Dursa Ya Biraz Dünya

Fırının tam karşısına oturdum, büyük bir dikkatle hamurunu yoğurup somun ekmeklere benzesin diye özenle şeklini verdiğim ekmeklerin önce yavaş yavaş kabarmasını sonra kızarmasını hiç acele etmeden seyrediyorum. Daha dün ev kıyafetimi değiştirip fırından ekmek almaya üşenen ben değildim sanki. Şimdi hamuru yoğurup bir de pişmesini üşenmeden, sabırla bekliyorum. Durup dururken bu konu da nereden mi çıktı? Gözümüzle bile göremediğimiz ama soğuk nefesini ensemizde hissettiğimiz, minicik boyuna bakmadan koskoca dünyayı, insanları perişan edip yetmezmiş gibi bir de onları eve hapsedip ekmek yaptıran, adına korona dediğimiz virüsten çıktı.

Şu günlerde hayatımızı, virüsten önce ve virüsten sonra diye sorgular olduk. Ben kendimi şöyle sorguladım mesela: Virüsten önce en çok kullandığım kelimenin “seni seviyorum, nasılsın, hoşça kalın…” gibi kelimler olmayıp “hadi” olduğunu anladım. Sabah oğlumu uyandırırken “hadi kalk”, kahvaltısını yaparken “hadi yemeğini ye”, okula giderken “hadi acele et, geç kaldık”, okuldan gelince “hadi ödevini yap” … ve daha buraya sığdıramadığım bir sürü “hadi”. Bu kadar yoğunluk yetmezmiş gibi hafta sonlarını boş bırakmıyorduk. O kurs senin bu kurs benim sürekli bir şeyleri kovalıyorduk. Sanki gün yirmi dört saat değil de otuz saatti. Biz dünyayı yanlış anladık galiba. Dünyanın yarışılacak değil yaşanacak bir yer olduğunu unuttuk sanırım. Bunca telaştan memnun olmama rağmen oğlumu da bu telaşın içine çekmem de ayrı bir çelişki tabii.

 Hayatı kovalarken durup düşünebilme fırsatı bulduğumda, belki bencillikten, belki geride kalma korkusundan, belki de kendi zamanımı durduramayışımdan “Dursa ya biraz dünya.” derdim, kendi kendime. Evet, virüsle beraber durdu dünya. Gerçekten durdu. Yaşadığım şehirde ilk defa sessizliğin sesini duydum mesela. Yakındığım koşuşturmaca durdu. Gıda ve sağlık sektörü dışında neredeyse her şey durdu. Ama biz insanlar her şeye kılıf uydurduğumuz gibi bu duruma da kılıf uydurduk. “Online” adı altında eğitime, kurslara toplantılara… aynı telaşa yeniden başladık.   

Bu dönemde hayatımızın bir köşesinde hep var olan ama görmezden geldiğimiz şeylerin farkına vardık. Sağlığın insan için önemli bir unsur olduğu konusunda tüm insanlar olarak karar kıldık örneğin. Hastaneye korkmadan gitmenin lüks olduğunu idrak ettik.  Sevdiklerimize sarılıp kokularını içimize çekmenin, dedelerimizin, ninelerimizin o mübarek ellerini öpmenin, komşumuzla iki çift kelam ederken mimiklerini görmenin, ne kadar büyük bir nimet olduğunun ve ruh sağlığımız için bir hazine olduklarının bilincine vardık.

Aslında bizi az da olsa kendimize getiren bu virüs panayır ve benzeri yerlerdeki hileli oyunlara benziyor. Hani o oyunlarda tuzağa düşürmek için önce küçük küçük hediyeler verilir sonra da büyük vurgun yapılır ya virüs de bize aynısını yapıyor. Küçük küçük farkındalıklar yaratıp asıl vurgununu canları alarak yaptı ve yapmaya devam ediyor. Geriye ateşin düştüğü yeri yaktığı ocaklar ve ölüm korkusuyla yaşamak kalıyor.

Özlem Polat

One thought

  1. Ben ”yok ya biz zaten hep evdeydik çok şey değişmedi senede bir anneme ve ablama gitmek dışında.” diyordum bazen. Bu sözlerle anladım ki aslında çok şey değişmiş hayatımda…. TEBRİKLER….

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.