Pencere

Arabayı kullanırken ne kadar gergin olduğunun  farkındaydım. Elini tuttuğumda gözlerimin içine bakan o adam, aslında bu mahalleden ayrılırkenki delikanlıydı hala. Titreyen göz bebeklerinde görebiliyordum…

Taşındığımız yeni mahallede tanıdım Mehmet’i. Babamın işleri bozulup da evimizi satmak zorunda kalınca, rahmetli dedemden kalan eve taşınmıştık. Kirli pecerelerle dolu, eski ve çamurlu bir mahallede,eski bir ev…

O da bizim çaprazımızdaki binada oturuyordu. Yaşadığı ev bizimkinden çok daha kötü durumdaydı. Baktığımda içimi bunaltan o binadaki eskimişlik ve kirlilik, keşke yalnızca bu kadarıyla kalsa, diye düşüneceğimi bilmiyordum o zamanlar.

Mahalleye adımımı attığım an hissetmiştim, asla daha önce gördüğüm yerlere benzemiyordu. Hatta benzer tek bir özellik bile yoktu gözlemlediğim. Gün içindeki sessizliği insanın hem sinirini bozuyor, hem de ürpertiyordu bir parça. Geçen arabaların bile sesleri çıkmıyor gibiydi. Fakat geceler… Onlar aydınlıkta gizlenen her şeyin ortaya çıkışına, hapsolan çığlıkların serbest bırakılışına seyirci oluyordu tam anlamıyla…

Mehmet’in evindeki çığlıklar da gece olunca karanlığa karışarak odama kadar gelirdi. İster istemez duyardım ona edilen hakaretleri. Aralık olan perdeden, aldığı darbeleri de görürdüm bazı zamanlar.

Aynı okula gidiyorduk Mehmet’le. Sessiz, tepkisiz ve içine kapanık bir çocuktu. Mahalleden komşumuz olmasa, belki farkına bile varmazdım onun. Benden önce çıkar, başı önde okula yürürdü. Kimseye selam vermez, başını kaldırıp bir Allah kuluna dahi bakmazdı, tabi bana da. Ama bütün bu haline tavrına rağmen, duyduğum kadarıyla okulan en başarılı öğrencilerindendi.

İlk göz göze gelişimiz bir akşam çöp atmak için çıktığımda oldu. Onların evinin hemen yanındaki çöp kutusuna doğru yürürken, kulağıma bağırışlar geldi. Alışkındım aslında kavglarına ama bu kadar yakından duyunca, elimde çöp torbasıyla dinlemeye koyuldum.

“Sen ne işe yararsın ha? Neye faydan var senin? Dersmiş, çalışacaksın da ne olacak sanki, bir halta yarayacakmış gibi!” diye haykırıyordu babası.

Hayretler içinde, hakeretler arasında başka sesler de duyarak beklerken birden o çıktı dışarı. Nefes nefese, burnundan akan kan ve gözlerinde anlayamadığım bir ifadeyle kendini dışarı attı. Beni fark etmesi çok zaman almadı. Bir anda yüzünü bana çevirdi ve aynı anda da yeniden eğdi başını. Hızla uzaklaşırken arkasından:

“Mehmet!” diye seslendim ama durmadı, gitti ve kayboldu gözümün önünden. Eve döndüm korkuyla. İçeri girip odama geçtim, ışığı yakmadan camın kenarına tünedim ve beklemeye koyuldum gelmesini. O halde evden çıkması, aklıma bir sürü olasılığı sıralarken gözümü hiç yoldan ayırmadan bekledim.

Saatler geçti, artık bütün mahalle derin bir uykuya dalmıştı ki onu gördüm. Korkak adımlarla yaklaştı evine, tüm pencerelere baktı ve sonra bir gölge gibi süzülerek içeri girdi.

