Beş Yıl Önce Beş Yıl Sonra

Beş Yıl Önce Beş Yıl Sonra

Yazar olmak cesaret gerektiren bir iştir. Önünü ardını düşünmeden girmenin ceremesine hazır olmak demektir. Yazar olmak, yalnızca birilerini ya da bir şeyleri anlatmak değil, kendini anlatmaktır biraz da ama yazarak değil, yazmayı bırakmayarak. Çünkü yazarın ne kendiyle ne de çevresiyle bitmeyecek bir kavgası olacaktır daima. Yazar olmanın zor olan iki evresi vardır. Biri başlamak, bir diğeri de bırakmamak. Ben nasıl başladığımı biliyorum ve bu yüzden bırakmıyorum.

Yazar olmanın belirli bir yaşı yoktur. Bir an vardır ve o anın kime, ne zaman geleceği belirsizdir. Bununla beraber kimin o ana nasıl karşılık vereceği de belirsizdir. Kimi düşünür ve harekete geçer, kimi sadece düşünür, kimi ise düşünür ve kendine seçtiği bir rehber gibi olmadan yazmayacağına karar verir, yazmadan. Kendine gelen o anı, kendi tayin edeceğine inandığı başka bir ana erteler. Düşünmek, yazmanın yarısından fazlasıdır ama hiçbir şey yazmadan düşünmek anlamsızdır.

Yıllar önce önünü ardını önemsemeden yalnızca yazmayı düşünerek bir yola çıktım ve o yolculuğun kaderim olduğuna inandığım an, hayatım bir kararın çevresinde şekillendi. Çocuk yaşımda gelen o ana sımsıkı sarıldım. Yazmak için olgunlaşmayı beklemedim, yazarak olgunlaştım. Kendi kendimi tatmin edeceğim güne yaşlanmak yerine, okur önünde büyümeyi seçtim. Yazmak bir amaç olsa da, basmak bir tercihti. İlk kitabımı 16 yaşında bastırmak benim en riskli tercihimdi. Okur acımasızdı ama onun acımasızlığı vefasındandı. Bu kadar erken ortaya çıkan bir yazar adayı için çok bir seçenek yoktu. Ya hiçbir şey olmamış gibi yok olacaktım, ya da bir ömür, var olabilmek için yaşayacaktım.

Yazmanın sorumluluğu büyüktü. Yapmaya gönüllü olduğum işin, temsilcileri çok büyüktü. Bense çok küçüktüm. İnternet kafeye yazmak için giden bir çocuktum. İlk kitabımda yazdıklarım beni hiçbir zaman mutlu etmedi, gurur duyacağım yazılar değildi ama arkasında durmaktan da geri durmadım hiçbir zaman. Belki de başlamadan bitecek bir yolculuğun meyvesi olan kitabımın bana kattığı şey yine yazmak oldu. Daha çok yazmak, daha iyi yazmanın çaresini yine yazarak bulmak. Yazar olmak ciddiye alınması gereken bir işti ve ben ciddi bir adamım.

Beş yılın sonunda anlıyorum ki, mutsuzluğum boşuna. İnsanın hayatında pek çok yaşanmışlık var. Kalem de o yaşanmışlıkların bir tanığı. Kalem o beş yılı boşa yaşamadığımın bir kanıtı.

Bugün basılı ilk ve tek kitabım Bir Siyasinin Hikâyesi’nin beşinci yaş günü. 16 yaşında çocuksu bir heyecanla yazıp kucakladığım kitap, benim bugünlere nereden geldiğimin göstergesi. Boyu benden büyük bir kalemin kırılmaya mahkum sivri ucuyla o günlerimin aktarımı. Ucunu açtıkça kalem ufalıyor, yazıya daha bir elverişli hale geliyor. O kalemin elime tam oturacağı günleri şimdiden kıskanıyorum. O günler gelecek, inanıyorum çünkü yazmaya devam ediyorum. Beş yıl sonra bugün yazdıklarımı beğenmesem bile, o kalem elimde kaybolana kadar yazmaya devam edeceğim.

Sadece iyisiyle, iyi ki doğdun Bir Siyasinin Hikâyesi.

Agâh Ensar Can

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.