Yazma Eyleminin Amaçları Üzerine Kısa Bir Hasbihâl

Büyük usta Franz Kafka bir sözünde “Eğer okuduğumuz bir kitap bizi kafamıza vurulan bir darbe gibi sarsmıyorsa, niye okumaya zahmet edelim ki?” der. Bugün dünya üzerinde kitaplara ve dergilere yazılan binlerce yazı var. Sosyal medya ve çeşitli internet sitelerinde yazılan yüzbinlerce yazı var. Ne yazık ki bir insanın ortalama yaşam süresi bu yazılanların hepsini tüketmek için yetersizdir. Bu yazılan milyonlarca şeyi okuma eylemi Kafka’nın da belirttiği gibi bir zahmete dönüşmektedir.

Bu durum okuyucunun işini zorlaştırdığı gibi yazarı da yalnızlığa itebilir. İçerik havuzunun bu ölçüde geniş olması, pek çok kaliteli yazarın bu havuzda ne yazık ki okuyucusuyla buluşamadan boğulmasına neden olabilir… Bu noktada yazarın karşısına çok ciddi bir soru çıkar: Yazma eyleminin amacı nedir?

Bence yazma eylemi antik çağlardan bugüne kadar insana miras kalan en eski hastalıktır. Yazının olmadığı dönemlerde mağara duvarlarına resimler çizerek kendini ifade etmeye çalışan insan, yazıyı icat edip kendisini yazıyla ifade etmeye başladığı zaman bir büyüyü fark etti. Öncelikle çeşitli ihtiyaçlarını karşılamak için yazıyordu. İlerleyen süreçte yazının yaşanılanları geleceğe miras bırakma gücünü keşfetti. Bu durum avantaj gibi görünen bir dezavantajdı. Bu sayede istediğini yazarak geleceği istediği gibi şekillendirebilme gücüne sahip oluyordu. Bir saray bekçisi çölün ortasına kendisini kral olarak tanıtan bir tablet bırakarak, tarihe adını kral olarak yazdırabilirdi. Bu noktada yazmak, ihtiyaçların ötesinde bireysel bir tutkuya dönüşmeye başladı.

Artık insanlar yazı yazarak bir çağı açıp kapatabilirler, bir devrimin alt yapısını oluşturabilirler ve yazdıklarıyla tarihi süreci istedikleri gibi şekillendirebilirlerdi. Kendilerini merkeze alan şeyler yazmaya başladılar ve en tehlikeli olan, yazdıklarıyla eylemleri birbiriyle uyuşmamaya başladı. Süslü cümlelerle halkı provoke ederek kendi ideolojilerini pompalamaya başladılar. Kendilerini alkışlayacak olan bir grubu her zaman buldular ve gelmiş geçmiş en büyük zehri böyle keşfettiler. Bu zehir alkıştı. Roma İmparatorluğu’nda bir gladyatörün başka bir gladyatörü öldürmesini sağlayan bu alkıştı. Tarihin bambaşka dönemlerinde bir kardeşin, başka bir kardeşini öldürmesini sağlayan bu alkıştı. Yazdılar, yazdıkça alkışlandılar ve zıvanadan çıktılar…

Modern toplum halkın gözünde kendi üstatlarını yarattı. Her toplumun alkışlama kriterleri değişikti ama eylem hiç değişmedi. Alkışların arasında çoğu ses duyulmadı ve hâlâ duyulmuyor. Peki değişim için ne yapmalıyız? Yazma eyleminin amacı ne olmalıdır?

Öncelikle kendimizden bağımsız yazabilmeliyiz. Bence evrenin herhangi bir parçasını bir sayfaya dökebilmeliyiz. Doğayı örnek alarak yazmalıyız. Yazdıklarımız bir şelale gibi akmalı. Yazı da anlatmalıyız… Kışı da anlatmalıyız… Bazen mağara duvarlarına resim çizen bir antik çağ insanı gibi amaçsız ama tutkuyla… Bazen bir çocuğun ilk kelimelerinin ağzından dökülmesinin büyüsü misali bir büyüyle yazmalıyız. Bütün cümlelerimizin sonunu getirmek zorunda değiliz ama sonunu getiriyorsak, süslü cümlelerimizin sonuna eylemlerimizle tüy dikmek için değil, nokta koymak için yazmalıyız.

Orçun Gül

Orçun Gül’ün diğer yazılarını okumak için tıklayınız.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.