Açılmayan Telefon

“Annem ve babamla tanışacağın için heyecanlı mısın?”

Genç kız duyduğu sesle otobüsün küçük camından ayırdığı ela gözlerini yanında oturan sevgilisine çevirdi ve kafasını olumlu anlamda salladı. “Evet aşkım,” dedi büyük bir heyecanla. Oğlan sıcacık gülümsedi.

İkisinin de gözleri gülüyordu birbirine bakarken. Çıkmaya başlayalı uzun bir süre olmamıştı lakin yine de yıllardır birbirlerinin hayatındaymış gibi hissediyorlardı.

İkisi de yine huzurlu bir sessizliğin kollarına atılırken genç adamın gülen gözlerinde bulutlar belirmeye başladı zira gidecekleri yere yaklaşıyorlardı. Sevgilisi oğlanın mahsunlaştığını fark edip kaşlarını çattı. “Neyin var?” diye sordu. Çocuktaki durgunluk genç kıza da geçmişti.

Genç oğlan gülümseyerek gözlerindeki bulutları dağıtıverdi bir anda. “Yok bir şey güzelim.” dedi sevgilisinin elini tutarak.

Kız, sevgilisinin bu durumuna pek bir anlam veremese de üstüne gitmedi ve dudaklarını birbirine bastırarak kafasını aşağı ve yukarı doğru salladı.

Aralarına yine sessizlik örülmeye başlarken ikisi de otobüsün altında kayıp giden yolu izlemeye başladı. Muğla’ya gidiyorlardı çünkü çocuğun ailesi Muğla’daydı. Genç kız onların sadece resimlerini görmüştü ve birkaç saat sonra sevdiği adamın anne ve babasını canlı kanlı göreceği gerçeği kalbinin tatlı bir heyecanla dolmasına sebep oluyordu. Uçakla iki saatte varacakları yere otobüsle giderek yolculuk süresini uzatmak ikisinin ortak kararıydı zira ikisi de otobüs yolculuğunu çok sevdikleri için uçağı tercih etmemişlerdi.

Aradan yarım saat geçmişti. Kız müzik dinlemeye karar vererek çantasındaki kulaklığını ararken telefonu çaldı. Gözleri telefonda yazan isme ilişince sıkıntılı bir nefes verip telefonu sessize aldı ve az öncekinden daha hararetli bir şekilde çantasının içindeki kulaklığı aramaya devam etti. Gördüğü isimle strese girmişti.

“Nerede bu kulaklık ya?” diye söylendi huysuzca, eli çantanın içini tavaf ederken. Huysuzluğunun sebebi kulaklık değil, az evvel arayan kişiydi. Bunu genç oğlan da fark etmişti ama sessiz kaldı.

“Al, benimkini kullan.”

Genç kız pes edip elini çantasından çıkararak gözünün önünde sallanan kulaklığa doğru kaldırdı kafasını. “Peki, teşekkür ederim,” dedi kulaklığı usulca alırken. Bir nebze de olsa durulmuştu.

Kulaklığı telefonun girişine takarken telefon tekrar çaldı. Ekranda yazan isimle kız tekrar sıkıntılı bir nefes vererek “Yeter ama arama artık!” diye söylendi.

“Annenin telefonunu açmalısın güzelim. Belki önemli bir şey vardır.”

Kız telefondan çektiği bakışlarını sevgilisine çevirince oğlan tebessüm ederek kafasını salladı ve gözleriyle telefonu işaret etti. “Bak ısrarla çalıyor. Aç hadi, lütfen.”

Kız kalbini okşayan tüy gibi sesle biraz olsun yumuşayarak inadından vazgeçip telefonu açtı ve kulağına götürdü.

“Efendim anne?”

Annesi kızının sesini duyduğu an derin bir oh çektikten sonra “Niye açmıyorsun kızım sen bu telefonu? Meraktan öldürecek misin beni?” dedi.

Kız gözlerini devirdi. “Bir şey mi oldu?”

Kızının buz gibi sesiyle yüreği üşüyen annenin dudağında buruk bir tebessüm belirdi. “Kızımı aramak için bir şey mi olması gerekiyor?” diye sitem etti ve sonrasında susarak derin bir nefes aldı. En azından açtı telefonu diye geçirdi içinden ve “Nasılsın kızım?” diye sordu. Sesini az öncekine göre daha canlı tutmaya çaba sarf ediyordu.

“İyiyim.” dedi telefonun diğer ucundaki soğuk ses.

“Vardınız mı Muğla’ya?”

Annesiyle olan konuşmasını olabildiğince kısa tutup telefonu kapatmak isteyen kız sessizce ofladı yanında oturan oğlanın memnuniyetsiz bakışlarını umursamadan.

“Az kaldı anne.”

“Peki kızım.” Anne yine sustu ve derin bir nefes aldı. O sırada kız bıkkın bir şekilde gözlerini otobüsün tavanına dikmiş konuşmanın bitmesi için saniyeleri sayıyordu.

“Kızım Muğla’dan çıktıktan sonra direkt Eskişehir’e gitmek yerine bana gelin. Çok özledim seni. Hem en sevdiğin böreği de yaparım.”