Bir yandan iyi olması içimi rahatlatmışken, diğer yandan o eve dönmesi inanılmaz bir huzursuzluk yaratmıştı bende. Gecenin kalanını iyi geçirmesini dileyerek ben de yatağıma yattım ve uyudum.

Sonraki günler hep onu izleyerek geçti. Dudağındaki yaralar, soğuk ve uykusuz yüzü, çökmüş gözaltları…

Ve bütün bunlara rağmen okuldaki başarısı, çalışkanlığı ve öğretmenlerin takdirini kazanmış bir öğrenci oluşu…

Hiç cesaret edemedim onunla konuşmaya. Çünkü sorsam da anlatmayacağı belliydi. Gidip konuşsam, belki uzaktan izleme şansımı bile kaybedebilirdim. Bu nedenle hiç yaklaşmadım ona. Ta ki o geceye kadar…

Annemler, babaannem hasta olduğu için onun yanına gitmişler, beni de evde tek bırakmışlardı. Ben de odamda oturmuş sınava çalışıyordum. Ortalığın sükunetini yine tanıdık bir ses bozdu, babası. Hakaretler ediyor ve yine bir şeylerin yıkılıp dökülme sesleri geliyordu. Kalkıp baktım camlarına doğru ve yine aynı sahneleri gördüm.

Birden hareketler arttı, bir kemerin havaya yükselip Mehmet’e inişini gördü gözlerim. Ve onun kaçmak için verdiği çırpınışı. Bir anda odamdan çıkıp alt kata indim, kendimi sokağa atmıştım ki Mehmet’le karşı karşıya geldik. Arkasından:

“Seni öldüreceğim gel buraya!” diye bağıran babasının sesiyle bütün vücudu titredi. Öyle çaresiz bakıyordu ki, kalbim ağrıdı. Ne kadar dayak yediyse, kaçacak bile hali kalmamıştı. Dayanamadım:

“Gel” dedim bir anlık kararla. “Gel benimle, çabuk!”

Hiç itiraz etmeden dinledi, benimle beraber koşup bizim eve girdi. Kapıyı kapatıp arkasına yaslandık ve babasının onu aramalarını, ararken de ettiği hakaret ve tehditleri dinledik.

“Korkma” dedim. “Seni burada bulamaz”

Yüzüme, tanımlayamadığım ifadelerle bakarken hiç konuşmadı yine. Ortalık biraz sessizleşince onu yukarı çıkardım. Önce salona geçip oturduk, biraz rahatlamasını bekledim. Sonra:

“Aç mısın?” diye sordum. Başını öne eğdi, aç olduğu belliydi. Ona yiyecek bir şeyler hazırladım, karnını doyurdu. Teşekkür etmek için bile açılmadı dudakları. Ama ben dayanamadım artık:

“Mehmet, böyle suskun kalma. Anlat bana neler olduğunu. Görüyorum ben, yaşadığın her şeyi görüyorum…” diye isyan edercesine konuştum.

“Sormasan, sadece bu gece burada kalsam olmaz mı?” derken öyle çaresizdi ki; üstelemeye kıyamadım.

O gece sabaha kadar oturduk sessizce, hiç konuşmadan ve hiç uyumadan.

Gün aydınlanınca ayaklandı.

“Nereye?” diye sordum endişeyle.

“Eve gidiyorum” deyince itiraz ettim hemen.

“Gidemezsin, sana kötü bir şey yapar” dediğimde dudağında kırık bir tebessüm belirdi:

“Çok daha kötüsünü gördüm, emin ol. Siniri geçmiştir onun, merak etme. Okul için hazırlanmam lazım” dedi.

“O zaman yarım saat sonra köşede buluşalım. Seni bekleyeceğim” dediğimde cevap vermeden yürüdü ve çıktı evden.

Ben de hızlıca hazırlandım, evden çıkıp köşeye yürüdüm. Bir yandan da içim sıkıntıda saati kontrol ediyordum. Nihayet göründüğünde, derin bir nefes çektim içime.

