Yazmak

Yazmak, kendini iyileştirmek gibi.

cahit zarifoğlu

İnsanlar niçin yazarlar? Taşlara, hayvan derilerine, parşömene, kâğıda, ekrana yazmışlar, yazıyorlar, yazacaklar… Yüzyıllar değişmiş, yazı araç gereçleri değişmiş, insanlar değişmiş ancak yazmak ihtiyacı hep kalmış. Neden?

Elbette yazmanın farklı sebepleri vardır. Bu sebeplerden biri ve bence en önemlisi hüzünlenmek, bir dert edinmiş olmaktır. Bazıları yalnızca bu sebepten yazarlar ve ben bu kesimin içerisinde yer alıyorum.

Soğuk bıçak önce sıcak tene değer, sonra damarı keser ve kan akmaya başlar… İşte bıçak damarı kesince nasıl kanın akması kaçınılmaz oluyorsa, ruhuma değen keskin acılar karşısında duygularımın fışkırarak birer harf halinde kâğıda dökülmesi de kaçınılmaz oluyor. Mutlu olduğum zamanların aksine dertlerim yazılmayı delicesine istiyor. Pek çok yazarın da bu şekilde yazdığına inanıyorum.

“Durup dururken yazı yazmıyor insan. Yazmak için bir derdinin olması lazım, normal olarak yaşamı sürdüremediğin için yazı yazıyorsun, bir yenilgiden sonra yazıyorsun.” diyor benim gibi düşünen bir yazar ve “Yazmak mutsuzluğun nedeni değil, sonucudur.” diyor bir diğeri.

Gurbette kaldığım bir dönemde, hiç olmak istemediğim bir yerde ve zamanda iken. Büsbütün yabancı olduğum insanların arasında, zihnimdeki o derin uçurumdan düşmemek için bir tutamak arıyordum. Kaleme tutundum. Defterimi çıkarıp yazdım, yazdım, yazdım. O zamandan, o yerden uzaklaşmak için geçmişte kalan güzel anlarımı andım. Gelecek olan güzel günleri hayal ettim. Çünkü efendim, Cemil Meriç’in de dediği gibi “Yarası olmayan yaşar, yaratmaz. Yazmak, gelecekte yaşamak. İnsan bazen kılıçla yontar hayalindeki dünyayı, bazen kalemle.” Ben kalemle yonttum.

Bunca insan en fırtınalı anlarında yazmak limanına sığındığına göre o liman gemicilere bir şey vadediyor olsa gerek. Ne vadediyor, yazınca ne oluyor biliyor musunuz?

Mesela, kendimi bir devrimci gibi hissediyorum kendi iç ülkemde. Çünkü “yazmak bir yıkımın ardından gelen devrimdir.”

Kim kırmışsa beni, kim üzmüşse hakaretler, küfürler yağdırıyorum. Çivili sopalarla dövüyorum. Hemen öldürmek olur mu hiç! İşkenceler ediyorum. Korkmayın canım kâğıt üzerinde işte. Çünkü “Yazmak, kırıldıklarımıza ve kayıplarımıza karşı bir intikam.”dır.

Kimi zaman evde gözlerim nemli nemli dolaşırken annem sorar: “Kızım ne oldu?” “Bir şey yok.” derim. Tercümesi “Anlatmak istemiyorum. ”dur. Annem bunu hemencecik anlar ve “Eh, tamam kızım anlatma! İçinde zillensin ( filizlensin).” der. Her dert herkese anlatılmıyor. Hadi anlatacak birini bulduk. Nasıl arayıp da anlatayım bir gece yarısı beni uyutmayanı? Alırım ben de defterimi anlatırım. “Aman birine söyler mi? Çok mu konuştum?” diye düşünmem bile. Canım Sabahattin Ali “Küçük bir ümidim olsa, dünyada en sevmediğim bu yazmak işine kalkışır mıydım? İnsanın muhakkak kendini boşaltması lazım…” diyor. İşte ben de boşaltırım içimde ne varsa.

Derdi olan yazar. Yazarak devrim de yapar, intikam da alır, kimi zaman da yalnızca içini boşaltır. Ne olursa olsun, o kalem elden düştüğünde, o sayfa bittiğinde yazan şifa bulur. Çünkü yazmak kendini iyileştirmektir.  

Fatma Kurt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.