Daire 5 – Bütün Kızlar Toplandık

Üniversite sınavına hazırlanmak her Türk gencinin başından geçen yorucu, yıldırtıcı ve bunalıma sürükleyici bir maceradır. Hayallerindeki mesleğe kavuşmak isteyen her on ikinci sınıf öğrencisi hem evde hem okulda hem de dershanede sınava girene kadar dirsek çürütür. Sonunda sınav kazanılırsa senenin sonunda derin ve rahat bir nefes alınır: Başarılmıştır!

Yerleşme sonuçlarının ekranına bakan Eylül, İnci ve Nazlı İstanbul’a gideceklerini öğrenince mutluluktan havalara uçmuşlardı. İstanbul… Hayallerin şehri! Adeta atan bir kalbi olan bu şehir insanı büyütür, olgunlaştırır, hayatın esas yüzüne hazırlar. Buraya “öğrenici” olarak gelirsiniz, “öğrenmiş” olarak gidersiniz. Bir başkadır sokakları… Renkli camekânları, buram buram lezzet kokan lokantaları, birbirinden sevimli kedileri ve her köşede bir bakışta seçilen benzersiz manzaralarıyla İstanbul yaşamaya değer bir şehirdi. Eylül, İnci ve Nazlı da gelmeden önce gördükleri fotoğrafların, izledikleri dizi ve filmlerin etkisiyle büyük umutlarla buraya yerleşecekleri günü beklediler.

Bir yurt odasında diğer oda arkadaşları, sessiz sakin bir kız olan Melis ile beraber toplaştıklarında durumun pek de hayallerindeki gibi olmadığını anladılar. Daracık yurt odası, tıklım tıkışık banyo ve çamaşır sıraları, yetişemezsen tükenen yemekleriyle İstanbul’da hayatları pek de umdukları gibi başlamadı. Neyse ki birbirlerini bulmuşlardı, gelecek sene ayrı bir eve çıkmayı planlayan Melis’in aksine üçü pek sıkı fıkı oldular. Artvin’den tarih okumaya gelen Eylül, İzmir’den sosyoloji okumaya gelen İnci ve son olarak Bursa’dan sanat tarihi okumaya gelen Nazlı kısa sürede yakınlaşmıştı. Bir gün önlerine içindeki et tükenmiş bir türlü gelince kendilerine bir ev tutmaya karar vererek ilan sayfalarında gezinmeye başladılar.

Başladılar başlamasına ama İstanbul’da kiralar ateş pahası! Hem herkes de üç kız öğrenciye ev vermeye pek istekli değil. Kirası uygun olan evlerin kimisi okula uzak kimisi kutu kadar… Kızlar tam vazgeçmek üzereydiler ki en sonunda uygun bir ev karşılarına çıkıverdi: Birlik Apartmanı’nın üçüncü katında bir daire. Fotoğraflarına bakılırsa ev içinde yaşamaya müsait, ideal büyüklükte bir evdi ve kirası da kızların bütçesini aşmayacak düzeydeydi. Markete, bakkala, toplu taşımaya yakın bu evi tutmalılardı. Hemen telefonlara sarıldılar, dil döktüler, ailelerini gelip evi tutmaya ikna ettiler ve apartman sahibi Hulusi Bey’e ulaştılar. Hulusi Bey bunların öğrenci olduğunu duyunca telefonda kem küm etti, zaten apartmanda bir tane erkek öğrenci yaşıyordu, bu ona yetiyordu. Gerçi çocuk ağzı ver dili yok denilecek tiplerdendi, pek sorun çıkarmıyordu, kirasını zamanında ödüyor, etliye sütlüye karışmıyor, gürültü de çıkarmıyordu. Yine de hiçbir şeyden memnun olmayan Hulusi Bey bu çocuğu da pek takdir etmiyordu, doğrusu etse de pek dillendirmiyordu. Kızların evi tutmasına da gönlü pek razı olmayacaktı fakat uzun zamandır uygun bir kiracı bulamamıştı. “En azından bir görüşürüm, ne çıkar?” diye düşünerek kızları evi bir görmeye çağırdı. “Ben adamı gözünden tanırım. Teşhislerini bir baktım mı hemen koyarım. Bir gelsinler de görüşelim,” diye geçiriyordu içinden.

Aileleri de gelen kızlar onları neyin beklediğinden habersiz daireyi tutmak için çıktılar yola. Kızlar gibi aileleri de hemen kaynaşmıştı, kızlarını eve yerleştirmek için birlik olmuşlardı. Birlik Apartmanı’nın önüne geldiklerinde Hulusi Bey’i apartmanın önünde dikilmiş sızlanırken buldular.

