Hepimizin Bir Hikâyesi Vardır

Hepimizin bir hikâyesi vardır.  Çevremizdekiler bu hikayenin farklı büyüklüklerdeki kısımlarını görürler. Ara sıra muhabbet ettiğimiz komşumuz için hayatımız, kendi hayatlarıyla kısa süreliğine çakışan kısa bir öyküden ibarettir.  En yakın arkadaşlarımız için ise bizim hikâyemiz, kendi hikâyelerinin büyük bir parçası olan uzun, karmaşık bir romandır.  Tabii ki, hikâyemizin bizden başka kimselerce bilinmeyen bir sürü gizli detayları, nüansları vardır.  Dışarıdan sıradan ve tahmin edilebilir görünen birinin tahmin edemeyeceğimiz derinlikte bir iç dünyası olabilir. Ama aslında kendimize yazdığımız hikâye de fazlasıyla görecelidir.  Kendi hayatımızı gözlemlerken, görünenin altında yatan anlamları fark edecek bakış açısına sahip olamayabiliriz.  Anılarımız da bizi çoğu zaman yanıltır.  Başımıza gelen bir olayı başkalarına anlattığımızda zihnimizde sürekli devam eden hikâyemizin renkli, somut bir parçası haline gelir bu olay. Ama bazen, hayatımızı derinden etkileyen bir olayı veya bir düşünceyi kimseyle paylaşmayabiliriz. Bu bize özel anılar ve düşünceler, sanki bize ait değilmiş gibi, hayatımızın olay örgüsünün dışında kalabilir;  kendimizle ilgili başkalarına anlatmadığımız şeyler, sürreal bir ton kazanabilir.

            Hepimizin bir hikâyesi vardır ama çoğu zaman bu hikâyenin türünü, anlamını ve hikâyedeki yerimizi anlayamayabiliriz. Belli bir yöne gittiğinden emin olduğumuz hayatımız bir anda hiç anlam veremediğimiz, garip yerlere doğru yönelebilir.  Hayatımızın olay örgüsünün saçma bir hale gelmesi hissine ‘nodus tollens’ denir.  Bazen hayatımızdaki tuhaf yenilikleri zihnimizde düzgün bir anlatıma entegre etmemiz yıllar alabilir.  Kendi hikâyemizi yaşarken bazen farkına varamadığımız bir şey de;  bir parçası olduğumuz, etrafımızda sebep olduğumuz olaylar ve çeşitli şekillerde etkilediğimiz insanların da dahil olduğu daha büyük tablodur. Bu tablo, tanrısal bakış açısıyla tamamen anlaşılabilse de içindeki bireyler tarafından genelde olduğu gibi görülmez çünkü herkes kendi tarafını tutup diğer insanlara önyargılarla yaklaşmaya meyillidir. George R. R.  Martin’in dediği gibi: “Hiç kimse kendi hikâyesinde kötü adam değildir. Hepimiz kendi hikâyelerimizin kahramanlarıyız.”  Hepimiz, kendi bilincimize mahkumuzdur ve bu yüzden de her zaman başkaları ve kendimiz hakkında farkına varamadığımız şeyler olacaktır.

            Hepimizin bir hikâyesi vardır ama bu hikâye, hayatımızın büyük çoğunluğunda kimse tarafından tam olarak bilinmez.  Başımıza gelen olaylar, sebepler ve sonuçlar birbirleriyle iliştirilmeden, karışık bir şekilde algılanır.  Deneyimlediğimiz her şey, ancak hayatımızın son dönemlerinde anlam kazanır. O zaman, o gün olduğumuz kişiye dönüşebilmemizde yaşadığımız her sevincin, kederin, tehlikenin, şanssızlığın;  tanıştığımız her yeni kişinin katkısını anlarız.  Hayatımızdaki, zamanında fark etmediğimiz en küçük dönüm noktaları bir anda su yüzüne çıkar.  Kaderimiz bilinmezdir ve uzun bir süre de bilinmez kalacaktır.  Gerçek hikâyemiz, ancak bittiğinde okunabilir bir hal alacaktır. Ama belki de insan olmanın heyecanı da sürekli kendimiz ve hayatımızın bilinmez ögelerini çözmeye çalışmamızdadır.

Nilüfer İnal

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.