Daire 7 – Çatı Katı Çıkmazı

Şiir mısralarından çıkmış, soğuk kaldırımlar ve tuhaf insanlarla dolu bu koca şehirde bazı hikayeler tozlanır, bazıları gönülleri ısıtır, bazıları da bu ne biçim hikaye kardeşim dedirtir. Onun hikayesi de öyleydi. Sonbaharın en yakıştığı şehir İstanbul olacak ki, Kadıköy sahilinde vapurdan atılan simitlerin sıcak kokusu ve martıların dansı gökyüzünü sararken o da kendi hayatının peşine düşmüştü. Koca bir resme fırça darbeleri vururken bunların kırbaç etkisi yarattığını fark edemeyecek kadar küçük bakıyordu ama yeni bir başlangıçla bunu değiştirebilecekti.

Ailesiyle yaşadığı sorunlar yüzünden yeni bir hayata başlamak için ve İstanbul’u yenmek, yeni bir başlangıç yapmak için dört katlı bir apartmana taşınmıştı. Sıradaki daire apartmanın en gizemli sakinine ait. Hakan Özdemir. Demir gibi iradesi olsa da bu apartmana geldikten sonra birçok şeyi geride bırakmıştı. Buna komşuluk ilişkileri de dahildi. Tuhaf bir hayatı olduğu kesindi ama neler yaşadığını anlatmak oldukça zor.

Dairenin sahibi Hulusi Ekrem Bey’le sadece daireyi tutarken yüz yüze gelmeyi tercih etmişti. Hakan, Hulusi Bey’in paragöz bir insan olduğunu görmüş ve bundan rahatsızlık duymuştu. Kendini huzursuz eden şeylerden kaçarak sığındığı bu apartmanda yeni huzursuzluklar istemiyordu. Apartman işleriyle yersiz bir şekilde bu kadar haşır neşir olan ve sanki apartman değil, ülke yönetiyormuş gibi davranan bir adamla mümkün olduğunca az muhatap olacaktı. Gerçi kapı kapı dolaşıp aidat ve kira toplamak dışında ne işle uğraştığını merak etmiyor da değildi. Üstelik onu bir kez görmesi korkması için yetmişti ve bu yüzden ödemeleri havale yoluyla yapıyordu. Bunun yanı sıra sürekli sivil polis gibi kendini gözlemesi, sanki bir katilmiş edasıyla gözlerini hep üstünde tutması oldukça sinir bozucuydu. Eve girip çıkarken karşılaşmamaya özen gösteriyor, kapısına geldiğinde evde yokmuş gibi davranıyor, yarım saat boyunca kapısını dinlediği için duyulmamak adına bir mumya gibi hareket ediyordu. Fazladan kiracı bulmak için terasa kaçak kat çıkıp çatı katı diye itelemesi yetmiyormuş gibi bir de alttaki öğrenci arkadaşla birleştirmeye çalıştığına dair dedikoduların dönmesi Hakan’ı hepten çileden çıkartıyordu. Yağmurdan kaçarken doluya tutulmuştu. Hulusi Bey denildiğinde aklına gelen ilk şey para oluyordu. İlk kez kendi çabasıyla ev tutan bir genç, tüm ev sahipleri böyle mi diye düşünmekten geleceğe güvenle bakamıyordu.

Hakan evden çalışıyordu. Evi tam olarak kendisini yansıtıyordu. Yaşam alanı dedikleri bu olsa gerekti. Dairesinde kendine küçük bir bahçe kurmuştu. Çeşit çeşit ürünün dahil olduğu, ormanım diye nitelediği bahçe biraz da tuhaf alışkanlıklarını yansıtmaktaydı. O, çatı katında kurduğu ormanın kalbindeki çiçekler arasında yaşayan gizemli bir adamdı. Yetiştirdikleri küçük bir serayı andırıyordu. Belki de apartman sakinlerinin onu tekinsiz buluşu bundandı. Sürekli binadan çıkardığı üstü örtülü kasalar, komşularının tuhaf bakışlarına maruz kalmasına sebep oluyordu.

O kasalarla pazarlara gidiyor, satış yapıyordu. Tabii zabıtalardan fırsat buldukça. Bir gün zabıtalarla karşı karşıya gelmişti ki, heyecandan eli ayağına dolanmıştı.

“Hey sen! Siyahlı, sana diyorum. Ne yapıyorsun sen? İznin var mı satış yapmaya?”

“Satış yapmıyorum abi. Şey… anket! Anket yapıyorum, öğrenciyim de!”

“Önündeki kasalar neyin nesi? Senin değil mi?”

“Değil abi. Bir esnaf arkadaşa sorular soruyordum az önce. Bir yere kadar gitti, bana göz kulak olmam için bıraktı.” dedikten sonra hikâyesini inandırıcı kılmak için atıldı: “Sizle de anket yapabilir miyim? Gerçekten buna ihtiyacım var.”

“Sor bakalım.”

O an aklına yalnızca yaşadığı apartman gelmişti. Katbekat aşağısında oturmasına rağmen baskısını kapı zilinde hissettiği Hulusi Bey’den ilham alarak yürüdü:

“Daire kiralarının artışından şikayetçi misiniz?”

“Tabii ki!” dedi polis, buna isyan etmeye yer arıyormuş gibi. “Dolar arttı diye kiraya zam mı yapılır? Sanki dolarla bir işi var.”

“Peki daire sahipleri ile ne gibi sorunlar yaşıyorsunuz?”

“Ne sen sor, ne ben söyleyeyim. Bunca işin arasında bir de hımbılın biriyle uğraşıyoruz. Almanya’dan oğlu gelecekmiş de, çıkmamız lazımmış.”

