Biz Kara Bulutlara Gömülenler

Bir poşetin süzülüşünü izliyordum. Hafif, ağrısız ve loş bir halde, bir sağa bir sola yol alan bu şeffaf poşet, bir saniyeliğine havada asılı kaldı. Anladım ki, o gün o büyük kara dumanlar, yerde yatan cesetlerin son çığlıkları, kameralara kaydedilen görüntülerin her bir pikseli, o poşeti havada asılı kalmaya zorlamış. Atmosfer sıkışmış, oksijen azalmış ve bütün hava molekülleri, bir tek, bu ucuz şeffaf poşete sahip çıkabilmiş.

   Aynı anda dünyanın her yerinde, aynı sonuçları doğuran, aynı insanların hayatına son veren ‘aynı kara bulutlar’ göğe yükselmiş. Bir gün Fransa’da diğer gün, Ankara’da en son ise Beyrut’ta. Hiçbir zaman sonu gelmeyecek olan bu gündemin, habercilik açısından en son diye adlandırılan vahşet adı; canlar almaya, gençlikleri soldurmaya devam etmiş.

   Ben de o büyük, dev gibi ‘kara dumanların’ arasında kaldım. Şu an ise karanlık bir kutuda tek başımayım. Bana sorarsanız, o karanlık dünyada yaşayacağıma, bu küçücük kutuda yaşamalıyım. Hapsedilmedim, tutsak da değilim, bir ölüyüm yalnızca; gitmem gerektiği yerin zamanının gelmesini bekleyen bir ceset. Göremedim kendimi, nasıldım acaba? Başımın delicesine ağırdığını, sıcakkanın dilime kadar geldiğini anımsıyorum. Yanıma bakıyorum, kolu kopmuş bir çocuk ağzından çığlıklar saçarak yardım istiyor. Dönüyorum, ama dönemiyorum. Mıh gibi saplanmışım yere hareket edemiyorum, henüz yirmi birimdeyim, ha gayret diyorum, lakin bir çivi gibi bir anda o kara kutunun içine saplanıveriyorum.

   Debelenmek boşuna, boğazım delicesine sızlıyor, sesimin en son raddesine kadar basıyorum çığlığı, ancak kulağımın çınlamalarından duyamıyorum hiçbir şeyi.

   Geçen sene yirmideydim, bu sene yirmi bir.

   Bitiverdim bir anda. Varlığım, sesim, sanatım, kavgam yok oldu. Ben yok oldum. Bir anda o kara kara bulutlar üzerime çöküverdi. Hayır! Dedim.  Hayır, gitmek istemiyorum ben, kopamam yaşamdan, bırakın beni ne olur, ben değilim istediğiniz, gencim ben daha. Yalvardım, ama karşıma dikilip, ‘kadının adı yok’ dediler bana. Direndim, yaşamak için direnmem gerektiğini bilirdim. Söylüyorum anlasanıza daha gençtim, şimdi yirmi bir geçen sene yirmiydim. Büyümedim aslında, hiç büyüyemedim. Yardım edin bana, simsiyah bir kutuda simsiyah bir hayatsızlıkla baş başayım. Tek başımayım. Bir el uzatın, yalnız bırakmayın beni bu karanlıkta!

   Biliyorum çok geç şimdi. Anlıyorum, kimsenin vakti yok gelip bana bakmaya, beni kurtarmaya, çok yoğun herkes, işinin başında. Neyse ki bu kutudan çok da nefret etmiyorum, o kapkaranlık dünyada yaşamaktansa, burada dinleniyorum. Şimdi hayallerimi sorarsanız bana, size öyle methiyeler düzemem, yapamam bunu. Bir insan yirmi yıllık hayatına ne sığdırabilir, yirmi yıllık zihni ne isteyebilir en fazla? Bazen canım enfes yemekler istiyor sadece, bir film izlemek istiyorum özlediğim odamda. Avrupa Seyahati yapmak, yükseklerden atlamak, denizde yüzüp, güneşin altında yanmak istiyorum. Bana layık görülen hayat buymuş kanımca. Ne zaman aydınlığa geçerim, ömrümün kalan yaşlarını nasıl tamamlarım bilemiyorum. Eski hayatımı anımsatacak en küçük şey bile çok heyecanlandırıyor beni, yerimde duramıyorum. Gözlerimi kapatıyorum ve renkleri ancak o zaman görebiliyorum. Kör insanlar ne kadar şanslıymış oysa, maharet göremediklerimizde, dokunamadıklarımızdaymış. Seçeneğim olsa istemezdim ölmeyi, benim gibi olanların ölmesini de istemezdim. Keşke, derdim biz,‘kara buluta gömülenler’ hep birlikte el ele uçsak dünyanın üzerinden, bulutları aşsak, evlere girsek, kuşlarla konuşsak, gökyüzünü seyretsek…

   Bazen ellerimi açıyorum kocaman. Birileri sımsıkı sarılıyor ellerime. Bağırıyoruz: Elleri var özgürlüğün, diye. Yavaşça kutudan sıyrılıyor ruhlarımız, buluşuyor akıllarımız. Başlıyoruz uzayda gezinmeye. Orası da karanlık, ama karanlığı aydınlatan yıldızlar var orada. Aynı ismim gibi. Benim adım Yıldız, ancak tanıtabildim kendimi size. Bir yaz gecesi doğmuşum annemle babamın ellerine. Şimdi ise doğduğum ismimle, yok olduğum günün gecesinde, adaşlarımla beraber parlıyoruz Samanyolu gezegeninde. Mavi gökyüzünü hayal edebiliyorum ara sıra, tam yükseleceğim göğe, ucuz plastik bir poşet çarpıyor kafama. Nefessiz bırakıyor beni, kurtulamıyorum ondan ve tekrar dönüyorum kara kutuma. Şimdi yirmi birim ben, geçen yıl yirmiydim. Yaşayamamışken hayatımı, şeffaf bir poşetle birlikte, kara dumanların içinde yere serildim.

    Poşet havada süzülürken artık takılmıyor hiçbir şeye. Ne insan kalmış ortada ne de hava gökyüzünde.

Şimal Yanpınar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.