Mekânsız Anılar

Kendi varlığımda misafirmişim gibi soğuk geliyor bazen bana dünya, anlayamadığım bir düzeni, duygu dengesi var. Doğru yaptığınız şeyleri yanlış hissettiriyor, iyiyle kötünün dengesini kurabilmek için bazen iyiyi amaçlayanların ayağını kaydırıyor habersizce. Bu gibi durumlarda telaşa kapılmak en doğal insan tepkisi, tüm dünya size karşıymış gibi hissediyorsunuz, bu kadar büyük bir güçle bir de tek başınıza savaşabilecekmişsiniz gibi geliyor. Maalesef mümkün değil. Kendi kendimi kabullenemediğim günlerde kafa tutuyorum dünyaya, izlemediğim filmleri izliyorum, kendimi çok küçücük hissettiğim yollarda yürüyorum, karanlığa bakmamaya zorluyorum kendimi. Bakarsam yolu geri yürüyemiyorum çünkü, kendime kendimi hatırlatamıyorum. Asfaltın tozları kalkıyor sanki görüşümü kapıyor, ağaçların dalları daha da bir uzuyor, yapraklar irileşiyor ama yine de önüme bakmaya çalışıyorum, bu güce meydan okuyabileceğimi zannediyorum, ne kadar zayıf olduğumu fark edemeden ayağımı kaydırıyor dünya. Çok güvendiğim patikalarda ezberlediğim taşlara takılıp düşüyorum, ezbere bildiğim şarkıların sözlerinde kaybolmak isterken tüm sözlerini kaybediyorum, dizlerim yaralanıyor çoğu kez, eve dönmem gerekiyor, eve dönmek için karanlığa bakmaya zorluyor dünya beni bu sefer. Bakıyorum.

Baktığım an değişiyor işte her şey. İlla ki deneyimlemişsinizdir hayatınızı değiştiren bir sohbet, hediye, kişi, yolculuk. İşte dünya da değiştiriyor perspektifinizi, karanlığa bakmıyor oluyorsunuz bir anda. Karanlığın içinde size doğru gelen şeyleri seçmeye çalışıyorsunuz. Küçükken yaptıklarınızın tam tersini yapmak durumunda kalıyorsunuz. Yatakta yatarken karanlıkta seçtiğiniz yaratıklar, şekli belli olmayan  her şeyin yerini şimdi karanlıkta sizi rahatlatan şeyleri bulma isteği alıyor, en sevdiğiniz kişinin siluetini, tanıdık birinin gölgesini arar oluyorsunuz. İşte bu noktada aklımda şöyle bir soru oluşuyor, madem karanlıkta kötü şeyler aramıyoruz artık, neden dünya bizi buna zorluyor?

Küçükken karanlıkta bulamadığımız şeyleri insanlarda bulmaya zorluyor bizi dünya. Farkında mısınız, daha güzel gelirdi her şey küçükken, elmalar daha suluydu, çikolatalar daha tatlıydı. Acı bir kahve gibi dünya, bir kere gerçekliğinin tadına baktığınızda gün boyu yediğiniz her şeyin tadı kötü geliyor, gördüğünüz her şeyin kendisinden çok daha fazla olduğunu, insanların o güzel, ince ince işlenmiş suratlarının arkasında, mide bulandırıcı karanlık yaratıklar olduğunu fark ediyorsunuz. Herkes kötü demek değil bu ama her iyilik beraberinde kötülüğü de getiriyor söz konusu insanlar olunca. Asıl canavarların insanlar olduğunu gece sokakta yürürken anlıyorsunuz, kimden korkuyorsunuz o sessiz caddelerde? Arkanızdan bir canavarın yakalaması mı daha çok ürpertiyor sizi yoksa tanımadığınız bir insanın mı? İşte bu perspektifi kattığında dünya bana sadece insanlara değil, her şeye bu çirkin gri filtreyle bakar oldum. Evimde otururken, elime kahve bardağını aldığımda kahve görmüyorum artık, eklemlerimin nasıl ağrıdığını, baş ağrımın beni nasıl düşüncesizliğe ittiğini, bu yapay düzenin içinde sindirilip bize dayatılan “ideal insana” nasıl dönüştüğümü görüyorum. Pek bir sessiz evim de şimdi gerçi, o kadar çok dinliyorum ki kendimi, evimin sesini bastırıyor, kendimi ne kadar dinlersem o kadar uzaklaşıyorum özümden.

Sanırım insanların eski eşyalarına tutunma sebebi bu diye düşünmeye başladım son zamanlarda, kendi düşüncelerinden kayan elleriyle bir şeyler kavramaya çalışıyorlar ve ilk uzandıkları şeyler istedikleri anların materyalist dönüşümleri oluyor. Yakalayamadıkları özlerini eşyaların yanıltıcı fragmanlarında gizlemeye çalışıyorlar. Zamanı gelince bu ufak hatıralara baktıklarında hatırladıkları tek şey o anın en güzel kesitleri oluyor. Kimse odaklanmıyor eşyaların ne kadar paslandığına, önemli değil çünkü. Eğer sevdiklerimizi anı olarak tutabilseydik ellerimizde, o zamanda bakmazdık gerçi paslı anılarımıza, o yüzden anlıyorum eşyalarda en iyi anıları tekrar tekrar oynatıp hiç sıkılmama durumunu. Korkulan bir durumla insanları iletişime geçiriyor, zaman gibi bize çok uzak olan bir şeyle parmaklarımızın sürtüşmesine sebep oluyor. İçinde bulunduğumuz bu birkaç senelik sonsuzluğun ufak bir dilimi ile iki çift laf etmemize olanak sağlıyor, karanlığa olan korkuyu azaltıyor belki bu da, anılarımızı da arıyoruz belki orada.

Ne kadar kelimelere dökmeye çabalarsam dünyanın bize göstermeye çalıştığı gerçek yüzleri, karanlıkta arattıklarını, bu konuya dair yazarken o kadar soğuyorum insan olmaktan. Hepimiz körebe oynuyoruz, kocaman, bomboş, sopsoğuk bir sahada ama hepimizin gözündeki kumaş güneşi geçiriyor, yalan söylüyoruz görmediğimize dair. Birbirimizi düşünmeden aldatıyor, kandırıyor, bu kadar hırsın olmaması gereken bir oyunda bile çelme takıyoruz. Biri düşüp burnunu kırınca kimse elini uzatmıyor. Farkına varılmayan şöyle bir durum var ki biz, topluma hizmet eden, çok “dürüst” davranan, “ideal insan” adayları her seferinde birini yere ittiğimizde sobe oynadığımız bu sahanın soğuk topraklarında iz kalıyor, toz kalkıyor, yeri değişiyor çakıl taşlarının. İşte bu yüzden ayağımızı kaydırıyor dünya, sırtında bıraktığımız izleri beğenmiyor. Bizi sakladığımız eşyalarda bile bulamadığımız mekânsız anılarımıza, karanlığa iterek kendimizi bulmaya zorluyor fakat bu kötü niyetli görünen hareketinin arkasında bile biz, insanlar, gözlerimizden kumaş parçalarını çıkarıp hangimiz karanlıkta daha çok kaybolmuş diye bakıp, bizden daha fazla kaybolan biri varsa kötücül bir mutluluğa kapılıyoruz. Tam olarak da bu yüzden zamanın içinde toz parçaları olup, sindirilmeyi hak ediyoruz işte.

Öyküm Gelen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.