Anneannemin Sandığı

Bahsettiği o sandığın başındayım şimdi. Boynundan çıkardığımız anahtarı da elimde. Sonunda o büyük aşkın büyük parçasını görebilmeye bir kilit açma mesafesi kadar yakınım.

İKİ YIL ÖNCE

“Kızım?” diye seslendi annem odamın kapısına gelip. İşten gelmiştim ve biraz dinlenmek için odama çekilmiştim.

“Gel anne!” diye cevap verince girdi içeri.

“Yavrum, yorgunsun biliyorum ama anneannem illa köye gitmek istiyorum diye tutturdu. Mezarlığa, eve falan gidecekmiş. Ne yapsam bilemedim, sen yarın götürsen olur mu?” diye derdini anlatıverdi. Öyle bir soruyordu ki, evladı olmama rağmen bin bir mahcubiyet vardı yüzünde. Yorgunluktan ölüyordum ama annemi de kıramazdım elbette.

“Götürürüm tabii anne, dert ettiğin şeye bak.” deyince öyle rahatladı ki, yüzü aydınlandı kadının. Babamdan istese de götürürdü ama bin bir laf etmeyi de ihmal etmezdi. Annemin de burnundan gelirdi tabii.

“Sağ ol kızım, ben onu hazırlarım sabah.” deyip tam çıkarken:

“Anne!” diye seslendim ve yeniden açtı kapıyı.

“Ne oldu çocuğum?” dedi endişeyle. Zavallı kadın, vazgeçeceğimi sanmıştı sanırım.

“Bak ne diyeceğim. Yarın sen de gelsene bizimle, üçümüz gidelim. Bir gece de kalırız köydeki evde, anneanneme de iyi gelir ne dersin?”

Annem bu fikre çok heyecanlandı.

“Ben babana söyleyeyim.” deyip çıktı. Ben de dayanamadım, gittim peşinden.

Baktım annem kıvranıyor derdini anlatmak için, ben girdim devreye.

“Baba, annemle anneannemi yarın köye götüreceğim. Pazar akşam ya da Pazartesi sabahı döneriz. Haberin olsun.” deyince babam gözlerini bana çevirdi. Tam ağzını açacakken:

“İzin istemedim, sadece haber veriyorum.” deyip çıktım odadan ama bekledim anneme bir şey diyecek mi diye bir süre.

Anneme bir şey demedi, ben de odama geçtim ve uyudum vakitlice.

Sabah çok erken saatte kalktık, arabaya binip yola çıktık. Köye yaklaşırken bir marketten alışveriş yaptık. Sonra dedemin evine vardık ve eşyaları hemen içeri bırakıp doğru mezarlığa gittik. Anneannem dedemin mezarının yanına gelince yavaşça çöktü yanına. Dudakları oynuyor ama bir şey duyulmuyordu.

“Duaya hemen başladı baksana.” dedim annemi dürtüp. Annem gülümsedi.

“Duaya geçmedi daha, önce şiirini okuyor.” deyince şaşırdım.

“Ne şiiri ya?” diye sordum merakla.

“Ah kızım, sen bilmiyorsun tabii onların aşkını. Dedenle anneannen bu hayatta gördüğüm, birbirine en âşık insanlardı. Ben de teyzenler de hep onlara özendik, bizi deden gibi seven birileriyle evlenmeyi hayal ettik.” dedi annem içini çekerek.

“Onun için mi babamla evlendin?” diye sorunca dirseğiyle itti beni.

“Senin dilin çok uzadı bak Çiğdem.” dedi ama o da gülüyordu benim gibi.

Dedemi kaybettiklerinde ben çok küçük olduğum için pek bilmiyordum nasıl biri olduğunu. Ama annem gerçekten de bahsettiği gibi büyük bir aşka şahit olmuşsa, babamla evlenmiş olması büyük talihsizlikti onun için. Babam olsa bile, onun kabalığını asla savunmuyor ve desteklemiyordum.

“Şu aşk hikâyesini bir dinlesem ya ben?” dedim anneme dönüp.

“Akşam anneannene bir kahve yap, sonra de ki, ‘Dedem seni o zalim babandan nasıl almıştı?’ Sonra otur dinle. Ama şimdi dua et hadi!” deyince ellerimi açtım ve dua etmeye başladım. Ama aklımda da anneannemin hikâyesinin meraklı tilkileri dolanmaya başlamıştı.

Mezarlıktan sonra eve geçtik. Teyzemler evi birkaç hafta önce temizlediği için bir sorun yoktu. Biz annemle hemen yemeği hazırlamaya koyulduk, anneannem de o arada odasına kapandı.

