Karakter Günlükleri: Delilik

”Delilik; bir insanın acılarını çok fazla benimsemesi ile ortaya çıkan zihinsel bir hastalıktır. Ya da sona yaklaşmış bir insanın tüm acılarını da toplayarak kaçtığı son duraktır.”

Gözlerimi yavaşça açtım ve yattığım yataktan uyuşuk hareketlerle kalktım. Kafamın karıncalanma hissine yenilerek kırık tırnaklı parmaklarımı kafama sokarak derimi kazımak ister gibi hırsla kafamı kaşımaya başladım. Kısa saçlarımın uçlarından pislik akıyordu ve kafa derimde dolanan bitler artık benim tek dostlarım haline gelmişlerdi. Dudaklarımı araladım ve sessizce mırıldandım.

”Şiiiii… Biraz sakin durun! Eğer o cadı sizi fark ederse saçlarımı kazır ve sizi benden alıp çok uzaklara götürür. O dayanamıyor, benim dostum olmasına katlanamıyor. Hadi sakin durun artık.” Kapının açılmasıyla hızla elimi kafamdan çektim ve iki yanıma koyarak oturduğum yerde ileri geri sallanmaya başladım.

”Uyandın demek, hadi kahvaltını yap. Daha sonra ilaçlarını içirmek için geleceğim.” Suratıma bakmadan tepsiyi odada bulunan masanın üstüne koyarak geldiği hızla odadan çıkan cadının ardından tüm nefretimle baktım. Ölmemi istiyordu, benden nefret ediyordu. Her gün bana ilaç vererek zihnimi uyuşturuyordu. Ayda 1-2 kez bana zorla banyo yaptırıyor ve bunu yaparken tüm derimi kızartıyor, bazen de vücudumda yaralar açıyordu. Başkasının vücudumda açtığı yaralara katlanamıyordum. Bana, benden başka zarar veren herkesin parmaklarım arasında son nefesini verdiğini görmek istiyordum.

Tüm bu düşüncelerimi terk edilmiş zihnimin harabe odalarından herhangi birine tıkarak hızla ayağa kalktım ve masaya doğru ilerleyerek sandalyeye oturum. Önümdeki tepside duran yiyecekleri hızla ağzıma tıkarken bir yandan da kapıyı kolluyordum. Cadı gelirse bir köşeye sinerek sessizce gitmesini beklemeliydim, onun gözüne batmamalıydım.

Tepside yiyecek bir şey kalmamasıyla birlikte oturduğum sandalyeden yağlı ellerim ile kafamı kaşıyarak kalktım. Yüzümde ufak bir tebessüm oluştuğunda hızla odamın açık camına ilerledim ve pencerenin önündeki parmaklıklara yapışarak dışarıya bakmaya başladım. Parmaklıkların arkasından izlediğim hayat gözlerimden yaşlarımın firar etmesine neden olmuştu. Ben bu dört duvar arasında çürürken dışarıda hayat devam ediyordu. Benim burada olmamda rolü olan herkes bu parmaklıkların arkasında özgür bir şekilde hayatlarına devam ediyorlardı.

Oysa sadece ruhuma ruhunu kattığım o adamı istemiştim, sadece benim olsun istemiştim. O ise ruhuna başka bir kadının ruhunu katmayı tercih etmişti. Yine de bunu hak etmiyordum. Ben deli değildim, en azından bir zamanlar öyle değildim.

Ruhumda ruhunun sinesini gizlediğim adamın evini yakmıştım.

Evet bunu yapmıştım ama yemin ederim ki amacım kimseye zarar vermek değildi. Özellikle evde kimsenin olmadığından emin olduğum zaman ateşe vermiştim o evi. Gülüşlerim vardı o evde benim, umutlarım vardı. Belki beni sever diyerek arada o eve giderek kahvaltı hazırlardım. Çünkü o evde ruhuma ruhunu kattığım adam vardı.

Beraber yemek yapmıştık, film izlemiştik. Beni arkadaş olarak görüyordu ve bunları yaparken yanımızda arkadaş grubumuz da vardı ama yine de birlikte zaman geçirmiştik işte. O evde bizim anılarımız vardı ama ruhuma ruhunu kattığım adam başka biriyle evleniyordu. Bizim anılarımızın olduğu o evde kendilerine bir aile kurarak bizden geriye kalan tüm anıları, birlikte yeni anılar yaşayarak kirletecek, unutacaklardı!

Buna izin veremezdim, vermedim de. Yaktım o evi içine tüm umutlarımı atarak. Mahkemede suçlu bulundum, hakim beni deli belledi. Ruhuma ruhunu kattığım adam için savaşmam ona göre delilikmiş de meğer benim haberim yokmuş.

Sonuç olarak yaklaşık 2 yıldır buradaydım ve artık umut; bir balığın martıya duyduğu aşk kadar imkansızdı. O günden sonra bir daha kıyılara vuramadı dalgalarım, kimse oturup da saatlerce izleyemedi maviliğimi. Ruhunu kaybetmiş bir insan olarak kimsesi olmayan bir mahkumluktu benim sonum.