Burnunun ucu sızlayan kız tavrından ödün vermedi. “Artık kıymalı börek yemiyorum,” dedi ok gibi bir sesle ve gözünün kıyısıyla sevgilisine baktığında, yaptığını onaylamaz bir şekilde sevgilisinin kafasını sağa ve sola salladığını görünce bakışlarını kaçırdı.

Gözleri dolan annenin kalbi sızladı ve elindeki telefonu düşürecek gibi oldu. Dizleri titriyordu. “Peki kızım, sen nasıl istersen.” diyerek telefonu kapattı.

Kız telefonu kulağından yavaşça kaydırarak dizlerine koyarken öylece bir noktayı izledi. Annesiyle nasıl bu hale geldiğini sorgulamaya başladı. Annesini özlemişti ama aptal gururuna yeniliyordu her seferinde. Babasıyla boşandığı için annesini affedemiyordu zira babası annesiyle boşanmasaydı babası yurt dışına gitmeyecek ve içi baba hasretiyle yanmayacaktı. Boşanmanın bütün yükünü sadece annesine yüklüyordu. Türlü bahaneler uydurup her fırsatta babasıyla kavga etmeseydi babası şimdi yanında olacaktı, çok uzaklarda değil.

Yaşadıkları gözlerinin önüne gelirken dudaklarını ısırdı ve ağlamamak için ekstra bir çaba gösterirken eline dokunan elle daha fazla direnemedi. Gözyaşlarını serbest bırakırken kafasını sevdiğinin omzuna yaslayarak ondan güç aldı.

“Babanla annenin arasındaki mesele sadece onları ilgilendirir güzelim. Olaylara tek taraflı değil de bir de annenin gözünden bakmayı dene. Annen de böyle olmasını istemezdi inan bana.”

Kız hırsla omzunu silkince oğlan güldü. “Muğla’ya gidince annenle barışacaksın.” dedi kızın yanağını okşarken.

“Sanmıyorum.” dedi kız büyük bir kararlılıkla.

Oğlan yine güldü ama gülüş bilmiş bir gülüştü. “İyi, sen öyle sanmamaya devam et.”

Genç çift uzun bir yolculuğun ardından nihayet Muğla’ya varmıştı. Eh, haliyle yorulmuşlardı. Denize bakan şirin bir kafede güzel bir kahvaltı yaparak yorgunluklarını atmışlar, biraz Muğla’yı gezmişlerdi. Sıra anne ve babayla tanışmaya gelmişti. İki genç el ele girdikleri bir çiçekçiden yine el ele çıkarken oğlanın elinde bir demet kır papatyası vardı. Papatyaya mahsun bir bakış attı. Yanındaki kız ne kadar heyecanlıysa kendisi de o kadar durgundu. Kız yine durumu fark etti ama bir şey demedi.

“Keşke tatlı da alsaydık. Elimiz böyle çok boş, ayıp olacak.”

Oğlan bulutlanan gözlerini sevgilisine çevirdiğinde burukça gülümsedi. “Çiçek yeter hem onlar tatlı yiyemez ki.”

Kız onların şeker hastası olabileceklerine dair tahminde bulunurken konuyu irdelemedi ve yürümeye devam ettiler.

Ve nihayet gelmişlerdi. Kız sevgilisinin anne ve babasının karşısında duruyordu. Tek fark artık içinde heyecan ve coşku namına hiçbir şey kalmamıştı. Tek hissettiği şey derin bir üzüntüydü. Gözleri, yan yana olan mezar taşlarındaki isimlerde gezerken daha fazla dayanamadı ve hıçkırdı.

“Tanıştırayım sevgilim. Annem ve babam.”

Kız duyduğu hüzünlü sesle daha çok ağladı. Dudaklarını ısırdı. Tek kelime çıkmadı dudaklarından. Konuşamadı. Onların tatlı yiyemeyeceklerini şimdi daha iyi anlıyordu zira ölen insanlar tatlı yiyemezdi.

“Sekiz yıl önce onları bir trafik kazasında kaybettim ve ben en son sekiz yıl önce telefonumda ‘Annem arıyor,’ yazısını gördüm. Hani sen o yazıyı görüp telefonu sessize alıyorsun ya ben şimdi o ‘Annem arıyor,’ yazısını görmek için neler vermezdim.”

Aradan yarım saat geçmişti. İki sevgili derin bir sessizliğin içine gömülmüş vaziyette bir bankta oturuyordu. Genç kız kaskatı olmuş bedenini hafifçe hareket ettirdi. Elindeki telefonun ekranını açtı ve rehberdeki ‘Annem’ yazısına tıkladı.

Kulağına götürdüğü telefon ikinci çalışta açıldı ve sadece şunları söyledi:

“Anne kıymalı börek yapar mısın? Sana gelmek istiyoruz.”

Telefonu kapatıp kafasını çevirince sevgilisinin gülen yüzüyle karşılaştı:

“Demiştim Muğla’ya gelince annenle barışacaksın diye…”

Elif Yavuz

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.