Cadı Mülevves’in Masalı

Bir varmış bir yokmuşla başlar bütün masallar. Prensesler gerçek aşkı, prensler prensesini arar. Ya cadılar? Onlar hep mi kötü ve mutsuz olmak zorundalar?

Genç cadı Mülevves gülümseyerek dışı deri kaplamalı defterini açıp sihirli kaleminin ucunu ısırdı. Sonunda cadı kaderi değişecekti. Her şey dün akşam evin mahzeninde bulduğu bu sihirli kalem sayesinde olacaktı üstelik. Tek yapması gereken şey ise kendisine güzel bir masal yazmak. 

Ateşe atılan, uçurumdan düşen ya da suda eriyen bir cadı olmayacaktı kendisi. Bu kötü sonları okumaktan sıkılmıştı. Prensin ilk görüşte aşık olduğu, aradaki engelleri aşıp sonunda bir aşk öpücüğüyle uykudan uyandırdığı kız, o olmalıydı bu defa. Avucunu yalayan da bir prenses. Bu düşünce sırıtmasına sebep oldu. Keyifle yatağında yan dönüp komodinin üzerindeki barok işlemeli küçük aynaya baktı. Burnunun ucundaki siğil neredeyse aynanın tamamını kaplıyordu. Tamam, ilk görüşte aşk biraz ütopik bir hayal olabilir. Sonuçta prensesler kadar güzel değildi ama bir aşk öpücüğüyle uykudan uyandırma sahnesi mutlaka olmalıydı bu masalda. 

Bir süre tavanı seyredip yazacağı yakışıklı prensi gözünde enine boyuna canlandırdıktan sonra tekrar karnının üzerine dönüp sihirli kalemini özensizce boş sayfanın üzerinde kaydırmaya başladı. 

Bir varmış bir yokmuş… Evvel duman içinde, iyilik kaybolmuş zaman içinde. 

Duraksayıp düşünceli bir şekilde yazdıklarına baktı. “Bu tekerleme böyle değildi galiba.” diye düşünerek yırtıp attı sayfayı avucunda buruşturduktan sonra. Tekrar başladı yazmaya. 

Bir varmış bir yokmuş… Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde. Develer… develer… 

Neydi ya bunun devamı? Hay Allah! Develi meveli bir şeydi işte. Bu tekerlemeyi nasıl unuturdu? Her masalın başında söylenirdi bu. Aklına gelen devamıyla kikirdemeye başlayıp muzip bir tebessümle tamamladı tekerlemeyi. 

Bir varmış bir yokmuş… Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde. Develer kabız iken, pireler ishal… Hiç süpürgesine bindirmezdi beni nenem olacak çakal. Fareden azma, dişleri kazma, hele burnundaki siğilin boyutunu hiç sorma. Çirkin mi çirkin genç bir cadı yaşarmış çok uzak diyarlarda. 

Kahkahalar içinde yatağının üzerine bıraktı bedenini. Çok mu pis başlamıştı acaba bu masal? Yok hayır, tam kıvamındaydı. Ne olmuş yani pis şeylerden hoşlanıyorsa… sonuçta o bir cadıydı, prenses değil. Bu masal da haliyle diğer masallardan biraz farklı olacak. 

Nihayet gülmesini sonlandırıp yatağında tekrar doğrularak sırtını duvara dayadı ve defterini dizlerinin üzerine yerleştirip kaldığı yerden devam etmek istedi kendi masalını yazmaya fakat sihirli kaleminin ucunu sayfaya değdirmekten ileriye gidemedi bu defa. Ne yazacaktı ki şimdi? Tekerleme tamam ama ya devamı? 

Kendini Pamuk Prenses gibi cam bir tabutun içinde hayal etti önce. Sonra geniş kalçalarının dar bir tabutun içine sığmayacağını düşünerek bundan vazgeçti. Hem elmayı da oldu olası hiç sevmezdi, kurdunu yiyip elmasını bırakırdı hep. 

Uyuyan güzel gibi derin bir uykuya dalmayı da düşündü fakat horultusunu duyan her prens, değil onu öperek uyandırmak, evde bir ayının uyuduğunu düşünüp kaçacaktı mutlaka. 

Rapunzel gibi uzun saçları da yoktu, aslı arası birkaç tüy, Külkedisi gibi bir iyilik perisi de değildi. Hem cadıların bir iyilik  perisi olduğu nerede görülmüş?  Ne yazacağını bilemez bir halde öylece kalakalmıştı cadı Mülevves sihirli kalemi elinde. 

“Elimde sihirli bir kalem var ama benim o masallardaki prenseslere benzer hiçbir yanım yok!” diye yakındı umutsuzca. 

Kalemi defterin arasına bırakıp yazmaktan vazgeçeceği bir anda “Dur bir dakika ya… ben sihirli kalem mi dedim?” diye sayıkladı. Kalemi tekrar eline aldığında gözlerinde yine yaramaz pırıltılar dans ediyordu. Mülevves’in klasik prenses masallarına bağlı olmasına gerek yoktu ki çünkü o bir cadıydı.

O gece sabaha kadar yazdı. Kâh yazdıklarını yırtıp attı, kâh karaladı. Tam yeni bir masala başlamıştı ki, sonunu yazamadan uykusuzluğa yenik düşen göz kapakları usulca kapandı. 

Az uyudu uz uyudu, horultusu ta ormanın dışından duyuldu. Civar köylerde bir söylenti yayıldı. Dediler ki: “Galiba ormanda devasa bir ayı bayıldı.”

Cadı Mülevves’in uykusu derinleştikçe horultusunun desibeli de günden güne yükseldi. Sonunda köylüler ormandan gelen bu gürültüye dayanamayıp başka diyarlara göç ettiler. Ne Mülevves uykusundan uyandı ne de bir prens kapıya dayandı. Günler ayları, aylar yılları kovaladı ama kimse gelip bu genç cadıyı uykusundan öperek uyandırmadı. Ah Mülevves ah! Masalın sonunu yazıp da uyusan ne vardı?

Cadı Mülevves ormanın derinliklerinde uyuya dursun, gökten düşen elmalar düşmesin, dalında dursun. Kaderi değiştirmek sihirli kalemin ne haddine? Hurafelere bel bağlama sen, yeter ki el aç Rabbine. 

Hatice Işıktaş

One thought

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.