan turne desteği alıp Adana’ya gittik, “Gettodakiler” oyunumuzu sergiledik ama tam kapasiteli bir seyirci ile karşılaşamadık. Böylesi bir dönemde dijitalleşme kaçınılmazdı. Herkes gibi bizler de kendi sağlığımızı ve toplum sağlığını düşünüyoruz. “Evde Kal” çağrılarının en yoğun döneminde seyirciyle aramızdaki bağın kopmaması adına biz de “Kıpti Kumpanya” oyunumuzu dijital platformda yayınladık. Sonrasında da sahnelerin ayakta kalma mücadelesi başladı; örneğin Moda Sahnesi sahneden naklen yayınları başlattı. Bu bağlamda seyirci olmaz ise biz özel tiyatrolar perdelerimizi açık tutamayız; hepimiz tiyatronun seyircisiz olmayacağını biliyoruz, öte yandan da etkinliklerimizi sürdüremezsek oyun sergileyeceğimiz bir tiyatromuz olmayacak, yok olacak. Yoksa neden dijitalleşelim ki?

Fakat pandemi yeni bir serüveni de yaşamlarımızın gerçeği yapmak üzere; tiyatro ediminden farklı bir sergileme biçemi bir nevi tiyatro filmleri çağı da başlıyor yani aslında çoktan başladı.

Toplumun tiyatroya olan tutumunu ve ilgisini nasıl buluyorsunuz? Pandemi öncesinde tiyatroya olan ilgi sizce yeterli miydi?

Toplumun tiyatroya olan ilgisi kent bazında değişiklik gösteriyor. Tiyatro takip eden seyirci var, oyun takip eden seyirci var, tiyatro izlemeyi seven bir kitle var, maalesef hiçbir seçiciliği olmayan ünlü takip eden seyirci de var. Toplumun tiyatro ilgisi tabii ki her dönem olduğu gibi bugün de var; olacak da. Olmasaydı bizler hâlâ tiyatro mesleğini sürdürüyor olamazdık. Pandemi ise biz tiyatrocular ile seyircilerimiz arasında farklı bir bağ da geliştirdi demek daha doğru olacaktır. Bizlerin yani bağımsız tiyatrocuların sorunları daha görülebilir bir hal aldı.

Processed with MOLDIV

Sosyal medyada hatta genel olarak sosyal hayatta tiyatronun yüksek sesle konuşulduğu günler “kavuk” geleneğinin gündeme geldiği günler oldu son yıllarda. 2016’da Rasim Öztekin’in devralışıyla tiyatroya alakası olmayan insanların da merak duyduğunu ve 2020 yılında kavuğu Şevket Çoruh’un almasıyla uzun günler her yerde tiyatro ve kavuk olayının konuşulduğunu gördük. Siz kavuk geleneği hakkında ne düşünüyorsunuz ve toplumun ilgisiz kesiminin dahi bu geleneğin gündeme gelmesiyle tiyatroyla ilgilenmeye başlamasını nasıl yorumluyorsunuz? Buna ek olarak, sizce Şevket Çoruh kavuk için doğru isim miydi?

Kavuk geleneksel normlarda “usta çırak ilişkisiyle” bir sonraki kişiye devrolur. Son dönem tiyatrolara baktığımızda ise usta/çırak ilişkisi ne yazık ki zayıflamış durumda. Günümüz kendi yazarlarını, yönetmenlerini yaratırken belki de yaşam mücadelesi içinde çırak yetiştirmek ikinci plana atılmış durumda. Belki de o usta çırak ilişkisi/geleneği zayıfladığı için tartışma, kavuğu kim alacak şeklinde bir nevi magazinleşiyor. Ferhan Şensoy yahut Rasim Öztekin kavuk tartışmalarının çok ötesinde saygıdeğer ve üreten tiyatrocular. Gündeme bu denli gelmesi de belki de Rasim Öztekin’in de Şevket Çoruh’un da tiyatroya verdikleri emekler dışında televizyon dünyasında da tanınıyor oluşları. Ortaoyucular’dan sonra Baba Sahne’yi temsilen Şevket Çoruh geleneksel tiyatronun günümüze değin uzanan bir simgesi olan/kalan kavuğu layıkıyla taşıyacaktır.

Günümüze baktığımızda televizyon ve sinemada ekonomik arzuların, reyting ya da gişe beklentilerinin daha öncelikli olduğunu görebiliyoruz. Pandemiden önce pek dikkatleri çekmeyen tiyatrocularda ise bir fedakârlık söz konusu. Sizce tiyatro oyuncusu ile televizyon oyuncusu arasında keskin bir fark var mı? Ağırlıklı olarak tiyatroyla ilgilenen oyuncuların, tiyatroyla ve oyunculukla ayrı bir bağı olduğunu, sanata televizyon ve sinemada yer alan oyunculardan daha vefalı ve duygusal baktığını düşünüyor musunuz?