“Yahu şu apartmanı bir temiz tutun be, bu ne hâl?” diye söyleniyordu.

Eylül’ün babası Metin Bey önce bir selam verdi. “Selâmun aleyküm, Hulusi Bey’e bakmıştık.”

“Benim efendim, benim,” dedi ters bir tavırla Hulusi Bey.

“O hâlde biz üçüncü kattaki daireyi görmeye gelmiştik, Hulusi Bey.”

Hulusi Bey bu lafı işitince karşısındakileri şöyle bir süzdü. Üç kız, babaları olduğunu tahmin ettiği üç adamla birlikte karşısında duruyordu. Kızları babalarıyla görünce memnun oldu. Ne de olsa o bir aile adamıydı, sevmezdi başıboş insanları. Hele genç dediğin zaman iyice buruştururdu yüzünü, ona sorsan hepsi haylaz ve işe yaramazın tekiydi.

“Buyurun bakalım. Siz evi incelerken benim de diyeceklerim var,” dedikten sonra eliyle işaret etti. “Hadi girelim.”

İnci somurtarak kızlara baktı. “Bak sen şuna, hiç sevmedim adamı.”

Nazlı omuz silkti. “Bize ne adamdan canım, boş ver. Aydan aya, kiradan kiraya görüşürüz, olur biter.”

“Sanmam. Adam bizim yurdun müdiresinden beter.”

Anahtarla evin kapısını açan Hulusi Bey fısıldamaları duymuştu. “Ne o? Sevmediniz mi yoksa evi?”

Eylül gülümseyerek, “Yok, olur mu? Biz fotoğrafları da gördük zaten. Çok da beğendik. Size de uygun düşerse tutmak isteriz.”

“Tabii seveceksiniz. Bizzat ben çektim.” dedi gülerek.

Aldığı nefesi sesli bir şekilde dışarı üfleyen İnci, “Çok sevdik hem de,” diye mırıldandı ters bir şekilde.

“Eh, peki madem,” dedi Hulusi Bey kızların babalarına doğru dönerek. “Ben açık konuşurum, tavrım nettir. Apartmanda gürültü patırtı istemem. Lakayt tavırlara hiç gelemem. Burası bir aile apartmanı, ona uygun davranılacak. Genç gençliğini bilecek, saygıda kusur etmeyecek.”

Nazlı’nın babası hemen atıldı. “Biz kızlarımıza kefiliz, beyefendi. Bir şey olursa buradayız her türlü.”

Hulusi Bey neredeyse duymamış gibi bir an duraksamadan devam etti. “Kira hususuna gelince… Bir gün gecikmeye tahammül edemem. Her şey tam zamanında olmalı. Biz kiracılara yüz verirsek hiçbiri zamanında parasını teslim etmez. O yüzden bana bahaneyle gelmeyin, dinlemem.” dedi.

Eylül’ün babası yavaşça güldü. “Belli ki sizi çok doldurmuşlar. Ama bizden yana gönlünüz rahat olsun. Memleket nereydi sizin?”

Hulusi Bey belli bir gururlanmayla “Rize,” diye cevapladı hemen.

“Ee, daha ne olsun? Hemşeri sayılırız. Ben de Artvin’den geliyorum. Gel uzatma, bu evi tutalım. Olur da memnun kalmazsanız, ki kalacaksınız, biz de yeni ev bakarız kızlarımıza.”

Hulusi Bey şöyle bir başını salladı, düşünüyordu. Öğrenci milletini pek sevmese de parayı seviyordu. Anlaşma da aklına yatmıştı, en kötü çıkarırdı bu kızları evinden. Uzun bir sessizlikten sonra onaylayan bir homurtu çıkardı. “Tamamdır, anlaştık. Sözünüz aklımda. Bir deneyelim de, gerisini konuşuruz artık.”

Kızlar bu habere çok sevindiler. İnci bile bu aksi adama rağmen evi tuttukları için mutlu olmuştu. Yurt odasındaki sıkıntılı günlerden sonra nihayet bir eve yerleşecek olmak kızlar için kurtuluş anlamına geliyordu. İşte bu nedenle dünyanın en güzel apartmanını tutmuşçasına bir heyecan içindelerdi. Zamanla eksikliklerini kapatan kızlar beyaz eşyaları da ikinci el ürünler satan dükkânlardan bulduktan sonra nihayet eve yerleştiler. Apartmandaki kalıcılıkları da denemeden geçtiklerinde kesinleşti. Kızlar kirayı günü gününe yatırıp pek fazla gürültü yapmayınca Hulusi Bey evde kalıcı olmalarına izin vermişti.

