Şimdiki Zamanın Gizli Öznesi

Yeni açmış çiçeklerin üzerindeki parmaklarımı gezdirirken hissettiklerim, küçükken ilkbaharın tomurcuklarını bekleyişim, çiçek açtıklarında dökülmesine şahit olmamak için çevirdiği bakışlarım, kar yağdığında içinde batıp çıkarken bacaklarımın donması, annemin sözünü dinlemeyip yine de o soğuğa sarılmam… Şimdi çok yabancı geliyor bu duyguların hepsi. O gün o bembeyaz karın içinde tek başıma otururken nereden bilebilirdim ki bir zamanlar bana ait olan anılarımı kaybedeceğimi. Tek hayal kırıklığım bozulmasın diye üzerine basmadığım karlı yollarda ertesi gün başka ayak izleri görmekti o zamanlar. Nereden bilebilirdim ki şimdi anılarımın üzerinde başka ayak izlerinin olacağını. Belki yeteri kadar göremedim ileriyi, ya da ileriyi görmeden o kadar amansız yaşadım ki şimdi hayatın farkına vardığımda kaybediyorum her şeyi.

İlk dondurmamı ne zaman yemiştim? İlk piyano dersimi ne zaman aldım? Hiç piyano çalmayı sevdim mi yoksa yapabildiğim için mi bu kadar bağlandım. Anasınıfında yünlerle boyadığım çizimime ne oldu acaba… Kendimi bu anıların ellerine kenetlenmeyi güç buluyorum tam büyürken. Gezegenleri ezberlemem gerektiği zamanlardan kendimi gezegenlerin arasında bu kadar küçük hissettiğim zamana nasıl geldiğimi inanın hatırlamıyorum. Ne yaşadığımı hatırlıyorum ama kendimin yaşadığını hatırlayamıyorum. Cidden böyle mi şimdi anılarım? Sanki bir sonbahar akşamında tanışmışız ve ayrıldığımızda adını unutmuşum gibi. Eve yürürken kurumuş yapraklara basarak giderken hatırlar gibi oluyorum bazen, baş harfi aklıma geliyor, dilimin ucunda ama söylemiyorum. Böyle bir şey galiba farkına varmak hayatın. Ya da değil. Farkındayım yaşadıklarımın, farkındayım her şeyin gerçek olduğunun ama sanki gece üstü açık bir arabada yolculuk etmek gibi ya da geç bir film seansından çıkmak, aklın başında değilken çimlerin üzerine yatıp başının dönüşünü dindirmek, birilerini kaybedebileceğini görmek, deli gibi eğlendiğin bir gün tek başına eve yürümek, günün başlayışını iliklerine kadar üşüyerek sabahın erken saatlerinde izlemek… Gerçek hissettirmiyor şimdi gerçek olan her şey.

Hayatın kendisini eleştiriyorum bir nevi, bilmiyorum hayatımda neyin farklı olduğunu, düşüncelerimden neyin kilidini kırıp kaçtığını. Çok nahiftim belki küçükken. Ya da şimdi çok düşünüyorum diyeceğim ama düşündüklerim arkası boş hissettiriyor şimdi. Eskiden kütüphanede kapağını açıp kokladığım, ilk sayfasını okurken zevk aldığım kitapları şimdi elime dahi alamıyorum. Devam edemiyorum hiçbir kitaba, okurken bana beni hatırlatıyor ama bu hissi beğenmiyorum. Çünkü kendimi bir zamanlar o kitapta bir karaktermişim gibi hissediyorum. Sanki hiçbir zamanla kendimle iletişim kurma şansına sahip olamamışım gibi. Sadece hayal ediyorum kendimi şimdi anılarımda. Bu hissi nasıl açıklayacağımı daha fazla bilemiyorum. Deniyorum sadece, kendimle konuşmayı deniyorum, anılarımı kendimi anlatmayı deniyorum belki hayatımı tekrardan sahiplenirim diye ama o kadar yabancı olmuşuz ki birbirimize dünümle bile anlaşamıyoruz artık, yarınımla da anlaşamayacağımı biliyorum. Şu anda da bazen kontrolümü kaybediyorum ama biliyorum ki buradayım. Kendi anılarıma hizmet ederken başkalarınınkine de dahil oluyorum. Bazen onlarda yarattığım anılarla konuşmaya çalışıyorum. Bazı anlar vardır filmlerde, ana karakterle kendinizi çok bağdaştırırsınız ve başına bir şey geldiğinde sanki kendi başınıza da aynı şey gelmiş gibi hissedersiniz, işte tam olarak öyle hissediyorum başka anılardan beslenmeye çalışırken.

Çok severdim insanları, kedi köpek sever gibi, sevimli gelirdi yapılan her şey. Şimdi gözlerine baktığımda sadece gerçekliklerini akıllarının bir köşesine kilitlemiş sonu olmayan senaryolarda yaşayan bir sürü film görüyorum sadece. Nasıl da umursamazca yaşıyorlar bu hayatı, ya da nasıl da umursayarak. Bu kısa zamanı hayatta bir iz bırakmaya ya da hayatlarında bir iz bırakmaya çalışarak geçiriyorlar. Neden? Evet neden? Hayal edemiyorum artık bu gibi durumların arkasındaki sebeplendirmeleri. En azından kendi hayatıma uygulayınca anlamsız geliyor. Neye çabalıyoruz bu kadar? Neye uğraşıyoruz? O kadar uzun zamandır bu evrendeyiz ki insanlar olarak ama bunun o kadar kısa bir dönemini kendi gerçekliğimize dönüştürüyoruz ki… Bunca senenin sonrasında bir hiçliğe dönüşecek olmasını sindiremiyorum, ya da sindiriyorum ve bu beni rahatsız ediyor. İlk defa kokladığım leylağın kokusunu hatırlayıp görüntüsünü hatırlayamamak, ilk topladığım kayısının çekirdeğini nasıl çıkardığımı bilememek… Sinirleniyorum işte! Şu an bulunduğum anın içinde kapana kısılmışım gibi, yazarken tek gerçekliğim. Hatta yarın tek gerçekliğim yazmak değil, bana ne getireceğini bilmediğim senaryonun birkaç sahnesi daha sadece.

Hissetmemek değil bu yaşadıklarım, hissediyorum elbette. Herkes hissediyor, siz de hissediyorsunuz. Üzüntüyü, sevinci, pişmanlığı, heyecanı… Hissetmiyor değilim tabii ki bunca duyguyu. Sadece kendimi kaptansız bir gemi gibi hissediyorum. Bir yerlere gidiyorum ama deniz beni nereye isterse oraya götürüyor artık. Bazen kaptanı çağırıyorum dalgalar çok sert vurduğunda, uzaktan bana seslendiğini duyar gibi oluyorum ama o kadar kısık, o kadar uzaktan ki sesi. Gerçekten bana mı sesleniyor anlayamıyorum. Sonra denizin uğultusu sağır ediyor beni, hiç duyamıyorum artık sesini. Hayatına içinse amansızca yelken açmış gidiyorum. Beni kimin kontrol ettiğini bilmiyorum. Bildiğim tek şey kendimin etmediği. Çünkü hatırlamıyorum en son ne zaman kendime dönüp baktığımı.

Öyküm Gelen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.