Renklerin Çığlığı

Sinestezi diye bir duyguları algılama bozukluğu var. Duygular birbirine karışıyor, renklerin sesini duyabiliyorsunuz ya da duyduğunuz sesleri derinize temas ediyormuş gibi hissedebiliyorsunuz. Yani sinestezi duyguların birbirine geçmesinden kaynaklanan bir problem ama bu hastalığa sahip olup çok başarılı olan sanatçılar da yok değil. Ressam Wassily Kandinsky ya da ünlü besteci Franz Liszt bu hastalığa sahip olan sanatçılara örnek olarak gösterilebilir. Bugün biz bir Wassily Kandinsky tablosuna baktığımızda karmakarışık renklerin var olduğu bir tablo görebiliriz. Oysaki o tabloda bizim duyamadığımız bir senfoni vardır. Bizim duyamadığımız her renk bir orkestranın üyesi olan farklı birer müzik enstrümanıdır… O orkestradaki seslerin karmaşası ya da doğadaki seslerin dengesinin bir çığlığı vardır.

            Renkler hiç çığlık atar mı demeyin. Duyabilene öyle bir çığlık atar ki ses dalgaları bütün evreni esir alır. Siz hiç bazı renklerin yan yana geldiklerinde daha güzel duygular hissettirdiklerini fark etmediniz mi? Moda kavramının temelinde bu olgu vardır. Bazı renklerin yan yana gelmesi insana farklı bir ruhsal huzur vermektedir. Tıpkı bazı seslerin yan yana gelmesinin bir müzik başyapıtına dönüşmesi gibi… Örneğin akapella bir şarkıyı dinlediğinizde her bir ağızdan farklı bir ses çıkar. Ancak bu farklı sesler kulağımıza çok uyumlu gelir ve bu şarkıları gülümseyerek dinleriz. Hepimiz bu hayattaki farklı bir sesiz aslında ve hepimizin farklı bir rengi var. Bu evrende hepimiz farklı bir rengiz aslında ve hepimizin farklı bir kokusu var.

            Hiç yaşadığınız kentin en kalabalık bölümünü yüksek bir yerden inceleme şansınız oldu mu? Eğer dikkatli incelerseniz giydiği kıyafetlerle farklı bir rengi simgeleyen ve kalabalık olduğu için iç içe geçmiş insanlar göreceksiniz. O renklerin hareketi size bambaşka bir huzur verecek ve dikkatli dinlerseniz kentin sesini duyacaksınız… Aslında bu durumun bir Wassily Kandinsky tablosuna bakmaktan hiçbir farkı yok. Kim bilir belki de farklı bir açıdan bakarsak hepimiz azıcık sinestezi hastasıyız… Hepimiz farklıyız bu evrende ve farklı duygular taşıyoruz. Dışarıdan bakan bir göz bize baktığında neden tek bir duygu hissetsin ki? Rengarenk bir tablonun çığlığını duymak varken, neden siyah-beyaz bir tablonun karamsarlığına mahkum olsun. Büyük usta Özdemir Asaf bir şiirinde, “Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler.” diyor ya… Belki de bütün renkler aynı hızla çığlık atıyordu ve Özdemir Asaf bir tek beyaz sustuğu için böyle hissetmişti. Beyaz; masumiyetin, saflığın ve temizliğin rengiydi, ondan gürültü beklenmezdi. Kim bilir belki de insanların ölünce beyaz kefenle gömülmelerinin sebebi budur. “Lütfen sessiz olunuz.” belki de ölümün parolasıdır…

Orçun Gül

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.