Böyle başlayan macera şimdi de korona engeliyle karşı karşıyaydı. Kızlar evde uzaktan eğitimi takip etmekte zorlanacaklarını düşününce vazgeçtiler memleketlerine dönmekten, bir arada kalmaya karar verdiler. Hem bu zamanda otobüse binmek, uzun saatler sürecek yolculuklara çıkmak fazlasıyla tehlikeliydi. Üstüne üstlük bir de Hulusi Bey’in kirası vardı ki madem parayı vereceklerdi öyleyse burada kalmaları onlara daha mantıklı gelmişti.

İnci elinde market torbaları, yüzünde maskesiyle eve girdiğinde Eylül ders dinliyor, Nazlı elinde telefon hararetli hararetli mesajlaşıyordu. Elindeki torbaları mutfağa doğru götüren İnci söylenmeye başladı.

“Bak hâlâ oturuyorlar, görüyor musun? Kızlar, evin bu hâli ne? Annem burada olsa kalp krizi geçirirdi valla. Hadi Eylül ders dinliyor, sen ne yapıyorsun, Nazlı?” Torbaları yere bırakan İnci, banyoya gidip ellerini bol sabunla yıkamaya başladı.

“Dur, dur! Neler öğrendim neler, bilmiyorsun ki!” diye bağırdı Nazlı. “Bizim Nergis’ten neler öğrendim, yılın gıybeti!”

O sırada ders dinlemekte olan Eylül kulağındaki kulaklığı çıkardı. Yüzünde meraklı bir ifadeyle Nazlı’ya bakıyordu. “Nergis mi? Ne duymuş yine? Bu kız resmen yurdun magazincisi!”

Ellerini havluya kurulayan İnci başını iki yana sallayarak, “Az önce dediklerimi duymadın da bunu mu duydun sen?” diye sordu Eylül’e. “İşin yoksa mutfağa gel de yemeği hazırlayalım.”

“Olmaz, ders dinliyorum. Madem yardım lazım, Nazlı yardım etsin. Etmeden önce de ne öğrenmiş onu anlatsın.”

İnci sabır çekerek odaya girdi. “İyi ki bir bahaneniz var…” İkili koltuğa yayılmış oturan Nazlı’yı ittirip yanına kuruldu. “Ne duydun bakalım?”

“Şu Nergis’in oda arkadaşı Kader yok mu?”

“Şu kıvırcık saçlı, sarışın kız mı?”

“Evet, ta kendisi. Bunun onu sürekli yurda bırakan bir erkek arkadaşı vardı, hatırladınız mı?”

“Hatırlamaz mıyız, şu devamlı deri ceket giyen çocuk,” dedi gülerek Eylül.

“Bunlar ayrılmışlar! Hem de çocuk bunu yurttaki Banu ile aldatmış!” Bunu söyledikten sonra iki elini yüzüne yerleştirip şok olmuş bir ifadeyle baktı.

“Ne, gerçekten mi? İnanmıyorum!” dedi İnci şaşkın bir bakışla. “Bak zaten o kızı benim gözüm hiç tutmamıştı.”

“Niye tutsun? Sürekli sorun çıkarırdı. Bakışlarında da devamlı bir sinsilik, bir memnuniyetsiz hâller tavırlar.” Nazlı bunu derken bir yandan da Nergis’e mesaj atıyordu. “Bak Nergis de aynısını diyor, o kıza hiç kanım kaynamamıştı benim de diyor.”

“Haklı kız,” diye mırıldandı Eylül bilgisayardaki sekmeyi kapatırken.

“Bakıyorum da ders bitmiş, Eylül Hanım. Gelin de bana yardım edin,” dedi İnci ayaklanıp.

“Ne yiyeceğiz?” diye sordu Eylül el mahkûm ayaklanırken.

“Sigara böreği aldım. Yanına da biraz patates kızartırız.” İnci poşetten hazır sigara böreklerini çıkarırken onu onaylayan Eylül sebzelikten patates seçmeye başladı.

Telefonu cebine tıkıştıran Nazlı, “Ay ağzım sulandı şimdiden,” diyordu.