Beraber yürüdük okula ama yine tek bir kelime etmedik. Okul çıkışında da eve beraber döndük yine konuşmadan. Bu böyle günlerce sürdü gitti. Yavaş yavaş sohbet etmeye başlamıştık artık. En önemli konumuz üniversiteydi. En büyük hayaliydi, doktor olacaktı ve gidecekti buralardan. Bunun için bu kadar çok ders çalıştığını, başarılı olmak için bu kadar çırpınmasının nedeninin kurtuluş hayali olduğunu o zaman anlamıştım.

Ben de onunla hayaller kurmaya başlamıştım ve derslerime eskisinden daha fazla özen gösteriyordum. Sınava çok az kalmıştı artık ve bütün zamanımı kitaplarla geçiriyordum. Bunun ailemi memnun edeceğini düşünürken, tam tersi bir tepkiyle karşılaştım bir akşam.

Babam, borçları yüzünden hep gergin oluyordu. Bana sinirlenmesin diye ondan hiçbir şey istemiyordum, ne harçlık ne de başka bir şey. Ama bu ona yetmiyordu, sürekli parasızlığından dert yanıp sağa sola saldırıyordu.

Kendimi ders kitabına vermiş çalışırken, odamın kapısı büyük bir gürültüyle açıldı ve duvara çarptı. Babam kıpkırmızı gözlerini kocaman açmış, öfkeyle bana bakıyordu.

“Ne yapıyorsun sen burada?” diye sordu. Sakince:

“Ders çalışıyorum” dedim ve bunu dediğim anda kükredi.

“Ders çalışacaksın da ne olacak sanıyorsun ha? O sınava girip kazansan, seni okutacak param mı var benim! Hayaller kurma, üniversite falan yok!”

“Ama…” diye başladığım cümleyi,

“Kes!” diyerek ağzıma tıktı. “Aması falan yok, okul işi bitmiştir! Liseyi bitirip işe gireceksin, bu eve sen de para getireceksin! Yeter yük olduğun, bıktım artık!”

‘Yük mü?’ Diye geçti içimden. İflas ettiğinden beri bambaşka biri olmuştu. Yaşadığı şeyler zordu anlıyordum. Ama işler gerçekten bana ‘YÜK’ diyecek noktaya gelmiş miydi?

Ben buna üzülürken babam durmak bilmiyordu ve asıl darbeyi sonra vurdu. Kısa bir an sessiz kalıp bir şeyler düşündü, sonunda da sinsi düşüncesini yüzüme çarptı:

“Aslında işe falan girmene gerek yok. Liseyi bitirdiğinde, seni patronumun oğluyla evlendireceğim”

Benden önce annemden geldi tepki:

“Ne? Yok artık Halit, daha bu yaşta ne evliliği?”

“Ne var yaşında, evlenecek dedim o kadar. Çocuk zaten biraz yarım akıllı, az biraz da sakatlığı var. Adamın da tek oğlu. Liseyi bitirsin, cahil demesinler bari.  Sonra patrona gidip teklif edeceğim, kesin havada kapacak! Bizim de hayatımız kurtulacak!” diye pis pis gülüşüne dayanamadım.

“Sen rahat edeceksin, kaybettiğin paralarına yeniden kavuşacaksın diye, ben ömrümü sevmediğim biriyle geçirmeyeceğim!”

