Somutlaşıyorum

İnsanlığın kişiye göre değişebildiği bir dünya üzerinde yaşamak bazen ağır gelebiliyor. Yani o kadar çok mahkeme, sözleşme ve antlaşma varken ve tüm bu barış adımları resmileşmiş durumdayken yapılan suistimaller ve yaptırımsızlık ihtimali beni soluksuz bırakıyor. Acı çeken her biri insanı gördüğümde güldüğüme utanıyor, duyarsızlığıma ve benliğime acıyorum. Gözü yaşlı çocukları, yardım isteyen çığlıkları ve isyan eden gençleri duyduğumda yok olmak istiyorum. Sokaklarda uzuvları kesilen hayvanların acı yakarışlarını işittiğimde bu kanunsuzluğa kafa tutuyorum. İşte o zaman fikirlerimi zorluyor, zihnimden bana bir iyilik yapmasını istiyorum. Gözlerimi kapıyor, nefesimi tutuyor ve ruhumu alıp “oraya” üflüyorum. Orası neresi mi?

   Uzakta olan bir köy yahut kitaplarda yazılan bir ütopya değil. Hayır değil. Gerçek. Hem de olması gereken de bile daha gerçek. Işınlanıyorum. Uzayın karanlık ama büyüleyici güzelliğine bırakıyorum ruhumun bedenini. Öyle çok rahatlıyorum ki, sonsuza dek burada kalmak isteyeceğimden korkuyorum. Arıyorum. Güneşe, aya, gezegenlere bakıyorum bir bir… Bulamıyorum. Ne yasayı, ne ırkı, ne kimliği, ne de dili…

    Burada hiçbirimiz konuşmuyoruz ama anlaşıyoruz. Görünmüyoruz ama hissediyoruz. Eğleniyoruz, birbirimize en sevdiğimiz özelliklerimizi anlatıyoruz. Kavga etmiyoruz, seçim yapmıyoruz ve liderlik taslamıyoruz. Seviyoruz ve öğretiyoruz.

   Çok değil yalnızca birkaç dakika sonra ruhum usulca gelip sokuluyor yorgun bedenimden içeri. Biraz rahatlamış hissediyorum kendimi. Aklıma bir anda “Sefiller” geliyor, oradan da Kozet’e atlıyorum. Gümüş şamdanlar ve bir kürek mahkûmunu sağa sola kayan kürekleri yerleşiyor belleğime. Sıyrılıyorum belleğimden. Bir anda karşımda sallanan sandalyesiyle bıyıklarını sıvazlayan yaşlı bir dede beliriyor. Kahvemin köpüklerine karışıyor, havada süzülen bir martıyla beraber yeni ufuklara yelken açıyorum. Bir buluta çarpıyor hızla dünyanın merkezine düşüyorum. Bir bebeğin kâbusunda uyanıyorum.

   UTANIYORUM. Ellerimdeki kan izlerini görünce kendimi sorguluyorum. Meşru müdafaa yahut misilleme diye ayırmıyorum Haksızım biliyorum. Bir saate kalmadan rutubet kokulu zindanı boyluyorum. Duvara tutulan çetele tabloları içinde bir parçamı bırakıp, avluda volta atanların arasından sinsice geçiyorum. Mağazaların en arka kısmında duran renkli ve pahalı dergilerin içine, posterlerin arasına giriyorum. Geceyle beraber kararıyorum. Her kalemin başladığı ilk cümlenin yüklemi oluyorum. Yazılıyorum, çiziliyorum, kör bir makasla ortadan kesiliyorum. Bir fotoğrafa yapışıyorum. Gölge gibi, sessizce bir okulun koridorlarından geçiyor, müdürün odasına girip sınav sorularını çalıyorum. Elimdeki kâğıtları gökyüzüne doğru fırlatıp güneşle birlikte aydınlanıyorum.

   Kulağa hoş gelen bir iki müzik tıngırtısı duyuyor, olduğum yerde delicesine dans etmeye başlıyorum. Dönüyorum, dönüyorum, dönüyorum. Aklımı kaçırıyorum!

   Bir mahkeme salonunda oturuyorum. Kimi zaman hâkimin kimi zaman ise suçlunun bedeninde kendime yer buluyorum. Yaşamak ağırlığı iyice çöküyor üstüme. Atmak, kurtulmak istiyorum, yapamıyorum. Gerçeğe üflüyorum bu kezse ruhumu. Sıkışıyor, huysuzlanıyor mızmız bir çocuk gibi kaçışmaya çalışıyor. Kızıyorum. Bir mıknatısla yapıştırıyor, bir kazıkla dünyaya çakıyorum.

   Dinliyorum. Ağızdan çıkan her sözcüğü sıkı sıkı içime çekiyorum. Nefesimi tutup hızlıca bırakıyorum. Bazen yaşamayı seviyorum. Kendime itiraf ederken büzülüyorum. Galiba bu ağırlığı, yaşamın yükünü tek başıma taşımayı istiyorum. Ruhumu ve bedenimi birleştirebilirsem her şeyin hallolacağına ümidimi bağlıyorum.

   Zihnimden bana bir iyilik yapmasını istiyorum. Beni bırakıp gitmesini söylüyor, ondan kurtulmayı arzuluyorum. Fikirlerimi ve vicdanımı kendimden söküp, gökyüzüne salıyorum. Artık soluksuzca ve doruklara kadar yaşayabiliyorum! Soyutluktan somutluğa evriliyorum.

   Artık doların bir bebek gibi büyüyüşünü, kendini ateşe veren babanın yardım çığlığını, intihar süsü verilen bir kadının hak arayışını önemsemiyorum. Oh, be yaşamak buymuş diyor; yeni hayatımın yeni amaçlarını daha kolay belirliyorum. Uzayan burnumu, Pinokyo bedenime sıkıştırıyor, her konuya karışmaması için sertçe uyarıyorum.

Şimal Yanpınar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.