Tuhaf bir şekilde kurtulmayı başarmıştı ama polisin anlattıklarının etkisinden kurtulamamıştı. Resmen aynı ev sahibine sahiplermiş gibi hissetti bir an. Düzenli bir geliri olmadığı için bazen kirayı eksik yolladığı oluyordu. Hulusi Bey’in ona olan şüpheci yaklaşımının altında yatan bir diğer sebep de bu olabilirdi. Bunu düşünürken şöyle diyordu kendi kendine Hakan, “Böyle zor günlerde insanların birbirini anlaması gerek. Yarın kimin neye muhtaç kalacağını bilemediğimiz bu dünyada kapana sıkışmış ruhlarız. Kimimiz bir zorluklar içinde çıkış yolu arar, kimimiz kolay yoldan çıkışa varır ama herkesin tek amacı yaşamaktır.”

Genelde tasarımlarla ilgilenirdi. Çatı katından henüz lüks inşaat firmalarının girmediği makul katlı binalarla süslenmiş mahallesinin dayandığı boğazın ucunu güçlükle de olsa görebiliyordu. Yaptığı her tasarıma İstanbul’u katıyordu. İnsanlardan uzaklaşmaya çalışıyordu çünkü insanların kendisini yorduğunu hissediyordu. Büyük bir hikâyesi olmasa da o küçük dairenin kapıları arasından sızan toprak kokusu hayatının parçasıydı. Çiçekleri, meyve veren bitkileri arasında huzurlu bir hayat arayışında olduğu gerçeği, yüzleştiği en güzel gerçekti. Fakat komşularının kendisi hakkında ot yetiştiren tehlikeli biri olduğu görüşünü yıkamıyordu. İnsanların önyargıları hiç değişmezdi. Merak insanı mantıktan uzaklaştırırdı. Öyle ki bir dönem Almancılar tarafından polise bile ihbar edilmişti. O aslında göründüğü gibi soğuk biri değildi. Kapısına dayanan polisleri, tıpkı zamanında tezgahına dayandığında yaptığı gibi tatlı diliyle kucaklamış, evine davet etmiş, meyve ikram etmişti. Ayrıca gerçeği komşularına anlatmamalarını istemişti. Bununla amacı merakın onları bir ateş gibi yakarak düşünebilmeye sevk ettirmekti. Bazen insanlara küçük dersler vermek gerekirdi.

Hakan’ın arkadaş çevresi semte yabancı olan insanlardan oluştuğu için bazen evine kimin girip çıktığı belli olmuyordu. Sinir bozucu olan taraf, çevresinin de kendisi gibi ne zaman girip çıktığının anlaşılmamasıydı. Hulusi Bey az dikizlemiyordu evini. En sonunda gidip sert bir şekilde konuşacaktı, cesaretini topladığı bir zaman. Tam konuşmaya karar verdiği anda alt komşusu Hezârfen’in kulak çınlatan sesini duymuştu. “Sucuklar, ekmekler iyi be! Bizim dolapta da suda yüzen yoğurt.” diye söylenerek başını uzattı dışarı. Hulusi Bey’in de balkonunu gözlemekte olduğunu fark ettiği gibi geri çekildi. Hakan, Hulusi Bey’in kovaladıkça kaçan ateş böceği olmuştu resmen.

Tasarımlarından biri çok beğenilmiş ve görüşmek üzere bir şirkete çağrılmıştı. Şirket onunla devamlı bir şekilde çalışmak istediğini söylemişti. Bu net bir ücret anlamına geliyordu. Mükemmel bir sonuçtu fakat tek sorun buna karşın istedikleriydi. Hakan’dan bir apartman tasarlamasını ve o apartmandaki insanların kişiliklerini anlatmasını istemişlerdi. Bir apartmanda kaç farklı kişilik, kaç farklı yaşamda barınabilirdi sorusuna cevaptı istedikleri. Hakan’ın aklına gelen tek şey yaşadığı fakat bir o kadar uzak olduğu Birlik Apartmanı’ydı.

Çalışmasını gerçekleştirebilmesi için tüm komşularıyla tek tek konuşması gerekiyordu ama bu büyük bir sorundu. Çünkü yönetici için ne iş yaptığı belirsiz bir hayırsız, komşuları içinse ot yetiştiren bir yan kesiciydi.

Hayalini kurduğu iş için sosyalleşmesi gerekiyordu. Yalnızlığa böylesine sıkı sarılmışken bunun hayatını çıkmaza sokan bir sarmaşığa dönüştüğünü fark edememişti. Kendini kapattığı için insanların ağzını kapatamıyordu. Ortada sadece bir önyargı vardı ve peşini dolduracak detaylar olmadığı için yargılar ilk günkü sıcaklığıyla kalakaldı. Geceleri yıldızlara isimler takıp hakkında şiirler yazdığı ve yıldız tasarımları yaptığı o uzun geceler onu alıp götürse de artık topluma katılması en azından toplumun en küçük yapı taşı olan aileyi temsil eden Birlik Apartmanı’na karışması gerekiyordu. Bu zor ve uzun bir yolculuktu. Fakat artık bu apartmanın bir parçası olduğunu gösterme zamanı gelmişti.

Apartmanı aile edinen bir yönetici, kimsesizliğini yalnızlığıyla gizleyemeyeceğinden habersiz bir kadın, hayat boyu memleket hasreti çekip de şimdi de memleketinde ev hasreti çeken gurbetçi bir aile, farklı dünyalara açılan iki öğrenci evi ve henüz kapılarını açmayan bir daire, çatı katına sıkışmış gizemli bir adama çok şey vaat ediyordu. Birlik Apartmanı, farklı hayatların sığdığı bir binadan çok daha fazlasıydı.

Taha Lale

Birlik Apartmanı’nın diğer sakinlerinin öykülerini de okumak için tıklayın.😍

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.