Asil Kan

Dünyanın bugüne kadar görüp geçirdiği her dönemin bir toprak izinde, bir duvar resminde, bir tuğlasının üzerinde ve takviminin herhangi bir yaprağında daima Türk’ün imzası vardır. Türk, tarihin her aşamasında bulunmuş, tarihi hem yazmış hem de bizzat yönetmiştir. Bin bir entrika ve hain planlarla yıkılmış olan 16 devletin üstüne; bin bir acı, kan, iman ve gözyaşı ile 17.’sini inşa etmiş, gücünü tarihinden alarak dünyada varlığını hissettirmeyi başarmıştır. Bugün gelişen ve değişen dünya düzeninde Türk gencinin en büyük gücü de ataları olmuştur.

Tarihinde önemli işler başarmış bilim adamları, devlet adamları ve kahramanlar bulunduran Türkler; dünyayı yeri geldiğinde şaşırtmış, yeri geldiğinde de ayakta alkışlatmıştır. Gittiği yeri açık etmemek için atların ayaklarına nalını ters çakan bir zekanın, Büyük Selçuklu Devleti’nin mensubudur Türk gençliği. Atası Alparlaslan’ın kendisinin üç katı olan düşmandan korkmayıp er meydanını terk etmediği ve ölesiye çarpıştığı devletin korkusuz milletidir Türk gençliği. Hiç kimse daha önce tahttan indirilmiş bir sultanın Osmanlı’yı Yükselme Dönemi’ne sokacağını tahayyül edemezdi. Onun bakışlarında çağ kapatıp yeni bir çağ açacağını göremeyenler, onun kararlılığı karşısında mahcup oldu, Ulubatlı Hasan’ın vücuduna isabet eden onlarca oka rağmen sancağı diktiği kulenin altında ezildi. İşte Türk genci daha iyi şeyler başarmak için Fatih gibi cesur, Hasan gibi kararlı olmalıdır. Peki nasıl fethedildi İstanbul? Herkesin yıkılamaz dediği o surlar nasıl yıkıldı? İki yıl bu fetih için hazırlanan Fatih her şeyi tasarlamış ama surları yıkmada kullanacağı gemi için Şeyhülislamdan fetva alamamış. Çünkü surların çevresinde masum insanlar da yaşıyormuş. Denizden yürütülen bir gemi surlara saldırı esnasında birçok sivile de zarar verebilirmiş. Şeyhülislam başka bir yol bul demiş ve Türk’ün büyük kahramanı Fatih, gemileri karadan yürütmüş. İşte Türk genci böyle bir devletin milletidir. Bu devlet aynı ırktan ve dinden olmadığı insanlara masum olduğu için zarar vermemek adına gemileri karadan yürütmek gibi fantastik bir fikir benimsemiş, bunu da geliştirerek uygulamıştır. Türkler bu yüzden hiçbir ülke tarafından aşılamamış ve anlaşılamamıştır. Zaten bir türlü anlaşılamadığı için aşılamamıştır. Çünkü Türk’ün ilham kaynağı yalnızca Fatih ile sınırlı değildir.