Bu konuda biraz keskin düşünüyor olabilirim. Tiyatro oyumcuları var, dizilerde de oynayan tiyatrocular var ve dizi/sinema sektöründeki oyuncular var. Biri diğerinden daha duyarlı ya da vefalı diye bir ayrım yapamam. Bu tamamen kişinin kendi karakteriyle alakadar bir durum ya da tepki. Fark bence meslek seçimlerimizde. Tiyatro oyunculuğunun disiplini, özverisi ve tabii ki oyunculuk icrası bence bu mesleği sürdürenler için herhangi bir oyunculuk sektörüyle kıyaslanma konusu dahi değildir.  

Uyumsuz Tiyatro adında bir yazarlık atölyeniz var. Bu atölyeyle ilgili hayallerinizi ve amaçlarınızı bizimle paylaşır mısınız?

Uyumsuz Tiyatro, Tiyatro Kalemi’nin İstanbul’daki proje ortağı diyebilirim. Pandemi döneminde de Uyumsuz Tiyatro kurucusu sevgili İlknur Güneş’in başlattığı online yazarlık atölyesi hem fikren hem de manevi olarak inanılmaz bir buluş. Üç ay süren atölyede kendi yazarlığıma dair de bir güçlenme aslında. Atölye katılımcıları Tolga Demir, Erkan Kocaman ve Tolga Karakaya da yazarlığa dair hem tartışabildiğimiz hem de eğitim olarak kendimizi yenilediğimiz ortaklarımız oldular. Amaç tabii ki profesyonel bir eğitime öncülük edebilmek ve gerçekten yazmaya dair katılımcıların zihninde bir cesaretlenme yaratabilmek… Atölye öykülerini yayımlayan Darağacı Sanat ekibi de bu cesaretlenmede büyük bir adıma öncülük edenler bence.

Sanatın her alanında son yıllarda özgün üretim konusunda ciddi bir sıkıntı yaşanmakta. Sinemada ve televizyonda yabancı yapımlar uyarlanıyor. Tiyatroda durum biraz farklı. Klasikler tiyatronun en önemli besin kaynaklarından ve tiyatro için büyük bir zenginlik. Ancak klasiklerin dışında tiyatroda da yabancı oyunların uyarlandığına sıklıkla rastlıyoruz. Siz tüm bunları nasıl değerlendiriyorsunuz? Kendi hikâyelerimizi anlatmak yerine hazır hikâyelere başvurmak sizce doğru mu? Bu sorulardan hareketle yazarlık atölyesi olan biri olarak ve aynı zamanda bir yazar olarak yazarlığın gidişatını nasıl yorumlarsınız? Sizce yaratıcılık duraklama evresinde mi?

Klasik yerli ya da yabancı oyunlar bizler için inanılmaz bir kaynak. Toplum, sanat, tarih ekseninde yazılmış bu oyunlar yazarlık, oyunculuk, reji ya da tasarım için her daim besleneceğimiz bir tiyatro kültürü haritası. Bu eksen de hâlâ evrenselliğini taşıyan tiyatro metinleri gerek modern gerek klasik rejiler ile de sergilenmeye devam ediyor ki sergilenmelidir de! Ancak günümüzde bir oyun yazarı olarak şunu söyleyebilirim; çağ yazabilmemizin önüne bir sürü engel çıkartıyor. Oysa günümüz Türkiye’si ya da tarihi bizler için yaşayan bir kaynak ve evrenselliği yakalayabilmemizin önünde kendimizden başka bir engel yok gibi görünse de yazarlık bağlamında karanlık bir çağdayız diyebilirim. Aydınlanma da çok uzak olmasa gerek… Kendi adıma söyleyebileceğim tek şey; öyle ya da böyle oyun yazarı olarak üretmeye devam etmemiz gerektiği…

Tiyatroyu seven, tiyatro oyuncusu veya yazarı olmak isteyen gençlere ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?

“Meslek” edinmek istiyorlarsa; disiplin, sürekli okuma ve araştırma arasında kaybolmaları gereken bu uzun yola ya girsinler ya da en başından geri dönsünler. Çünkü mesleğimizi sadece eğlence aracı olarak gören birçok aymaz ile zaten uğraşmaktayız. Sadece sevmek maalesef yetmiyor, üzerine sürekli mücadele etmek gerekiyor.

Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ediyoruz. Son olarak eklemek ya da dikkat çekmek istediğiniz bir şey var mı?

Ben teşekkür ederim. Ayrıca Tiyatro Kalemi adına da… Her daim dayanışmayla üretmeyle diyelim…

Ayrıca proje üretimi bazında bir kültür ve sanat kolektifi yapılanmakta.

Tiyatromuz Yaşasın İnisiyatifi ve İzmir Bağımsız Tiyatrolar İnisiyatifi olarak yer aldığımız platformlara çok yakında bir yenisi daha ekleniyor.

Heyecanla bekliyoruz!

Agâh Ensar Can

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.