Nietzsche’nin İnsanları

Ünlü filozof Friedrich Nietzsche insanların realiteyi yorumlama biçimlerine göre üç ana insan tipi tanımlar. Bunlardan ilki sürü insanıdır. Nietzsche’ye göre sürü insanı tanımına uygun olan insanlar kendisine verilenle yetinenlerdir. Hiçbir şeyi sorgulamayan insan yığınları sürü insanlarından oluşur. Sürü insanları dünyadaki bütün toplulukların çoğunu oluştururlar. Statükocudurlar. “Böyle gelmiş, böyle geçsin.” derler ve hiçbir şeyi değiştirmek istemezler. Nietzsche’ye göre sürü insanları içine doğdukları toplumun ahlak sistemini sorgulamadan kabul eden ve yaşamını bu ahlak kurallarına göre düzenleyen insan tipidir.

Nietzsche’ye göre toplumun çoğunluğunu oluşturan bu sürü insanlarının içerisinde başka bir grup olarak Özgür İnsanlar vardır. Özgür insanlar sorgulayan bireylerdir. Verili olan tüm değerlerden sıyrılmış, kendi ahlak anlayışını ve değerlerini kendisi inşa edebilen insanlardır. Özgür insan olmak bu açıdan iyidir. Ancak özgür insan olmanın da Nietzsche’ye göre şöyle bir dezavantajı vardır. Özgür insanlar moral değerlerini problem yapan, onu aşmayı hedefleyen fakat aşmayı düşündüklerinin yerine yenisini koyamayan insanlardır. Özgür insan tüm yeryüzü üzerinde hüküm sürmek isteyen insandır ve modern insanla üstinsan arasında bir ara geçiş dönemi olarak tanımlanabilir.

Nietzsche’nin en çok tartışılan insan prototipi ise üstinsan kavramıdır. Üstinsan şimdiye kadar olduğu haliyle insanı geride bırakan bireydir. Tek amacı insanı hiç olmadığı kadar ulaşılmamış doğasına getirmek ve orada bırakmaktır. Üstinsana şimdiye kadar var olduğumuz kendimizi terk ederek ulaşabiliriz. Bu durum verileri ve değerleri yıkan özgür insanın yarattığı boşlukta kendi değerlerini inşa edebilme sürecidir. İnsan hayatının nihai hedefi üstinsan mertebesine ulaşabilmektir.

Nietzsche’nin bu farklı insan tiplerini tanımlayarak, farklı insan gruplarından bahsettiğini düşünebilirsiniz. Fakat Nietzsche bu tanımlamalarla tek bir insanın hayatının farklı dönemlerindeki kimliğini yansıtıyor olamaz mı? Biz bütün insanlar doğarız. Bir ailenin içerisine, bir toplumun içerisine, yani bir düzenin içerisine… Çoğumuz hayatımızın ilk yıllarında düşük bir bilince sahip birer sürü insanı olarak hayata başlarız. Sonra ergenlik ve yetişkinlik süreci gelir. Kendi fikirlerimizi oluşturmaya başlarız. Toplumsal ve ahlaksal normlara karşı çıkarız. Bir sürü insanından, özgür insana dönüşmeye başlarız. En son yetişkinlik çağının ortalarında ve yaşlılığa giden süreçte kendimizi yeniden keşfederiz. Nietzsche’nin de tanımladığı üstinsan mertebesine ulaşmak için çabalarız. Kendi değer yargılarımızı yeniden inşa etmeye çabaladığımız bir sürece gireriz. Bu bağlamda düşünüldüğünde aslında hepimiz Nietzsche’nin insanlarını içimizde taşıyoruz…

Çoğu zaman fark etmesek de hayatımızın farklı dönemlerinde, farklı insan prototiplerine bürünüyoruz. Antik çağdan bugüne özgür insana dönüşerek zincirlerimizi kırarak defalarca kez çıktık o Platonun mağarasından… Kim bilir belki de artık tüm idealarımızın ideal olmadığının farkına varmamızın zamanı geldi. İçinizdeki Nietzsche’nin insanlarının hepsini sevin… Çünkü belki de onların toplamı bir yaşam ediyor…

Orçun Gül

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.