Mısraların Sesi: Hırsız

Arkadaşlık ne demektir? Dostluk nedir? Yoldaş kime denir? Bunların hepsi birer masaldır. Ebeveynlerin çocuklarını uyutmak için karanlık dünyanın mum ile aydınlatılmış ölgün parıltılarının yansımasından ibarettir. Dünya gerçeklerine birkaç tutam serpiştirilen masum hayallerdir.  Dostluk, yoldaşlık, tam bir safsata! Güvenle kucakladığın her göğüs kıskançlık kokar. Sevgiyle sarıldığın her bilek ihanet kokar. Gönülle bağlandığın insanlar saplayıverir hançeri yüreğine.  Süslenmiş püslenmiş çok cafcaflı ama bomboş kelimedir dostluk. İşte ben ülkenin en büyük ödülüne bu genç yaşımda layık olmuş ve ödülü kazanan en genç sanatçı olmayı başarmış ben, ben bu mutluluğu paylaşacak bir arkadaş bir dost bulamıyorum. Etrafımda samimiyetle beni seven kimse yok. Herkes çıkarının peşinde… Derler ki zirve tek kişiliktir. Öyle gerçekten de. İnsan zirveye çıktığında bunun farkına varıyor. Hançeri elinde seni, senin kendilerine arkanı dönmeni beklerler. Ardından en keskin yerinden batırıverir hançeri sapına kadar. Bana sordunuz niye hiç arkadaşın yok, diye. Sanırım bu cevap sizi tatmin etmiştir. Başka bir soruda da hiçbir türlü mutlu ve memnun olmamamın nedeni sorulmuştu. Mutluluk mu? Memnunluk mu? Bunlar az ile yetinen insanların kendilerini kandırmak için yüzdükleri avuntu yalanlarıdır. Ben memnun olmam! Çünkü daha iyisi olmalıyım. Zira adımı ezberlememiş insanlar var daha. Ben mutlu olmam! Çünkü yaptığım ve yapacağım işlerle daha fazla başarı elde etmeliyim. Zira başardım, tamam oldum demek yazarlıkta kendini yazar olduğuna inandırmaktan öte bir şey değildir. Yazar olmak, öyle bir iki ödül almak ve birkaç şakşakçının seni şakşaklaması ile olmaz. Her zaman daha fazlasını istemelisin ve daha fazlası için çalışmalısın. Durmayacaksın, tuttuğunu koparacaksın. Ardından ne denirse densin başarmak için her şeyi yapacaksın. Mutsuzluğumun dost olarak gördüğüm zavallıların beni karalamak için sağda solda söyledikleri iftiralardan, attıkları yalanlardan kaynaklandığını mı sanıyordunuz? Onlar benim umurumda bile değil! Onlar yalanlarıyla asla beni…

(Hırsız)       

-Kim konuştu?

-Ben!

-Kimsin sen? Ne işin var benim yazılarımın arasında?!

-Beni tanımadın mı? Ben mısralarının sesiyim. Senin yazdığın her kelimenin dile gelmiş haliyim.

-Bu gerçekten olabilir mi? Ne istiyorsun benden?

-Ben ne isteyebilirim ki senden? Neyin var ki senin?

-Beni tanımıyorsun demek!

-Hayır, yanlış anladın beni! Seni tanıyorum hem de çok iyi tanıyorum seni ki senin içini senden daha iyi biliyorum.

-Ne demeye çalışıyorsun?

-Bu oyunu nereye kadar sürdüreceğini merak ediyorum doğrusu.

-Ne oyunu?!

-Kendini kandırma oyunu Satılmış, kendini kandırma oyunu.

-Göbek adımı nereden biliyorsun?

-Seni çok iyi tanıdığımı söylemiştim. Şimdi de söylüyorum. Hırsızsın sen Satılmış, hırsızsın.

-Ne diyorsun be yalancı pisl…

-O kadar ileri gitme. Sen hırsızsın bunu sen de çok iyi biliyorsun. Dostlarının, arkadaşlarının yaşamlarını, dertlerini ve hatta sırlarını romanlarında kullanıyorsun. Üstelik onlarla alay edercesine… Senin bu yüzden hiç arkadaşın yok. Çünkü kimse güvenmiyor sana. Onlar biliyorlar senin ne adi bir hırsız olduğunu. Onların hayatlarındaki en değerli şeyi  eğer romanlarına malzeme edebilirsen çekinmeden kullanıyorsun.

-Çok komiksin! Fakat bunların hepsi uydurma! Bunların hepsi magazin haberleri! Böyle dedikodulara kim inanır? Hem gerçek olsa verirler miydi bana bu ödülü?

-Ah zavallı. Ödüllerin nasıl verildiği herkesçe biliniyor ki senin bu ödülü alabilmek için yaptığın açıklamaları nereye koyacağız? Hem hırsızsın hem de inkârcı. İkiyüzlü sahtekâr yazar… Seni zavallı adam… Kitapların reklamlar olmasa okunur mu sanıyorsun? Sen ne demiştin? Evet, cafcaflı… Cafcaflı olmasa adını kim tanır seni sokakta?

-Yeter! Sus! Dinlemek istemiyorum, söylediklerini! Bunların hepsi yalan! Beni herkes sevdiği için, beğendiği için okuyor!

-Duyuyor musun mısralarının sesini, ne diyorlar senin için?

(Hırsız)

-Hayır! Ben hırsız değilim!

-Nereye kadar inkâr edeceksin bunu? Ne kadar daha kaçabileceksin gerçeklerden? Gerçekler saklambaç oyununda ebe ve kimse saklanamaz sonsuza kadar. Elbet eleverir kendini. Senin sobelenmen ne kadar sürecek, Satılmış?

(Satılmış kalemi elinden fırlattı ve kâğıttan uzaklaştı. Ne zaman bir kâğıda yaklaşsa, ne zaman bir kalemi tutsa mısraların sesini duymaktan kaçamadı. Bıraktı yazmayı… Böylece duymayacağından emindi mısraların sesini. Kaçtı kaçabileceği son ana kadar gerçeklerden.)

(O öyle sanıyordu Gerçekler deryası çevrilmişken etrafını o gözlerini sımsıkı yumuyordu. Mısralar konuşuyor, konuşulmayan gerçekleri… Duyuyor musunuz sesi? Bir çığlık gibi yükseliyor sayfalardan.)        

Eyüp Saka

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.