Tavayı da dolaptan çıkaran İnci bunu duyunca elini beline yerleştirip içli bir tonla sordu. “Acaba çok koku çeker mi? Yazık, karşıdaki çocuk da tek kalıyor. Ne anlar erkek de yemek yapmaktan? Bir tabak da ona mı götürsek?”

Bıçakla patateslerin kabuğunu soymaya başlayan Eylül yüzünü büktü. “Hiç konuşmadık ki çocukla. Bırak konuşmayı selam bile vermedik. Hulusi Bey ile bile karşılaşınca bir selamlaşma faslı oluyor, bu çocukla o da yok! Sırık gibi maşallah, yüzü desen hep solgun… Bilemedim, gidip kapısını çalıp “Biz karşı komşularınız. Sana da bir tabak börek getirdik,” desek nasıl durur acaba?”

Bu defa tavayı yağlayan İnci, “Doğru diyorsun da belki içine kapanıktır. Üç tane kız, karşı komşun, yaşıtın gibi görünüyorlar. Belki ayıp etmemek için bir şey dememiştir bugüne kadar,” dedi.

Patatesleri kabuklarından birer birer kurtaran Eylül omuz silkti. “Sen bilirsin ama ben kapıyı çalıp da bir tepsi börekle karşısında dikilemem onun. Çok abes kaçar. Belki insanlardan hoşlanmayan, acayip tiplerdendir.”

Nazlı yavaşça kahkaha attı. “Aman sen de, Eylül. Bu apartmanda kim normal ki? Ev sahibimiz Hulusi Bey mi? Onun karşı komşusu Neslihan Hanım mı? Almancılar mı yoksa şu üstte yaşayan, sesi soluğu çıkmayan, sadece bir kere gördüğümüz o adam mı?”

“Harbiden ya, bir tane normal insan olmaz mı koskoca apartmanda? Herkes bir değişik. Zaten Hulusi gibi bir adamın bize fazla tantana çıkarmadan evi kiralamasından bir şeyler döndüğünü anlamalıydık. Yoksa onda kolay kolay aynı binada iki öğrenci evine müsamaha gösterecek göz yok!” Eylül patatesleri sudan geçirdikten sonra bu defa kızartılacak biçimde ince ince doğramaya başladı.

“Ay peki, tamam. Ben de gidip götürmüyorum börek. Amma gerdiniz insanı. Şurada bir iyilik yapacaktık, onu da elimizden aldınız. Komşuluk hakkı dedik ama yaranamadık!” İnci börekleri tek tek tavaya bırakıyordu. Evi muhteşem bir koku kaplamaya çoktan başlamıştı.

“Boş ver komşuluğu, şunun şurasında iki yıl daha buradayız. Sonra Hulusi’den de, apartmandaki diğer tiplerden de kurtuluyoruz.”

“Keşke! Kendi evinde terlikleri şaplatmadan, hafif müzik dinleyemeden geçen ömre ömür denir mi?” diye sızlandı Nazlı. “İlk başlarda nasıl dayanıyordu kapıya? Yok sesi kısın, yok yavaş yürüyün, yok bağırarak konuşmayın. Kulaklarının da maşallahı varmış, adam iki kat aşağıdan duyuyor sesimizi!”

“Gözüne bir biz batıyoruz da ondan. Baksana karşıdaki çocuğa, ne gürültüsü var ne patırtısı. Arada apartman girişinde ya da evden çıkışta karşılaşmasak karşı dairemizi boş zannederdim. E yukarısı desen, çıt yok! Artık adam yukarıda ne yapıyorsa?” Tavadaki börekler bir bir kızarırken İnci onları çevik bir tavırla çeviriyor, pişenleri kâğıt havlu serdiği cam tabağa özenle yerleştiriyordu.

“İllegal işler olsa gerek. Bana pek tekin gelmiyor. Ot yetiştiriyor bile olabilir!” Eylül de yan ocağa bir tava yerleştirip patatesleri kızarmaya bıraktı.

“Kim ne derse desin bizim yurttan iyidir. En azından buradakiler suskun, tabii Hulusi Bey hariç. Biliyorsunuz, Almancı aile korona olmasa burada olmazlardı da, şansımıza işte. Ya yurtta öyle miydi? O banyo sırasını ömrümde görmedim ben. Suyu kalmış yemekler mi dersin, çalışma odasında lak lak eden tipler mi?”

“Haklısın,” diyerek onayladı Nazlı’yı Eylül. “Neyse, boş verin apartmandakileri de… Akşama hangi filmi izleyelim?”

