Yabancılarla Konuşma

İnsanların kolaya kaçmasının sebebi, kişinin kendisi midir yoksa toplum mu? Ya da toplumun dayattıklarıyla oluşturduğumuz yeni kişiliğimiz mi? Kendinizi yapmaya çalıştığınız bir işin başında saatlerce otururken buldunuz mu hiç? Bunun sebebinin ne olduğunu ben de tam olarak bilmiyorum ama o sürede hep kendimi, “daha kolay bir yolu var mı acaba?” sorusunu sorarken buluyorum, üstelik yapacak daha iyi bir işim, o sırada ilgilenecek bir hobim olmamasına rağmen. Bu kadar acele neden peki? Nereye yetişmeye çalışıyoruz? İşte tam bu noktada beynimizin kıvrımlarında birikip yollarını tıkayan toplum kişiliğini insan beynine sıkıştırma çabası devreye giriyor. Daha siz bu dünyaya gelmeden toplum sizin onun yararına olmanız gerektiği fikrini dayatıyor, eğer bu belirlenmiş düzende ilerlemezseniz sistem, adınızın her harfini paramparça edip sizi insanlara karşı kimliksiz bir hale getiriyor. Bu acımasız sistemde ayakta kalmaya çalışanlar yaptıkları işte kısa sürede başarıyı elde edip yararının son tüketim tarihini uzatmak için diğer işte elde edeceği başarıya hızla yol almaya çalışıyor. Fakat bu uğraş bazen kişinin gerçek amacına hizmet etmeyi unutup toplumun kurucu fikirlerinin altında ezilmesine, kimliksizleşmemeye çalışırken kendi kimliğini unutmasına sebep olabiliyor maalesef.

Kişinin kendi kimliğini unutması kavramını dramatik bir hale getirmeye çalışmayacağım. Toplumda, toplum için çalışma arzusu olan insanların da bulunduğu gerçeğini göz ardı edemem çünkü, insanları bu konuda yargılamak bana düşmüyor. Bu yüzden eleştiriyi kendime çevirmem gerekiyor sanırım. İki gün önce elime kütüphanemde duran kitaplardan birini alıp sayfalarını karıştırdım, yazıları tanıdık gelse de konusunu bir türlü çıkaramadım, daha önce yolda görüp de merhabalaştığım fakat sonradan anılarımdan silinen bir yüz gibiydi. Biraz okuduktan sonra bir zamanlar sırf okumak zorunda olduğum için bitirdiğim bir kitap olduğunu fark ettim, yine de hatırlayamadım konusunu Çünkü kendim için okumamıştım bu kitabı, özenle yazılmış, işlenmiş kelimelere bir hakaret gibiydi bu yaptığım. Yazılarla beraber kimliğimi bulmam gerekirken ben benden geriye kalan her şeyi bu satırlar arasında seneler önce ezip parçalamıştım. Tabii bu kitabın dayatılmış olması da yanlış fakat düşünebilen canlılar olduğumuzu göz önünde tutarsak, bu zorlamayı parmaklarım arasında ufalayıp benimle bütünleşecek toz zerreleri haline getiremez miydim? Bana iteklenmiş bu kitabı kendi parçam haline getirmek benim elimdeydi fakat ben hiçbir yararı olmayan bir isyana alnımı yaslamış, topuklarımı toprağa gömmüş, bakışlarımı yere çevirmiştim. Belki bir kere olsun kafamı kaldırsaydım bu inadı köşeye ittiğimde arkasında benliğime dair hiçbir şey olmadığını, sadece bu zorlamanın beni hiçbir yere götürmeyecek eliyle iş birliği kurup sıkı sıkı parmaklarımı kenetlediğimi görebilirdim.

Sadece geçmişteki bir kitap değildi hatam, bu kitaptan sonra nasıl davrandığım, kimin ve neyin yararına çalıştığım da önemliydi. Yarım yamalak okuduğum o kitap, benim bir işi bitirmeye başladığım ilk zamanlar olduğu gibi kendimi de tüketmeye başladığım ilk anlardan biriydi. Bir işten diğerine koşmaya, bir görevden diğer göreve geçmeye başladım düşünmeden. Tek amacım en kolay şekilde bir yerlere varmak, bir şeyler elde etmek olmuştu fakat bir yere varmayı bırakın, yerimde saydığımın farkında bile değildim. Eğer önüme konulan koşullar bunlar ise bu koşullar doğrultusunda kendi sırtımı iki elimle doğrultmak ve bu monotonluğa binmiş görev yolunda yere bakarak değil de bakışlarımı ileriye çevirip farkındalık kazanmak benim elimdeydi.

Kendi üzerimden örnekledim fakat eminim ki benimle aynı deneyimi yaşayan bir sürü insan vardır. Ne yapmalı bu kendini kimliksizleştirme durumundan kurtulmak için? Olabilecek tüm konularda bence başkalarından yardım almakta sıkıntı yoktur ama kendi düşünceleriniz, kendi kısıtlamalarınızla ördüğünüz bir öz otorite kafesinin içinden ancak ve ancak yine kendi anahtarınızla çıkabilirsiniz. Bu durumdan -bana göre tabii ki- kurtulmanın iki yolu var. Zorunlu bir şekilde elinizde bulundurduğunuz görevi içi boş bir protestoya dönüştürmeden, o işi menfaatlerinize de kullanabilmek -aynı kitap örneğinde olduğu gibi- ya da bu zorlama işin içerisinde kendinizi bulamadığınız için size yarar sağlayacak daha farklı bir şeye yönelmek. Yani günün sonunda önemli olan kişinin kendini zaman ve iş sürtüşmesinde kaybetmeyip tam tersine tam aşağı düşüyorum derken yakasından kavrayıp tekrar dünyaya çevirebilmesidir. Bu ister size denileni yaparken isminizi bu işe kazımak olsun, isterse de bu işten isminizin harflerini söküp isteklerinizin portresine asmak olsun. Eğer kimliğinizi bir şeyler yapma uğruna kaybetme, benliğinize yabancılaşma gibi bir amacınız yoksa, tek ihtiyacınız olan her gün aynanın karşısına geçtiğinizde kendinizle göz göze gelebilmek, kendinizle yaşadığınız bu bakışmayı annenizin “yabancılarla konuşma” cümlesini hatırlamadan atlatabilmek.

Öyküm Gelen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.