İç Sesimiz

Ah o sinir bozucu olan iç seslerimiz… Çoğu zaman kendi kendimiz ile kavga edip dururuz. Kendi düşüncelerimize ve kararlarımıza karşı bile acımasız olabiliriz. Oysa onlar bizim düşüncelerimiz ve kararlarımızdır.

Size de oluyor mu bilmem ama bu bana çok olur. Kendi kendime “Evet, bu olur.” derken bir anda “Hayır, o olur mu hiç!” diye düşünüp dururum. Daha sonra da kafamda bir çatışma başlar, o çatışmanın içinde kafayı kıracak raddeye gelirim. En sonunda da, “Kesinlikle delirdim, resmen kendim ile kavga ediyorum.” diyerek sinirlenirim.

İç sesimiz genellikle eleştirel bir üslup kullanmak konusunda çok inatçı olur. Sanki her zaman yaptıklarımız yanlışmış gibi bir anda bizi tereddüde düşürürler. Açıkçası bunun bilimsel bir açıklaması var mı hiç bilmiyorum, pek umursadığım da söylenemez. Sonuç olarak o ses bizden bağımsız bir şey değil. O biziz, biz oyuz! Bu hayatta sizi, sizden başka kimse düşünmezken bize gerçekleri sunan o sese de biraz kulak vermemiz gerekmez mi?

Bana göre iç sesim aslında benim vicdanımı yansıtıyor. Ne zaman kendimi kandırmak için “Evet.” desem hemen ardından “Hayır olduğunu biliyorsun.” diye bir düşünce peyda oluyor zihnimde. Bu da bana aslında o iç sesin ne kadar sinir bozucu olsa da onunla barışık olmam gerektiğini hissettiriyor.

Vesselam inatçı varlıklarız biz. Bir kere “evet” dediysek yanlış olduğunu hissettiğimiz zaman bile kaypak demesinler diye inatla yanlışı savunmaya devam ederiz. Fakat en çok kendi ile inatlaşır insan. Kendi iç dünyasındaki çatışmadan da yara almadan kurtulamaz.

Kendi kendimize büyük darbeler vururuz. Biz bile kendimize bu kadar eziyet ederken başkasının bize nazik davranmasını da bekleyemeyiz değil mi?

Bence önce kendi iç sesimizi dinlemeyi öğrenmeliyiz. Unutmayın o sizsiniz! Aslında içten içe yaptığınız şeyden emin olmadığınız için o ses zihninizde peyda oluyor. Bu yüzden iki saniye durup kendinizi sorgulamaya devam edin. Eğer o zihninizde size yanlış yaptığınızı inatla fısıldayan sese biraz da olsa hak verirseniz dostlar, şu inatları tozlu raflara kaldırın…

Unutmayın ki; bu hayatta onun, bunun, şunun ne dediğini dinlemek ve onlara göre hareket etmek size zarar vermekten başka bir şey yapmaz. Sizi kendiniz ile çatışmalara sokan da aslında “o” insanlardır. Mantığınızın bir köşesi, o insanları umursamadan doğru olanı bildiği için o iç sesin zihninizi işgal etmesine izin verir.

Boş hayat yaşamayı bırakın dostlar. Zaten boş olan hayatınızın dümenini başkalarının eline vererek boş olsa dahi elinizde olan hayattan da olmayın!

Kendinizle kavga etmeden ses verin içinizden geçen seslere. Yakalayın o seslerden birinin kuyruğunu, takılın peşine. Bakalım o ses sizi nereye götürecek, neler keşfedeceksiniz? Sonuçta o ses sizin zihninizde peyda oldu değil mi? Ondan korkmak neye yarar!

İç ses!

Bu bahsi kapa!

Hayır efendim, kapatmasın o bahsi! İşte demek istediğim tam da buydu. Bizler aslında içimizdeki sesi değil kendi isteklerimizi bastırıyoruz çünkü aslında o zihnimize fısıldanan her cümle kalbimizden geçen isteklerimiz oluyor!
Bari sadece kalbinizin hatırına iki saniye kulak verin o sözlere..

Bak kalbin sana fısıldıyor ve sen “Kapat çeneni iç ses!” diyerek ona bağırıyorsun. Başkalarının kırmasına yakınırken sen onu bin parçaya bölerek görmezden geliyorsun. Oysa…. Oysa biraz dinlesen zihninin kuytu köşelerinde gezen o düşünceleri, biraz dinlesen belki de o düşüncelerin kalbinden geldiğini anlayacak ve onları takip ederek daha doğru bir yolda yürüyeceksin.

Fatmanur Dereköylü

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.