Giden mi Kalan mı?

Gitmek mi daha çok koyar insana yoksa geride kalarak beklemek mi? Ne zor bir çıkmaz bu. Ne diyordu Leyla ile Mecnun’daki İsmail abi? “O gemi bir gün gelecek!” Neden bekliyorsun diye soranlara ise “Bekle dedi, demeseydi beklemezdim” diyordu. Bence İsmail abi bekle demeseydi de beklerdi ya, neyse.

Giden çok büyük bir karar alırdı. Arkasına bakmadan gitti deriz ama giden seviyorsa eğer arkasında bir can bırakarak giderdi. Arkasında yüreğini, sevdiğini, göz yaşını, tüm mutluluklarını bırakarak giderdi. Giden arkasında bir hayat, koca bir hatıra bırakarak giderdi. Hele ki gitmek zorunda bırakılan bir insan, giderken benliğini bırakarak giderdi. Saçma demeyin sevgili dostlar, çaresiz insanın yolu her zaman çıkmaz bir sokağa çıkar. Girdiği her çıkmaz sokak o kişiyi gitmeye iter. Dört tarafın çıkmazlarda ise geriye yapacak ne kalır ki? Hanginiz sevdiğiniz, değer verdiğiniz ve alıştığınız bir insana arkanızı dönüp gitmeye cesaret edersiniz? Hanginiz geride kalandan bir “ah” alacağını bile bile arkanızı dönersiniz? Hanginiz arkanızdan “bir umut, gelir” diyerek günlerce sizi bekleyeceğini bile bile adım atmaya cesaret edersiniz? Ben edemem dostlarım çünkü gitmek yürek ister. Bende, arkama bakmadan gidebilecek bir yürek yok. Olanlara helal olsun derim.

Geride kalan ise… Buna yürek dayanmaz dostlar. Geride kalanın yüreğini sarıp sarmalayan terk edilme hissi nefes aldırmaz. Ensesine öyle bir yapışır ki bu duygu insanın iliğini kemiğini kurutana kadar da bırakmaz. Önce kimse fark etmesin der insan, yüzüne bakan herkese bir maske takarak gülümser. Ama hepimiz biliyoruz ki gece o yatağın içine girildiğinde ne maske kalır, ne güçlü görünme çabaları. Kendi kendine der insan. “Neden gitti? Nerede yanlış yaptım? Beni hiç mi sevmedi? Ben sevilecek bir insan değil miyim?” Bunlardan sonra yakıcı bir öfke kaplar insanın yüreğini. “Gitti işte” dersin. “Arkasına bile bakmadan gitti, demek ki hiç sevmemiş.” Böyle böyle tüm olasılıklar kuyruklarını birbirine bağlayarak depar atar beynimizin içinde. Kendi kendimize çelişkiye düşerek kafayı yiyecek raddeye geliriz. Olayları büyüterek saçma yerlere çekeriz. En sonu ise daha bir zor olur. Tüm bu karmaşadan sonra bize kalan tek şeyi yapar, umut etmeye başlarız.

Biz insanlar hayal kurmayı çok severiz. Ama umut etmek bambaşka bir şey olur. Umut insanı hem yorar, hem güç verir. Umut insanı tüketir. İlk başta büyük bir mutluluk ile benimsediğimiz umut, her geçen gün bizi büyük bir çıkmaza sokar. Bizi yer bitirir, tüketir. Ta ki bizden geriye bir şey kalmayana kadar.

Kalan gidenin arkasından büyük bir umut ile beklemeye başlar. Hele ki giden kişi giderken “geleceğim” dediyse vay o insanın haline. Herkes “bekleme, gelmez” der. Sen ise “Geleceğim dedi, gelecek” dersin. İçten içe gelmeyeceğini bilirsin ama ne çare? Bir kere yüreğine umut tohumları atıldı, hafiften yeşermeye başladı. Can havli ile o yeşeren filize odaklanıldı. Ne göz başka bir şeyi gördü, ne kulaklar başka bir ses işitti. Yürek o filize susamış bir şekilde kalakaldı.

Oysa bilmezlerdi, giderken yürek yiyen o insan iş dönmeye gelince korkak bir fare gibi kaçacak delik arardı!

Gitmesinin ardından uzun bir zaman geçtiyse, giderken yürek yiyen o insan “unutulmaktan” korkarak geri dönmeye cesaret edemezdi. Yani giden kişi çıkmazlara çarparak gittiği o yolda yine çıkmazlara çarparak geri dönemezdi. Döndüğünde ise artık çok geç kalınmış olurdu.

Senin yokluğuna alışmış bir insan artık senin varlığını benimseyemezdi. Terk edilişi iliklerine kadar hisseden bir yürek “acaba bir daha gider mi” cümleleri arasında tüm güvenini yitirirdi.

Şimdi tüm varsayımları bir kenara bırakarak giden mi daha çok acı çeker yoksa geride kalan mı sorusuna tekrar bir göz atalım. Biz insanlar melankoliği çok severiz. Bir acı görelim anında karalar bağlayarak “acı çekiyorum” deriz. Ben derim ki hangi tarafın daha çok acı çektiğini asla bilemeyiz. Hangimiz gidenin “severken” gittiğine emin olabiliriz? Ya da hangimiz geride kalanın “umut etmeye cesaret edecek kadar sevdiğini” bilebiliriz? Acı, acıdır işte. Büyüğü, küçüğü fark etmeksizin payımıza ne düşerse onu yaşarız. Kaldı ki hiçbir acı baki değildir. Bu dünyada her insan kısır döngüyü yaşamaya mahkumdur. Acı çek, mutlu ol, sonra tekrar acı çek. Tüm bu yazdıklarımı tek cümleyle açıklayacak olursam sizlere o klasik cevabı veririm. Çünkü ben biliyorum ki çoğu zaman insanlar bile sevip sevdiğini anlayamazken bize onların sevgisini küçümsemek ya da “şu kadar” diyerek bir ölçü belirtmek düşmez.

Hangi taraf daha çok sevdiyse o en büyük acıyı yaşar.

Fatmanur Dereköylü

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.