Korkunç Bir Yük

Delinin tanımı birçok kişiye göre değişir. Kendi kendine konuşan biri deli midir, yoksa sadece yalnız mıdır? Bazı insanlar bir an derin bir bunalımın içinde gömülü olup bir an sonra coşkuyla dolabilir. Bazıları, etraflarında diğerlerinin görmediği korkunç şeyler görebilirler. Her an hastalıklardan, insanlardan, kazalardan korkan; suya katılan zehirden televizyonun beyin yıkamasına kadar bin bir çeşit komplo teorileri hakkında endişelenen insanlar da vardır. Bedenini aç bırakan, bütün duygularını kaybeden, içinde bulunduğu gerçekliğe yabancılaşan, herkese ve her şeye öfke duyan, kâbuslarıyla gerçek hayatını ayırt edemeyecek duruma gelen, kendi ve sevdikleri hakkındaki en temel gerçeklerden bile sağlıksız derecede şüphe duymaya başlayan birçok zavallı ruh; her gün bu korkunç yükü taşır. Sokaklar, otobüsler, metrolar sessiz gibi gelir ama çevremizdeki yabancıların zihinlerinde atan çığlıkları bir duyabilseydik…

Toplumda, akıl hastalığı farklı şekillerde algılanır. Bazen depresyona girmiş ya da psikozun acımasız pençeleri arasında işkence gören karamsar karakterler ve deli dâhiler romantikleştirilir. Akıl hastalığı, yaratıcılığın bir yan etkisi olarak düşünülür. Van Gogh’un akıl sağlığı yerinde olsaydı Yıldızlı Gece’yi resmedebilir miydi? Satie, Gnosienne kompozisyonlarını besteleyebilir miydi? Plath, çaresizlik ve ölüm gibi konularla ilgili onca çarpıcı şiiri yazabilir miydi? Belki. Ama, bu insanların hiçbirini tanımasam ve hayatlarını bilmesem de her birinin, eğer seçme şansları olsaydı; sevgi dolu, mutlu ve sağlıklı hayatlar yaşamayı tercih edeceklerini düşünüyorum.

Akıl hastalığı olanlar bazen de anlaşılmazlar, ayıplanırlar, yalanlanırlar. Akıl hastalığının yükünü en korkunç kılan şey; onunla baş etmenin, insanlardan alınan tüm yardımlara rağmen, eninde sonunda yalnız başına yapılan bir eylem olmasıdır. Doğal olarak çünkü herkes farklıdır. Herkesin laneti farklıdır ve tabii insanlar, kendilerinden farklı olanlara karşı içgüdüsel bir önyargı ile yaklaşmaya eğilimlidir. Gerçekte, bazılarımız biraz daha kayıp, korkmuş veya yaralı olsa da normal insanlar ve akıl hastalığı olan insanlar yoktur, sadece insanlar vardır. Hayattaki olumsuz deneyimlerimiz ve genlerimize olan tutsaklığımız akli dengemizi bozabilir. Bir çoğumuza olabilir bu… Sağlık ve akıl hastalığı arasında kesin bir sınır yoktur, sadece bizim çizdiğimiz sınırlar vardır. Peki, bu durumda nasıl bir tutum benimsemeliyiz? Zihinsel yükü bizden daha ağır olanlara nasıl yardım edebiliriz? Bence bunun cevabı basit ve tamamen klişe: nezaket, anlayış ve hoşgörü. 

Her şey yolunda değil. Dünyada çok fazla acı ve keder var. Zihnin korkuyla dolu ve ruhunu içten donduruyor. Belki yıllar içerisinde o kadar çok parçan kırılıp dökülmüş ki, artık kendini toplayıp geri yapıştırmak için nereden başlaman gerektiğini bile bilmiyorsun. Zifiri karanlık içinde boğuluyor, ne yapacağını, nasıl düzeleceğini kestiremiyorsun ama en karanlık köşelerde bile ışık bulunabilir. Belki de etrafında hiçbir yerde seni zihnindeki fırtınadan güvenli bir limana yönlendirecek ışığı bulamıyorsun. Belki de sana yardım edebilecek hiç kimse yok, tamamen boşluktasın. Önemli değil çünkü sen varsın. Hâlâ burada, ayaktasın. Karşılaştığın zorluklar seni güçlü kıldı ve aradığın ışık içinde mevcut.

Nilüfer İnal

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.