8 yıl hüküm sürdüğü devleti en geniş sınırlarına ulaştıran, Türk’ün gücüne İslam’ın makamını da katan Selim vardır Türk’ün tarihinde. Padişahlığın tüm kudretini karakterinde toplayan, tuttuğunu koparan, azimli ve cevval potansiyeliyle Yavuz lakabını alan Sultan Selim, Türk gencine daima dik durmasını ve disiplininden ödün vermemesini aşılamıştır. Sadece devletin zirvesindeki yiğitler yoktur bu tarihin içinde. Unutulmaz komutanların, büyük zaferlerini de barındırır içinde dünyaya nam salmış bu şanlı tarih. Gazi unvanını layıkıyla taşıyan Osman Paşa’nın meşhur Plevne hikâyesidir Türk’e vatan sevgisinin en hiddetli yanını bahşeden. Dünya askerlik tarihinin en değerli hadiselerinden biri olarak kayıtlara geçen Plevne Savunması’nın kahramanı olan Osman Paşa, elindeki tüm imkanları kullanmış, aylarca vatan ve vazife aşkıyla dolu bir yürekle Plevne’yi savunmuştur. Osman Paşa ve ordusunun her tükenişinde gelen teslim olma çağrısı, her seferinde reddedilmiş ve savunma sürmüştür. Osman Paşa, “Plevne’den çıkmam!” demiştir. O dönem tüm dünyanın önünde saygıyla eğildiği bu savunma, Türk gencine vazife aşkının da nasıl olması gerektiğini özetleyen en açık olaydır. Türk gençliği talihlidir; en vicdanlı, en hoşgörülü, en yardımsever liderler tarafından yönetilmiş bir devletin tarihini taşımaktadır çünkü. Sultan Abdülhamid’in tesadüfen gördüğü tek bacağı olmayan bir Hristiyan gence bizzat kendi eliyle yaptığı tahta bacağın üzerine yayılan iyi niyetin ve kardeşlik göstergesinin emanetçisidir Türk gençliği. Sultan Abdülhamid kendisinden para karşılığında toprak isteyenlere, bu toprakların kanla alındığını ve bir gün geri verilecekse de yine kanla verileceğini söylemiş, huzurundan def etmiştir. Dediği gibi de bundan birkaç yıl sonra 1.Dünya Savaşı’nda, vakti zamanında kanla alınan topraklar, yüzlerce insanın şehitliğiyle bir bir işgal edilmişti ve dünya devletlerinin tebessümlerinin içeriğini Türk’ün yıkılışı oluşturmuştu. 1.Dünya Savaşı’nda bir cephe vardı ki, uğruna ne şiirler yazıldı yeterli gelmedi. Çünkü o cephe başlı başına bir destandı, çarpışanlarıysa birer kahraman. Şu an 81 plakanın oluşturduğu Türkiye’de Çanakkale yalnızca bir şehir ismi değildir. Çanakkale bir milletin battığı yerden yeniden dirilişi, şahlanışıdır. Çanakkale, binlerce insanın tek vücut bulmuş halidir. Bu vatanın en şanlı, en şerefli ve en hüzünlü yanıdır. Seyit Onbaşı’nın gözyaşlarıyla, yüreğindeki vatan sevdasıyla ve göğsünden arşa yayılan imanla kaldırdığı top mermisi Çanakkale’yi geçmek isteyenlerin kafasında patlamıştır. Bu olay Türk gencinin bir şeyler başarmak için çıktığı yolunda pes etmemesi gerektiğini gösteren en anlamlı olaydır. Çünkü yıllar önce bu ülke için yola çıkan o temiz insanlar geri dönmeyi hiç düşünmemişti. Düşündükleri tek şey, kanla alınan aziz toprakları ve dalgalanan al bayrağı korumaktı. Onlar tarihi kalemle değil; hak için, vatan için akıttıkları kanla yazdılar. Fakat bu zafer ülke içindeki ağır yenilgiyi kaldırmaya yetmedi. Dahası lazımdı. Daha fazla mücadele, daha fazla gözyaşı ve daha fazla şehit lazımdı belki de. 15 Mayıs 1919 günü Hasan Tahsin diye bir kahraman çıktı ortaya. Türk topraklarının göz nuru olan İzmir’in işgaline ilk kurşunu bir gazeteci sıkmıştı. Oracıkta şehit edilse de halkın mücadele hırsını canlandıran adam olmuştu. Aynı günlerde kurtuluş mücadelesini başlatmak için Samsun’a doğru yola çıkan Gazi Mustafa Kemal vardı; Türk’ün esaret altında yaşayamayacağı bilincinde olan halkı, verdiği cesaret altında yeni ve son bir savaşa hazırlamaktı niyeti. Gazi Mustafa Kemal önderliğinde başladı milli mücadele. Türk milletinin tek bir parolası vardı, o da ya hep ya da hiçti. Ya hep birlikte bu topraklarda var olacaklardı ya da hep birlikte topraklarla beraber yok olacaklardı. Alternatifi yoktu. Her biri namusu, şerefi, dini ve vatanı için son anına kadar çarpıştı. Nice zorluklarla kurulan 17.Türk devleti olan, Türkiye Cumhuriyeti garbın uşaklarının elinden yaşlı, kadın, çocuk demeden bir yumruk olan Türk milleti tarafından kurtarılarak kurulmuştu.

Türk gencinin damarlarında onurlu ve asil bir kan akar. Türk genci her zaman gurur duyacağı bir ecdadın torunudur. Böylesine zeki, kararlı, mücadeleci, vatanperver ve asil bir ırkın temsilcisidir. Karşılaştığı her zorlukta yeri geldiğinde Fatih olmalı, yeri geldiğinde Yavuz. Yeri geldiğinde Alparslan gibi cesur kalmalı, yeri geldiğinde de Osman Paşa gibi savunmalı toprağını. Hasan Tahsin gibi karşı çıkmalı esarete, Mustafa Kemal gibi zeki olmalı düşmanın önünde. Çünkü Türk gençliği ancak gücünü tarihinden alarak geleceğe cüret edebilir. Geleceğe cüret etmesi de yeni bir tarihin yazılması demektir.

Agâh Ensar Can

2017

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.