“Bizim dizimiz yok muydu bu akşam?” diye sordu börekleri kızartmayı bitiren İnci. “Gerçi bir de şu odayı toparlamak lazım da, çok merak ettim bu hafta Ahmet ile Selda barışacaklar mı?”

“Desene yırttık temizlikten!” dedi Eylül gülerek.

“Bugünlük, evet. Ama yarın affetmem. Siz evinizde böyle mi yapıyordunuz canım?”

“Hayır, evde olsak annelerimiz bizi öldürürdü ama öğrenci evinin de ayrıcalığı bu… İşler son raddeye gelene kadar kimsenin dırdırı olmadan beklemek!”

Nazlı bir sabır çektikten sonra bir kez daha kollarını sıvayarak masayı hazırlamaya koyuldu. Ne de olsa o da alışmıştı bu düzene, kızlar yalnızca evin ilk tutulduğu zamanlar özenli davranmışlardı. Evi temizleyip eşyaları yerleştirdikten sonra öğrenci evi kafasına uyarak zorunda kalmadıkça hiçbir şeyi yapmamayı savunmuşlardı. Neyse ki bu evde bir Nazlı vardı da ev savaş alanına dönmeden idare ediyordu.

İşte Hulusi Ekrem’in vermekten çekindiği biricik dairesinde bu üç genç kız yaşıyordu. Üç kız öğrencinin paylaştığı bir öğrenci evi ne kadar temiz olursa o kadar temizdi bu daire ancak Hulusi Ekrem sayesinde gürültü pek yoktu. Arada bir dedikodu olursa sesler yükselir, aylar oflar çekilir, “Aa!” nidaları atılırsa da Hulusi Ekrem’in sinirlerini tepesine zıplatacak kadar da gürültü yapılmazdı. Karşı komşularındaki çocuğun sessizliği, diğer komşuların ilginçliği de işin içine eklenince kızlar pek komşuluk hayatı da yaşamadan, kimseye bulaşmadan yaşayabildiler. Hulusi Bey hariç onları gözleyen gözlerin olmayışı kızlar için gayet iyi olmuştu.

“Bu arada elektrik faturası gelmişti, dur bakalım ne kadar gelmiş?” Nazlı girişteki sehpaya
bıraktığı elektrik faturasını hatırlayarak faturayı almaya gitti.
“Çok tutmuştur, yandık. Bilgisayarlar yedi yirmi dört çalışıyor, telefonları birlikte
şarja takıyoruz,” diye söylendi İnci.
“Mesajlaşmayı bir bırakabilseniz…” Nazlı faturayı alıp mutfağa doğru geldi.
“Ne yapalım, gördün. Beş dakika bıraksan o telefonu, ne dedikodular dönüyor.”
“Öğrenmesek ne olacak sanki?” dedikten sonra faturaya bakan İnci kaşlarını çattı. “Of ya,
nasıl yani?”
“Ne oldu?” diye sordu Eylül masaya çatalları bırakırken.
“Bizim fatura yerine yanlışlıkla karşıdaki çocuğun faturasını almışım, iyi mi? Şimdi götürüp
vermek gerek.” Nazlı derin bir nefes aldı. “Madem öyle, şans böyleymiş. Zaten apartmanı bir
güzel kokuttuk, en iyisi hem bir tabak börek hem de faturayı çocuğa verip teslim etmek.”
Eylül kollarını göğsünde kavuşturdu. “Sanırım bu görev de senin oluyor, değil mi?” Yüzünde
imalı bir sırıtma vardı.
“Evet, Nazlı, git bakalım. Karşı komşuyla ilk tanışmamız da böyle olacakmış.”
“Tamam tamam, ben giderim. Ama siz de kapıyı açık tutun, ben konuşurken ve börek
tabağıyla faturayı teslim ederken arkada beklersiniz.”

Kızlar bu durumu onayladılar. Eylül bir tabak kapıp börekleri incelerken Nazlı da şekerli bir
parfüm sıktı, üstüne yemek kokusunun sinmesinden endişe etmişti. Karşı komşularıyla ilk
iletişimlerine geçmek üzere olan kızlar kapıyı açtılar. Nazlı ilerleyip kapıyı çalmaya doğru
giderken kendi aralarında kıkırdayan Eylül ve İnci arkada bekliyorlardı.

Aslı Ünlü

Birlik Apartmanı’nın diğer sakinlerinin öykülerini de okumak için tıklayın.😍

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.