Kaç Paralık Sanat?

Hepimiz yakınırız sürekli; “Kimse sanata değer vermiyor!”, “Kimse sanatla ilgilenmiyor!” ve en çok da “Kimse kitap okumuyor!” diye. Sakız etmişiz bir kere ağzımıza bu lafı; kitap okumuyor ve geliştirmiyor, inceltemiyor, genişletemiyoruz ruhumuzu. Doğru mudur bu? Çok doğrudur, evet ama hemen başka bir soruna, yakınmaya öteleniyoruz ve dahi seğirtiyoruz: “Kitaplar çok pahalı!”, “Kitaplar neden bu kadar pahalı!”…

Türk edebiyatının en değerli yazarlarının, en çok okunan yazarlarının ve okunması zorunlu olan yazarlarının kitaplarının telif hakkını alan yayınevleri; keyifle geriniyor, ülkenin en çok okuyan sınıfının öğrenciler ve gençler olduğunu bile bile kitap fiyatlarını akıl almaz fiyatlara satıyorlar. Daha ucuz olmaz mı?..

Kâğıda gelen zam, enflasyon, telif ücretleri, basım, dağıtım…

Bin tane bahane sıralanır da hiçbiri bunun nedenini tam manasıyla açıklayamaz. Bunun yanında, diğer taraftan, çok kitap okunmadığının ve kitap fiyatlarının yüksek olmasından dolayı kitap satışlarının düşük ve her an düşmekte olduğu dillendirilen gerçeği. Bu durum gerçek olmuş olsa yayınevleri batmaz mıydı? Fakat birçoğu yaşamaya devam ediyor; bir çelişki yok mu burada? Kapanan yayınevleri de var, vardır muhakkak. Bu soruna değineceğim sonra. Şimdi başka bir gerçeğe geçelim:

Çok değil ama geçenlerde kitapseverler, okuyanlar, alanlar, kitap fiyatlarından dem vurup kitapların 1 TL olmasını istiyorlardı. Ne güzel bir düş! Düş çünkü Türkiye gerçeği var, göz ardı edilen fakat edilmemesi gereken.

Diyelim ki oldu. Olmaz ya oldu işte; o vakit hangi kitapları almaya koşacaksın; hangi kitabı satın alıp bir çırpıda okuyacaksınız? Hangisini? Söyleyin?

Sonuçta her kitabın değeri aynı değil, değil mi? Popülerite ile çok bilinen, okunan, satın alınan kitaplar raflarda gırla. Maşallah ama herkes alıyor ve okuyor. Okuyor değil mi? Bu da bir sorun işte bakın. Satın alınan her kitap okunur mu? Ama bu yazının konusu değil bu?

İşte bu noktada, okumak kadar ne okuduğumuzun da bir önemi var. Hani o kapatılan yayınevleri var ya; işte o yayınevleri sizce kitapları pahalı diye mi alınmıyor yoksa onların sattıkları kitaplar değer mi görmüyor?

Bir gerçek var ki o da okuyandan çok yazarın olması memleketimde. Herkes yazar olmuş; okuyan nerde? Eski zamanda her şeyin bir erbabı, ustası, ehli vardı. Şimdi sanat bir curcuna olmuş gitmiş. Müzik yapan yazar, televizyonda konuşan, oynayan yazar, şu yazar bu yazar; eh biz de yazar.

Ama hamburger değilsen mutlu olmayı düşleme!

Sanata verilen değer tartışıladururken bir soru; “Sanatçıya değer veriyor muyuz?”

Sanata değer veriyor muyuz ki sanatçıya da değer veriyor olalım. Gündemden düşmeyen pek çok konu var. Değişen durmayan zaman; konuşanlar aynı, konuşulanlar aynı. Sonuç: değiştiremez düzen.

Bakın sanatçıya değer vermemiz ile ilgili bir hikâye biliyorum.

1884 yılında doğan ve 1920 yılında doğum gününe beş gün kala dünyaya gözlerini yuman, Türk edebiyatında kısa hikâyenin kurucusu olan ve vefatının üzerinden 101 yıl geçmesine rağmen adı anılan, hikâyeleri okunan bir yazara verilen değer.

Ömer Seyfettin, 36 yaşında şeker hastalığından hayatını kaybeder. O dönem ne diyabet ne insülin biliniyordur; bu durum Ömer Seyfettin’in erken yaşında dünyadan ayrılmasına neden olacaktır olmasına da onun yaptıklarını silebilecek miydi tarihten?

Kaçımızın evinde Ömer Seyfettin’in kitabı var? Geçtim! Kaçımız Ömer Seyfettin’in bir öyküsünü okuduk?

Şey…

Evet, ilkokul sıralarında okumuştuk, okutulmuştuk değil mi? Bir sorun daha! Gerçekçilik akımıyla bazen sert ve keskin bir biçimde -örneğin Diyet hikâyesi- eserlerini kaleme alan Ömer Seyfettin’in öykülerini çocuk masallarıyla bir tutan, onun bir çocuk masalı olabileceğine inanan, düşünen ve bunu uygulayan akıllar, akıldalar mı? Olmasınlar!

Ve görülüyor ki sanatçılara sadece okuyanların değer vermesi yetmiyor.

Ömer Seyfettin son günlerinde Haydarpaşa Hastanesi’nde yatmakta idi. Öldüğünde hastanede onu tanıyan kimse çıkmadı. Cenazesi kimsesizlerin cenazesinden farksızdı. Ömer Seyfettin’in kimsesiz olduğunu düşünenler onun, onun bedenini, kadavra olarak kullanmak istediler. Ve kullandılar. Tıp öğrencileri yazarın cesedini kadavra olarak kullanıp onu delik deşik ettiler. Onunla fotoğraf çekildiler. O fotoğrafların gazetede yayımlanmasıyla; onu tanıyanlar hastaneye koştular ve onun parçalanmış bedenine sahip çıktılar.

Çıktılar çıkmasına da bir kişinin bile Türk edebiyatının usta yazarını, değerli bir sanatçıyı tanımaması… İşte size hikâye ve şimdi siz söyleyin bana: “Sanat kaç para?”        

Eyüp Saka

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.