Bencilliğin Elleri

Küçükken hiçbir şey düşünmeden paylaştığınız ilk çikolatayı, verdiğiniz ilk hediyeyi hatırlıyor musunuz? Peki bu yaptığınız ufak jestlerin size ne hissettirdiğini ya da sorumu değiştireyim, bu jestlerin şimdi yaptıklarınızdan farklı hissettirdiğini fark edebiliyor musunuz? Bu soruların cevabını ararken düşünüyorum da şimdi, bunca zaman “Çocuklar bencil olur.” diye görmezden geldiğimiz şey aslında kendimizin ne kadar bu duygularla dolu olduğuymuş. Bu duyguları saklamak uğruna, bu özelliği çocuklara mahsus kılmak da bencilliğin ta kendisi değil mi zaten? Küçükken düşünmeden paylaştığınız çikolatayı şimdi biriyle paylaşacak olsanız mutluluğunuzun sebebi ne oluyor? Cidden karşıdaki insanın da çikolatası oldu diye mi seviniyorsunuz yoksa iyilik yaptığınız düşüncesiyle kendi sırtınızı mı sıvazlıyorsunuz? Bu durumun kişiden kişiye değiştiğini kabul etmeliyim tabii ki, her insan bencildir demiyorum. Sadece bazen kendimizden taviz verdiğimizi düşündüğümüz anlarda aslında kalbimizin gizli saklı karanlık köşelerinde, kendi mutluluğumuzu ilk plana koyan ufak canavarı, çikolata kırıntılarıyla beslediğimizi söylüyorum.

Arkadaşlıkların tutunduğu duvardaki çatlakların sıvası, bazen bencilliğin kendisi ile yapılmıyor mu? İnsanın ihtiyaçlarının ve hayatını oluşturan elementlerin çoğu kendi tatminini merkez alıyor. Hepimiz koskocaman bir masada oturmuş, yanımızdaki kişiye kendi tabağımızı uzatıyoruz fakat masanın soluna tabağınızı uzatırken sağdan başka bir tabak önünüze geliyor, iyiliğinizin karşılığının beklentisi içinde uzatıyorsunuz diğer insana elinizi. Arkadaşlıklarımızı kendi hayatımızın monoloğunu kırıp çıkmak için kuruyoruz. Uzattığımız elin karşısında diğer eli, baktığımız kişinin bakışlarından birkaç saniyeyi, yaptığımız esprilerle yükselen gülüşlerden birkaç notayı çalmaya çalışarak tabağımızı doldurmaya çabalıyoruz. Doyumsuzca, düşüncesizce ekliyoruz, bir gün masanın karşısında kimin oturduğunu göremeyecek kadar yükseliyor biriktirdiklerimiz, yaptığımız iyiliklerin arkasındaki insanları göremeyecek kadar kör oluyoruz. Geriye dönüp düzeltecektim fakat aynı zamanda eleştirdiğim kişi benim. Yaptığımız iyiliklerin “arkasındaki” yazmışım fark etmeden. İnsanları, yardım etme duygusunun yarattığı rahatlama hissinin önüne koymam gerekirken gayriihtiyari arkasında aramışım elimi uzattığım kişileri.

Böyle iyi şeylerin arkasında bile kendi hislerimize yardımcı olma gibi bir bencillik yatarken dünyanın iyi bir yer olduğuna inanmak zor. Hırsla ve bencillikle kavrulmuş bir dünyanın durmakta olan birkaç taş parçası üzerinde dengede kalmaya çalışıyoruz, bir de sanki kendi ayağımız kaymayacakmış gibi amansız bir öne geçme, en iyisi olma hissine kapılıyor, yerden topladığımız kırık kömürleşmiş hırslarımızı rastgele saçıyoruz etrafa kimlerin zar zor dengede durduğunu düşünmeden. Bir insanın benliğine olabilecek en kötü şeylerden biridir, kendine bir şeyler katmaktan vazgeçip başkalarından bir şeyler eksiltmeye çabalamak ve kazanmanın, yükselmenin tek yolunun dünyayla beraber kömürleşmek olduğunu düşünmek. Bu gibi durumlarda oluşacak muhtemel kötü olaylardan biri de kendi duygularıyla insanın bir kıvılcım oluşturması ve kendisiyle beraber çevresindeki herkesi, asıl niyetinin çıplak gerçekliğiyle yakmasıdır.

Hırsı ve bencilliği de suçlulukla beslemek şaşırtıcı bir tezatlık. Çok basit bir denklemin arkasında kompleks bir durum oluşturmak sebep oluyor maalesef buna. Bu yüzden suçluluk hissini fiziksel bir yaralanmayla karıştırmamak gerek. Hasar hâlâ sıcakken ne kadar size zarar verdiğini hissetmezsiniz, yürüyebileceğinizi düşünür hatta yürürsünüz, halihazırda burktuğunuz bileğinize daha çok zarar verdiğinizi fark etmeden. Suçluluk duygusu sıcakken yürüyüp soğumasını beklemek sonrasında daha acı bir ağrıyla yüz yüze gelmek yerine, ilk darbede yüzleşmek, onun kazanmasına izin vermek gerekir, belki duygusal ve düşüncesel olarak vereceği zarar yüksek oranda olabilir ama önemli olan çevremizdeki insanlara hırsla ve bencillikle vereceğimiz zararı en aza indirmek değil mi? Söz konusu bunun sonucunda tüm zararı kendi benliğimizin merkezinde toplamak olsa bile.

Bencilliği eleştirdim ama bazen bencilliğe değil de getirdiklerine ve getirdiklerinin insanlar üzerindeki etkisine pozitif yaklaşmak mümkün. Başka duyguların, başka özelliklerin aksine iyi şeylere sebep olacaksa, birine yardım etmenin sonucu kendi mutluluğumuz olsa da kişi ihtiyacı olan yardıma ulaşacaksa, bazen bencilliğin ellerinde kaybolup gitmek, avcunun içinde birkaç çizgiye dönüşmek sıkıntı değil, en azından benim için. Dünya bir sürü kötülüğü ciğerlerine çekmişken, yalancı öksürüklerle zehirden biraz da olsa kurtarmak suç mudur cidden?

Öyküm Gelen

Öyküm Gelen’in diğer yazılarını okumak için tıklayınız.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.