Erteleme

“Bu sefer konuşacağım!” dedi, önceki seferlerde olduğu gibi her gün geldiği kafenin kapısından içeri girerken. İçeri girerken çok önceden ustalaştığı o kaçamak bakışı atmıştı, iki karşılıklı sandalyeden oluşan köşedeki küçük masaya. Boştu. Yoktu. Gelmemişti. Henüz gelmemiş olmalıydı.  Onu görememenin üzüntüsünü her lahza gülümseyişinin ardına gizledi. Yavaş adımlarla hep oturduğu masaya oturdu. Masa sanki ona ayrılmış gibi öğle vaktinin hangi anında gelse boştu.  Siparişini verdi. Her zamankinden. Bekledi. Siparişi geldi. Yemeye koyuldu. Küçük parçalar halinde yavaş yiyordu. Her vakit olan telaşı yoktu. Doğru, bugün her vakit olan günden farklıydı. O yoktu. Onu görmeden öğle yemeğini bitirmezdi. Yavaş yiyordu çünkü vaktin geçmesini onun gelmesini bekliyordu.  Gözbebekleri ürkek bakışla kafenin parlak sarı duvarındaki pespembe saate ilişti. 13.12. Şaşırdı. Gözlerine inanamadı. Bu saat olmuştu ama o hâlâ gelmiş değildi. Aniden sıcak bastı. Yüzü kıpkırmızı kesildi.  Terlediğini, ter içinde kaldığını hissetti.  “Hayır!” dedi. “Hayır, olamaz!” Tam da bugün tüm cesaretini toplayıp köşedeki masaya, onun masasına, gidecek ve neredeyse iki aydır boş olan diğer sandalyenin boş olup olmadığını soracak, belki de ona açılacaktı. “Evet, evet! Bugün kesinlikle açılacaktım. Tüh! Niye bu kadar bekledim ki sanki! Bu saat oldu gelmedi. Neden gelmedi acaba?  Bir sevgilisi mi var artık? İki ay tam tamına iki ay olacak ve o bugün tek başına yediği öğle yemeğini kim bilir şimdi nerede yiyor? Kiminle yiyor? Ah, aptal kafam! Ne vardı korkacak, tereddüt edecek bu kadar? Şimdi, şu an kapıdan giriverse masasına oturmasına izin bile vermeden konuşurum onunla! İnşallah yarın gelir! Gelsin vallahi de konuşacağım billahi de konuşacağım! Ölüm yok ya ucunda!” diye düşündü ve kendisine söz vermiş oldu.

Kolundaki saate bakınca daldığı düşünceler dünyasından fırlayıverdi. Son lokmasını aceleyle ağzına atıp hesabı istedi.  On dakikadan beri hesabı getirmeyi bekleyen garson hesabı göz kırpıncaya kadar getirdi. Hesabı umutsuzlukla, garsona bahşiş vermeksizin ödedi ve düş kırıklığını garsona bıraktı.

Ertesi gün kafenin kapısı her zamanki saatte yine cızıltıyla açıldı. Göz ucuyla köşedeki iki kişilik masaya kaçamak bir bakış atıldı. Oradaydı! Gelmişti. Karşısındaki sandalye ise yine boştu.  Sevincini ağzındaki gülümseyişte gizli tuttu. Masasına oturdu. Siparişini verdi. Köşedeki masaya, yalnız başına öğle yemeğini yiyen genç kadına,  bakarak “Yarın… Yarın mutlaka!” diye tekrarladı içinden.  

Eyüp Saka

2019

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.