Matem

Genç adam, koltuğun üzerinde sere serpe yatmış vaziyette, kulağına misafir olan şarkıya eşlik ediyordu. Artık hep yaptığı gibi şarkı sözlerini değiştirmiyor, nasıl ezberlediyse öyle söylüyordu. Ezber bozmuyordu. Akıştaydı aynı ölü bir balık gibi. Fakat bu akışa kapılmanın sebebi, ölü balığın suyun üstüne çıktığı andaki durgunluğu değildi. Bunun sebebi, ölü balığın klozete atıldıktan sonra sifonun çekilmesiyle girdaba kapılıp gitmesiydi. Kanalizasyon suyu ölü balığı diriltir. Bir süre sonra bu lağımdan bozma hayata alışmaya başlar yine de balık oğlu kendine böyle bir yerde yaşamayı yediremez ve temiz suyu arar… Bulur da!

Genç adam, denizin dibindeki kayalıklarda oturur vaziyetteyken içine yayılan kedere, dansa kaldırılan sevgili misali eşlik ediyordu. Artık hep yaptığı gibi dansa kaldırılmak için uzatılan eli reddetmiyor, yorgun ellerini uzatıyor ve bir iki adım atmayı dans zannediyordu. Fakat adımları hiç ileri gitmiyor hep bir kere ileri gittiyse muhakkak iki kere geri gidiyordu. Neşeli bir sevgili dansı sayılmasa da en azından eşlik etmeyi öğrenmişti. Vaziyetini değiştirip kayalıkların üzerine huzursuzca uzanırken başını kayalığın en sivri kısmına koydu. Denizin kıyısına öyle yakındı ki dalgalar dibine kadar geliyor, sonrasında ondan kaçarmışçasına geri çekiliyordu. Bir anda öyle bir rüzgar esti ki dalgalar sırt üstü uzanan bu genç adamı ıslattı. Suyun soğukluğu vücuduna iğne gibi saplanınca olduğu yerden doğruldu ve kayalıkların arasında ölü bir balık gördü. Kuyruğundan tuttuğu küçük balığı avucunun tam içine koydu, hafifçe kıpırdandığında dibine gelen dalgalardan alıp ölü balığın üzerine serpti. Suyu serptikçe ölü balık, canlanıyordu. Dört saniye nefes almaya çalışan ölü balığa göz gezdirdi, beşinci saniyesinde yalpalayarak kayalığın üstünden kalktı ve evinin yolunu tuttu. Onu dansa kaldıran kederi, dans şarkısını değiştirmiş daha hareketli bir parça çalmaya başlamıştı. Evinin önüne geldiğinde ölü balık hala ölü denizin kıyısında dalganın gelmesini beklemekteydi. Balık hafızası, ölü denizde dalga olmadığını unutmuştu. Genç adamın ayakları, evin içerisine girdiği gibi mutfağa koştu ve ölü balığı musluğun altına attı. Musluktan su aktıkça ölü balığın canı canını çekmeye başlamıştı. Genç adamın parmakları suyun giderini kapatırken ölü balık çırpınmaya başladı. Boğuluyordu. Suyun giderini kapatan parmaklar çekildiğinde, su girdabına ölü balığın kuyruğu dayanamadı, deliğe doğru çekilmeye başladı. Fakat ölüm öyle ağırdı ki, girdap bu ağırlığı deliğe kadar çekemeden bitivermişti. Genç adam öylece ölü balığı izlemeye başladı. Bir süre sonra kuyruğundan tutup geniş bir bardağın içine bıraktı. Ölü balığın, bardağın zeminine değerken çıkardığı ses genç adamın kulaklarında yankılandı. Elinde ölüm kadar ağır olan bardakla yatak odasına doğru yürümeye başladı. Yatağının ucunda duran sehpaya ağır bardağı bıraktı ve bileklerini ovuşturdu. Baş parmağı, kalın bileğinde her bir damarı hissederken yaşadığının kanıtı parmağının altında atıyordu. Kendini yatağına bırakırken göz ucuyla ölüm kadar ağır bardağa ve içindeki ölü balığa bakıyordu. Ölü balık, az önce musluğun altına çırpındığı kadar çırpınmıyordu. Sabahtan açık unuttuğu gece lambası tam bardağın üzerindeydi, ölü balığın boş bakışları ışığın içinde kaybolurken genç adam gece lambasını kapattı. Bunun üzerine genç adam sıkıntıyla iç çekti. Çektiği içini dışarı verdiğinde keder içinden tüm şehre yayıldı. Ölü balık, ölü değilmişçesine hafifledi ve çırpınmaya başladı. Sanki genç adamın kederinin içinden çıkmasını kutluyordu. Kuyruğu sallanıp bardağın zeminine vurdukça bir ritim tutturuyor hatta bu ritim ona tanıdık geliyordu. Ezberindeki şarkıları hep sözlerini değiştirip söylerdi, ezberini bozdu. Genç adam, ölü balığın kuyruğunun bardağa çarptıkça duyulan sesini işitse de ne ritimden ne de sözlerden haberi vardı. Bu yüzden bu ses ona rahatsız edici geliyordu. Ölü balık kuyruğunu altı saniyede bir bardağa vursa da bu ses matem haberi misali genç adamın kulağına daha kısa sürede geliyordu. Buna daha fazla dayanamazdı, yatağında doğrularak ölüm kadar ağır bardağı eline aldı. Bileğindeki damarlar ağırlıktan dolayı belirginleşiyordu. Tuvalete adımını attığında kapının tam ucunda durdu ve yere çöktü. Ölü balık, ölü taklidi yapıyordu çünkü gerçeği anlamıştı. Genç adam, çöktüğü yerden doğrulup bardağı ters çevirdi, ölü balık yavaşça bardağın kaygan zemininden kayarak ağız kısmına kadar geldi. Yavaşça suya atladı, genç adam bunu intihar saydı ve sandı. Çünkü ölü balık lağım suyuna alışkındı, yaşayacaktı. Genç adam elini klozet suyuna daldırıp içindeki ölü balığı aldı, bir daha yaşamasına izin vermeyecekti.