Bu söyleyebildiğim tek ve son cümle oldu. Saniyeler içinde yüzüme, devam eden dakikalarda da vücudumun çeşitli yerlerine inen darbelerle susmuştum. Susturulmuştum…

Sabaha karşı gözlerimi açtığımda, odanın içinde yatıyordum. Vücudum kaskatıydı, kımıldamakta zorlandım ama güç de olsa sonunda kalktım ayağa. Geceyi hatırladım, annemin babamı tutmaya çalışmasını, onun aldığı darbeleri ve babam odadan çıkınca, ben yere yığılmış halde ağlarken kulağıma eğilip:

“Olsun kızım, sen de yuvanı bilir rahat edersin” demesini…

İçimdeki nefret, iyi olan şeyleri yavaşça örterken gidip yüzümü gözümü temizledim. Kurumuş kan lekeleri gidince, patlamış dudağım ve elmacık kemiğimdeki morluk kalmıştı geriye. Giyinirken diğer morlukları ve yaraları da gördüm ama aldırmadım. O kadar ağrım vardı ki, yatağa girip uyudum sadece.

Birkaç gün okula gidemedim, o halde insan içine çıkıp da ne anlatacaktım ki sorsalar?

Geçen birkaç günde kendimi toparlayınca sabah erkenden kalktım, üniformamı giyip sesizce çıktım evden. Liseyi bitirmeme izin vermişti, mutfaktan beni izlerken bu yüzden sesi çıkmamıştı babamın.

Beni köşede bekleyen Mehmet endişeliydi, merak etmişti belli ki. Muhtemelen o gece bizim evde olanları görmüştü ama hiç soru sormadı. Tam okula yaklaşmıştık ki:

“Gel, bugün okula gitmeyelim” dedi birden. Şaşkınlığımın arasında, elimden tutup sürükledi beni ve göl kenarında sakin bir yere götürdü.

Bir süre gözlerimiz dalmış halde sessiz bekledik. Sonra konuşmaya başladı ve ilk kez orada dinledim hikâyesini.

Annesi, Mehmet on yaşındayken hastalanıp ölmüş. Babasının dayakları ve işkencelerine dayanamayıp hastalanmış zavallı kadın. Kısa bir süre bekleyip yeniden evlenmiş babası. Üvey annesinin ona bir zararı olmamış ama yararını da hiç görmemiş. Ne korumuş ne de babasına ‘Dur’ demiş o dayakları yerken.

Annesi ölünce, Mehmet’in okul masraflarını dayısı üstlenmiş ve her ay para göndermeye başlamış. Babası da sırf para kesilmesin diye onu okuldan alamamış ve evden gitmesine de izin vermemiş. Ama para az gelmeye başlayınca, çalışsın diye baskı yapmaya başlamış. Mehmet’in tek kurtuluşu üniversite olduğu için çalışmayı kabul etmemiş ama itirazları ona dayak ve hakaret olarak dönmüş…

Uzun uzun anlattı kendini bana, ilk kez bu kadar konuştu ve dinledikçe içimi acıttı hikayesi. Sonra sıra bana geldi, beni dinlemek istedi. Çok uzun değildi benim hikayem ama anlattım.

İyi bir işimiz, evimiz ve güzel bir hayatımız vardı. Ama babamın kumar ve gece gezme alışkanlıkları yüzünden, elimizde ne varsa gitmişti. Sonra mahalleye geldik ve her şey kâbusa döndü.

Neden dayak yediğimi anlattığımda, sinirlendi birden. Önce anlam veremedim ama ellerimi tutup söylediği şeyler sorularımı yanıtladı:

“Seni kimseyle evlendirmelerine izin vermem ben Aslı. Çünkü… Ben evlenmek istiyorum seninle. Ama korkma, okullarımızı bitirip de işimiz olunca. O akşam, senin odanı izlerken bir karar verdim ben ve senden de bana eşlik etmeni istiyorum” deyince merak ve şaşkınlıkla:

“Nedir o karar?” diyebildim.

“Sınava on gün kaldı, on gün daha dayanacağız. Sınavdan sonra da buralardan gideceğiz” dediği an:

“Nereye? Nasıl gideceğiz?” diye bağırdım.