Burada çürüyecektim, burada ölüp gidecektim. En çok zoruma giden şey ise, gelmemişti…. Ruhuma ruhunu kattığım adam bir kez de olsa ziyaretime gelmemişti. Tamam onu üzmüştüm, evleneceği kadını üzmüştüm ama bu kadar kin fazla değil miydi? Ben sadece sevmiştim, elimde olmadan ona aşık olmuştum ve aşkımı kazanmaya çalışmıştım.

Yanlış yapmış olabilirdim ama hangi insan dört dörtlüktü ki? En azından ona duyduğum sevginin hatırına bir kez de olsa gelip nasılsın diye soramaz mıydı? Sadece ona aşık olmama saygı duyarak bir kez de olsa saçlarımı okşayamaz mıydı? Dururdum, yemin ederim saçlarımı okşayarak bir kez de olsa bana merhamet ile bakmış olsaydı dururdum. Oysa o benim sevgime hiç saygı duymamıştı. Onun için varsa yoksa sevdiği kadın vardı. Sanki dünyada onu sevmek, sadece o kadının hakkı gibi savuşturmuştu beni, görmezden gelmişti tüm yakarışlarımı. Ve ben bu tımarhaneye tıkılırken arkamdan tek bir cümle kurmuştu.

”Bunu kendine sen yaptın, hak ettiğini buldun.”

Gerçekten bunu kendime ben mi yapmıştım? Tüm dostlarım vazgeç ondan diyerek benden uzaklaşırlarken bile ondan vazgeçmemiştim. Ben yalnız kalmak pahasına bile olsa ruhumdan onun parmak izlerini silmemiştim. Hayır, bunu kendime ben yapmamıştım. Bunu bana o yapmıştı ve benim hak ettiğim bu değildi.

Parmaklıkları sıkıca kavramış olduğum ellerimi kendime doğru çektim ve bileğimde bir çizik niyetine duran acılarıma gözyaşlarım eşlik etti. Sırtımı duvara dayadım ve yere çökerek bileğimde çizikler halinde duran acılarıma baktım.

Oysa canım ne çok yanmıştı bu çizikleri atarken. Ruhumdan damlayan acılarım, kan niyetine akmıştı bileklerimden parmak uçlarıma kadar. O gece Azrail ev sahipliği yapmıştı haneme. Yatakta, parmaklarımdan damlayan acılarıma bir göz atmış ve üzerime doğru eğilerek soğuk nefesini üflemişti bileklerime. Elini uzatarak tam göğsümün üzerine koymuş ve bir anda elini kaldırmıştı. Kalkan elinin parmak uçlarına bağı olan iplerin diğer ucu vücudumu terk eden ruhuma aitti.

Fakat o gece Azrail beni yanına kabul etmemişti, tıpkı diğer gecelerde olduğu gibi. Ruhumu geri ittirerek vücuduma emanet etmiş ve bir daha arkasına bakma gereği dahi duymadan geldiği gibi geri gitmişti.

Şimdi bu okuduğunuz satırlarla mutlu oldunuz mu? Tatmin oldunuz mu?

Bakın! Hikayelerde nefretle baktığınız o karakterin sonu bu işte! Bakın! Ben, o çok sevdiğiniz ana karakterlerin arasına giren gereksiz bir detaydan başkası değilim. Okurken hepiniz benden nefret etmiştiniz değil mi?

Tatmin oldunuz mu? Hak ettiğimi düşünüyor musunuz? Kimse bana yalan söylemesin, benim sahnelerimi okurken ettiğiniz hakaretleri biliyorum. Hadi mutlu olun, bakın hak ettiğim acıyı çekiyorum.

Bakın fare deliğinden hallice olan bu dört duvarda kendi pisliğimin içinde öylece yok olmayı bekliyorum. Arada sinir krizleri geliyor, tırnaklarımla derimi soyarak kanamasına neden oluyorum. Bazen ise kafamı duvara vurarak bana kalan iki gıdım aklımı da yok etmeye çalışıyorum.

Mutlu musunuz? Mutlu olun.

Perde kapandı, kötü karakter tımarhaneye kapatıldı. Ben tımarhaneye kapatıldıktan sonra ana karakterler evlenerek kendilerine güzel bir yuva kurdu değil mi? Tabii ki de mutlusunuz şayet benim o hikayede hiçbir önemim yoktu. Ah tabii. İki karakterin birbirlerine olan sevgisini ve bağlılığını size göstermek için bir araç olarak kullanıldığımı saymazsak hiçbir önemim yoktu.

Hadi biraz daha mutlu olun. Bakın titremeye başladım ve etrafımda gölgeler dolanmaya başladı. Bu gölgeler arada yanıma gelerek kulağıma bunu hak ettiğim fısıldıyorlar. Bazen öyle bir çığlık atıyorlar ki sanki biri kafamı matkap ile deliyormuş gibi hissediyorum.

Bakın o krizlerden biri yine geldi. Ağlayarak kafamı tutuyor ve olduğum yerde yere doğru devrilerek bir top kıvamına geliyorum. Sanırım yine korkudan altıma da kaçırdım.

Kapı açılıyor ve o cadı yanıma gelerek pençelerini bileklerime geçiriyor. Kafamı tutan ellerimi kendine çekmeye çalışarak bana zarar veriyor.

Hadi mutlu olun şayet benim hikayem tam da burada bitiyor…

Fatmanur Dereköylü

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.