Genç kadın, çocuk parkında oturmuş salıncak sırası bekleyen kız çocuğunu izliyordu. Bir türlü ona sıra gelmiyor, gelene sırasını veriyor hiçbir şey olmadıysa arkaya geçiyordu. Dakikalar kayıp gittiğinde kız çocuğu salıncak sırasında bir başınaydı, salıncakta ise kimse kalmamıştı. Kız çocuğu ayaklarını süre süre salıncağa bindiğinde korumasını karnına indirdi, ayakları toprağa değmedi. Bir süre öylece beklerken omuzlarını düşürüp çıkacak gibi oldu. Genç kadın oturduğu yerden kalkıp kız çocuğunun arkasına geçti. Ufak bir utangaçlık rüzgarı kız çocuğunun yanaklarını kızıllaştırsa da bir şey demeden yerini sağlamlaştırdı. Genç kadın, kız çocuğunu salladıkça çocuğun boya sürülmemiş uzun saçları gözünün önüne geliyordu. Daha yavaş sallamaya başladı. Hava, kız çocuğunun yüzüne vurdukça küçük çehresini bir tebessüm alıyordu. Genç kadın, yavaş sallamasını rağmen kızın yüzündeki tebessümü görünce bir süre duraksadı. Kendini yaralı bir kuş gibi hissetmişti. Soranlara uçuyorum diyor, biraz gittikten sonra duruyor, soluklanıyor, kanatlarındaki yarayı sarıyor, yoluna devam ediyordu. Ne kadar uğraşırsa uğraşsın diğer kuşlara yetişemezdi. Bu yüzden yaralı kuş diğerleri gibi gidip gelemez ve bir daha gitmemek üzere geldiği yerde yuva arar… Bulur da!