“Eskileri mi yad ediyor sence?” dedim anneme dönüp.

“Muhtemelen.” diye yanıtladı beni.

“Gidip baksam mı ya?” diye heyecanla sorunca annem sinirlendi:

“Kızım düşsene kadının yakasından bir hasret gidersin rahat rahat. Sen de ne meraklı çıktın başımıza. Akşam sorarsın o da anlatır, şimdi bırak kadını!”

Sesimi çıkarmadan işime devam edip mecburen kahve faslını beklemeye koyuldum.

Yemeklerimizi yedik, bulaşıkları topladık ve ben elbette ki kahveleri yapıp yanlarına geçtim. Anneme bakıp işaret bekliyordum ve nihayet göz kırpınca heyecanla soruyu sordum:

“Anneanne ya, dedem seni zalim babanın elinden nasıl almıştı? Anlatsana bize.”

Anneannem önce bana sonra da anneme bakıp güldü.

“Ben de ne zaman soracaksın diye bekliyordum. Annenden aldın değil mi aklı?” deyince annemle ben gülmeye başladık bu kez.

“Ama çok merak ediyorum be anneanne, anlatsana ne olur.” deyince kahvesini bitirip arkasına yaslandı.

“Anlatayım madem o kadar merak ettin. O mendebur babam var ya mezarında rahat uyuyamayasıca, o beni verdi üvey annenin eline. Bir de üstüne üç çocuk doğurup başıma attı mı kadın? Her gün iş, her akşam şikayet, sonra dayak. Allah’ın her günü böyleydi benim için. Koca kız olmuştum ama bütün köyün dilindeydi benim yediğim dayaklar.”

“E dedem bu işin neresinde devreye girdi?” diye sordum kendimi tutamayıp ama annem çimdikledi beni, sustum.

“Deden askerdi bizim nahiyede, köye de uğrarlardı öyle arada düğün dernek olunca kontol etmeye. Bir akşam babam beni avlunun ortasında öyle bir dövdü ki, birileri dayanamayıp jandarmaya haber uçurmuş. İşte dedenle asker arkadaşları geldiler sorup soruşturmaya. Ben korkudan anlatamayınca deden yalnız konuşmak istedi benimle. Öyle güzel bakıyordu ki, ne var ne yoksa anlattım ona.

Babamı korkuttular biraz ama dedenin aklı bende kalmıştı, anlamıştım. Çünkü benim de aklım onda kalmıştı. Neyse gel zaman git zaman yine çok dövdü babam beni, yine geldi askerler. Deden gizlice bana söyledi. Üç gün sonra askerliği bitiyormuş. Onunla gelmemi istedi, kurtaracaktı beni. İkimizin de gönlü düşmüştü birbirine zaten ya, ben de tamam dedim. Üç gün sonra sabaha karşı geldi aldı beni, kurtardı o zulümden.”

Anneannem nefes arası verince araya girdim:

“Peki hiç mi pişman olmadın, hiçbir gün yani?”

“Olmadım.” dedi net bir şekilde. “O kadar sevdi, o kadar kolladı ki beni deden, tek bir gün bile pişman olmadım.”

Anneannem uzun uzun anlattı dedemle olan aşklarını, ne kadar mutlu olduklarını ve o öldüğünde nasıl yarım kaldığını. Arada ağladık, arada güldük ve sonunda öğrendim herkesin dilinden düşürmediği o büyük aşkı.

“Peki, sizin bir şiiriniz varmış ya hani, onu da çok merak ediyorum ben.” deyince, önce kaşları çatıldı ama sonra gülümsemeye döndü yüzü.

“O şiiri şimdi söylemem sana. Ne zaman ki ben ölürüm, o vakit öğrenirsin. Bak benim odamdaki dolapta küçük bir sandık var, anahtarı da boynumda. Ben ölürsem bu anahtar da o sandık da senindir. O zamana kadar bekleyeceksin.” deyince:

“Allah gecinden versin ya, sen hayatta ol da ben istemem sandık falan.” deyip sarıldım ona…

O gecenin üzerinden iki yıl geçti ve anneannemi de toprağa verdik. Şimdi o sandığın başında, artık bana emanet olan o büyük aşkın hatırası parmaklarımın ucundaydı. Kilide uzandım, sonra durdum bir an.

Ellerimi geri çekip vazgeçtim açmaktan. O kadar saf, o kadar temiz ve büyüktü ki onların arasındaki şey, ellerim değsin istemedim sadece onların dokunduğu o hatıralara. Anahtarı boynuma taktım, sandığı da yerine koyup çıktım odadan…

Esra Barın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.