“Sakin ol Aslı, anlatacağım” dedi elleri ellerimde ve devam etti. “Benim İzmir’de anneannem var, onun yanına gideceğiz, kimsenin aklına gelmez orası. Tercihleri aynı şehirde yaparız, İzmir’e. Sonra okulları bitirir ve hayatımızı kurarız”

“İyi de Mehmet, nasıl olacak?”

“Ben her şeyi düşündüm, sen hiç üzülme” dedi ve anlatmaya devam etti planlarını.

Dayısının İzmir’de bir kitap dükkanı vardı, kimse bakamadığı için kilit vurulmuştu kapısına. Mehmet o kitapçıyı açacak, hem çalışıp hem okuyacak ve beni de okutacaktı. O dükkanda, ben de anneannesinde kalacaktım okul bitene kadar. Sonra çalışmaya başlayıp evlenecektik.

Anlattığı şeyler kulağa güzel gelse de, korkutuyordu beni.

Mehmet bir süre, beni ikna etmek için konuştu durdu. Bu kadar çok konuşmasına şaşırırken, sonunda kabul ettim. Onunla gidecek ve kendime yeni bir hayat kuracaktım. Sevmediğim biriyle evlenmektense, bu hayalin peşinden gitmeye karar vermiştim. Zor olsa da…

Sınav gününe kadar evden almak istediğimiz eşyaları okula götürecek, sınavdan sonra da gidecektik. Biletler bile hazırdı.

Sınavın olduğu gün evden çıkarken yine dayak yedim babamdan, bu kez birkaç tokat. Ama kaçıp kurtuldum ve sınava yetiştim. Bitiş saati gelince, Mehmet’le sözleştiğimiz gibi buluştuk ve eşyalarımızı alıp otogara gittik.

Otobüsü bulup oturduk ama kalbim ağzımda atıyordu. Eve, odamın çekmecesine bir mektup bırakmıştım, onu biz gittikten sonra bulmaları için dua ediyordum sürekli. Sonunda tanıdık bir yüz görmeden hareket etti otobüs ve yola çıktık. Hayallerimize ve yeni hayatımıza….

“Sakin ol, o artık sana zarar veremeyecek” dediğimde gözünden bir damla yaş indi Mehmet’in.

Yıllar sonra, babasının cenazesi için gelmiştik bu mahalleye. Ona içindekileri söyleyemeden ölmesine çok kızgındı Mehmet. Ondan bu haldeydi, biliyordum.

Bir evlat olarak son görevini yaptı ve defnettiler babasını. Kabusu bitmişti artık. Herkesten sonra geldi, biliyordum sebebini. Yüzüne söyleyemediği her şeyi, o toprağın altındayken söylemiş ve kendince hesabını da kapatmıştı babasıyla…

Biz hayalini kurduğumuz her şeyi yaptık ve ikimiz de doktor olduk. Sade ama güzel bir düğünle evlendik ve bir kızımız oldu. İyi bir hayatımız olsa da, ailelerimizden gelen travmalarımız hep bizimleydi.

Ben kaçtıktan sonra reddetmişti beni babam. Gördüğü ilk yerde öldüreceğini söyleyip durduğu gelmişti kulağıma. Dediğini de neredeyse yaptı. Okuduğum okulu bulup geldi ve herkesin ortasında yine dövdü beni. İnsanlar yardım etmese, Mehmet yetişip kurtarmasa belki de öldürmüş olurdu.

Annemin ölüm haberini, kaçtıktan yedi yıl sonra aldım. Babam hala mahalledeydi. Evi ve yeri satmış, yerine dikilen apartmandan da bir daire almıştı kendine. Duyduğum kadarıyla, aklı da annemden sonra gitmişti biraz.

Binanın önünden geçerken Mehmet’in bakışlarını hissettim üstümde. Ona hiç bakmadan:

“Devam et hayatım, uğramayacağım” dedim ve arabanın hızını arttırarak uzaklaştık. Bugün yaşadığımız her şeyin sebebi olan mahalleden ve anılardan…

Esra Barın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.