Genç kadın, mutfağın bir köşesine yemek kokusu gibi sinmiş oturuyordu. Sırrını gecelere vermiş, sabahına unutmuştu. Mutfağın camına dadanan kuşu görmesiyle sindiği köşeden kalkması bir oldu. Yaralı kuş, çırpındıkça daha da batıyor gibi kanatlarını çırpıyordu. Kanatları gövdesine vurdukça yükselen ses sanki yalvarıyordu. Genç kadın küçük mutfak penceresini açıp yaralı kuşu içeri aldı. İki avucunun içine aldığı yaralı kuş, çırpınmayı bırakmış küçük başını ona sarılan parmağa yaslamıştı. Siyah gözleri bir açılıp bir kapanıyor, bir nevi ölmediğini haber ediyordu. Genç kadın iç çekti, nefesini kuşun kanatlarını yaralayan semaya verdi. Sindiği köşeye tekrar oturup avuçlarındaki yaralı kuşu yere bıraktı. Ayaklarının üzerine oturan yaralı kuş yaralı kanadının üstüne düştü düşecek, kanadı koptu kopacaktı. Genç kadın, kuşun yarasını gördüğü gibi iyileşmeyeceğini anlamıştı. Günler sonra uçamayacaktı, bu da bir nevi kuş için ölüm sayılırdı. Yaralı kuşun gözleri uzun süreler kapanıp dokunduğunda açılınca genç kadın anladı ki kuş aslında çoktan ölmüştü. Sadece izin istiyordu, öldüğünü biliyordu fakat herkese haber verecek gücü kendinde bulamıyordu. Yaralı kuş aslında kendine bir yuva değil bir elçi arıyordu. Ölüm haberi vermek yine genç kadına kalmıştı. Yaralı kuşu tekrar avucunun içine alıp ayağa kalktı. Küçük bir kutu hazırladı, matem elbisesini giydi, yasın kokusu yemek kokusunu bastırdı. Yaralı kuşu küçük kutuya koydu, yaralı kuş son kez çırpındı sanki gülümser gibi gagasını oynattı. Uçacağı yoktu o da biliyordu son bir kez deniyor, umudun damarlarına akıttığı zehri vücudundan atıyordu. Genç kadın, yaralı kuşu koyduğu kutunun kapağını kapattı, bir daha uçacağını sanıp umutlanmasına izin vermeyecekti. Genç adam ve genç kadın evlerinden çıktı, aynı istikamette yürümeye başladı. Birinin elinde geniş bardak birinin elinde küçük kutu vardı. Adımları birbirlerini duyabilecek kadar yakınlaştığında ikisi de geriye adım atmamak için kendisini zorluyordu. Adımlar küçükken oynadıkları oyundaki gibi birer birer ilerliyordu. Karşı karşıyaydılar, ellerindeki bardak ve kutuyu taşın üstüne koyup çiçek dolu mezarlığa baktılar. Genç adam dibinde ölü balık olan bardağı aldı, annesinin mezarlığına yaklaştı, bardağı ters çevirdi. Gülünce yanakları kızaran annesini saklayan toprağa ölü balık kayıp düştü. Genç kadın, getirdiği kutudan yaralı kuşu çıkardı. Korkunca yanına gittiği annesini alan toprağa yaralı kuşu yatırdı. Ölü balık ile yaralı kuş, üşüdüklerinde yorganın altına girip birbirine sarılan iki kardeş gibi yatıyordu. O sırada üşüdüklerine birbirine sarılan iki kardeş birbirine baktı, artık özgürlerdi. Ne kanalizasyon suyunda yaşamı bulan ölü balık yaşıyordu, ne de uçmaya çalışan yaralı kuşun içi umut doluyordu. İki kardeş birbirine sarıldığında ölü balık son kez kuyruğunu sallamış, yaralı kuş son kez kanadını çırpmıştı. Toprak, annelerinin yanına ölü balıkla yaralı kuşu da almıştı. İki kardeş sarıldıkları bedenlerden kendilerini ayırdıklarında ortada ne bardak vardı ne de kutu. Tek var olan iki kardeşin yüreklerinde yer edinmiş acı ve tek yok olan başlarını okşayan anneleriydi. Şimdi var olan acılar da yok olmuş, annelerinin koynuna girmişti.

Aylin Peksert

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.