Anlatı

Küçük ve sık adımlar atıyorum.  Sanki koşuyorum. Belki de koşsam uçabilirim. Bilemiyorum. Mevsim ilkbahar. Hava ılık ve ara sıra esen rüzgâr insana ürperti veriyor. Emin değilim belki de ben öyle sanıyorum. Bir sokaktan öbür sokağa geçiyorum. Her taraf insan dolu… Neden? Ana yoldan uzaklaşıyorum. Ara sokaklara dalıyorum. Orada daha az insan var. Birinden öbürüne geçiyorum. Ne bu acele? Kaybolmak mı istiyorum yoksa? Kayboldum sanırım. Tüm bunlar umurumda değil.  Sadece insanlardan kaçıyorum. İnsan görmekten nefret ediyorum.

Ben neden sokağa çıkmıştım? Unuttum! Birden paltomu kaptığım gibi sokakta buldum kendimi. Neden? Niçin yaptım bunu? Bilmeden. Neden paltomu aldım ki! Havanın sıcak olduğunu biliyordum oysa. Niçin aldım peki? Bu gayriihtiyari alışın sebebi neydi acaba? Bir alışkanlık olsa gerek. Muhakkak alışkanlık olmalı! Düşüncelerimi zapt edemiyorum. Beynime hükmüm geçmiyor.

Pekâlâ, ne önemi var tüm bunların? Benim bu akşamüstü alışagelmedik gezmemin sebebi o değil mi? Hatırlamaya başlıyorum, her şeyi yavaştan. Lâkin benim haklı olduğumu o da biliyordu. Neden bu konuda karşımda durdu? Benim inatçı biri olduğumu en iyi o biliyor. Üstelik takıntılı biriyim aynı zamanda. Fakat işte karşımda durdu benim. Neden bu kadar ısrar etti ki? Beni sinir etmek için kesinlikle! İnat olsun diye yaptı bunu. Biliyorum. Veya bilmiyorum. Emin değilim artık. Acaba o mu haklıydı? Bütün ısrarının nedeni haklı olması mıydı yalnızca? Durun! En iyisi hikâyemi size anlatayım. Siz karar verin kimin haklı olduğuna.

Döndüm. Yol ayrımından bir kez daha döndüm. Fakat o yine peşimdeydi. Ben kendi kendimle konuşurken de peşimde miydi? Kaç sokak oldu, arkamda. Acaba beni mi takip ediyor gerçekten de? Takip edildiğime emin olmak için döndüğüm her sapaktan dönmesi mi gerek! Bu yeterli mi? Nasıl emin olabilirim bundan? En doğrusu ana caddeye çıkmak. Kalabalık iyidir. Kuytu ve tenha yolların elbette birer sahipleri olur. Endişeli miyim? Evet. Neden bu kadar endişe doluyorum? Ana caddeye giden yolu bilmediğim için mi?

Adımları hızlandı! Artık bir çekincesi kalmadı. Hâlbuki benim önümde bir çift var. Onlardan korkmuyor mu? Bilakis sevgilisi ile gezen adam korkak olur düşüncesinde mi? Benim hiç sevgilim olmadı, böyle gezebileceğim.  Bunun nedeni ben değil miyim? Ne anlarlar bilmem gezmekle sokak sokak! Ne anlatıp dururlar birbirlerine ki sürekli fısıldaşırlar.  Ne diye düşünürüm ki ben bunları? Hiç anlam veremem. İşte yaklaştı iyiden iyiye adam. Nasıl da sessizce sokuluyor. Ne istiyor benden?

Ne istiyor olabilir aptal herif cüzdandan başka! Hakikaten de öyle mi? Cüzdanımı üstüme aldım mı? Ceplerimi yokladım. Almamışım. Oh ne huzur verici! İyi ki almayı unutmuşum. İleride otobüs durağı varmış. Tüh! Cüzdanımı almış olsaydım, atlardım gelen otobüse! Aptal! Neden unutursun ki almayı! Otobüsün geçmesi iyi oldu. “Ana yola yaklaşıyoruz demek!” diye geldi aklıma düşünce. Otobüs durağı bana tekrar mutluluk veriyor.

Hiçbir şey hissetmiyorum. Adamın nefesi ensemde! Neden bu kadar bekliyor. Neden bekliyor? Tutup bir köşeye çekebilir beni. Aklımdan türlü türlü düşünceler geçiyor. Umut ediyorum. Belki bir tanıdıktır. Belki de bir tanıdığına benzeten bir adam. Emin olamamıştır. Çekiniyordur, yanlış kişiyi rahatsız etmekten. O yüzden bu kadar yaklaşmıştır, bana. Salt emin olabilmek için…

Sağa döndüm ana yola çıkan bir ara yoldu burası. Hayret ettim. Adam dönmedi benimle. Oysa ben emindim benim için geldiğine. Ne acı şey yanılmak. Hayal kırıklığı ve inancın yitirilişi… Adam da beklemiyordu bu ani dönüşümü, şüphesiz. Zira bir anda donup kaldı. Şaşkınlıktan kıpkırmızı kesildi. Sarardı. Morardı. Renkten renge girdi. O an işi çözdüm. Anlayıverdim. İlerideki çiftin onu göreceğinden korkmuştu. Endişe duymuştu. Muhakkak bir derdi vardı onun çiftle. Kim bilir? Bir ihtimal sevgilisiydi kız veya kız kardeşi. Hiç olmazsa bir arkadaşının sevgilisiydi. Fakat bir şeydi sonuçta, onu ilgilendiren. Bir anlamı olmalıydı bunun! Gerçekten mi?

Anlam neydi? Neden vardı? Benim yolda yürümemin bir sokaktan öbürüne bazen istekle bazen istek dışı girmemde bir anlam saklı mıydı? Öyleyse anlamsız olan neydi? Öyle ya bir anlam varsa bir de anlamsızlık olmalı.  Anlamı bilmiyorsan anlamsızlığı düşün. O yardımcı olur belki sana. Beni buraya sürükleyen neydi? Pekâlâ, bana kim yardım edecek şu an?

Dilimin ucunda bir şey var bir türlü çıkaramadığım!

Nefret ediyorum insanlardan kalabalıktan! Ne anlarlar ki böyle serseri serseri dolaşmaktan. Hava almak istiyorsan evin balkonuna çıksana! Bak, unuttum tabii! Balkonu salona katarlar bu gibiler. Ardından da zevkle övünürler eserleriyle marifetmiş gibi!

Pislik insanlar! Yine biri tükürdü yere.  Biri izmaritini attı yere yine.  Kâh biri bağıra bağıra konuşuyor kâh bir yavaşça yürüyor sokağın orta yerinden.
 Güneş batalı çok oldu. Sokak lambalarının çalışanları birer ikişer yandı güneşin ardından. Ölgün ışıklarıyla aydınlık vermeye çabaladılar, kentin sokaklarına. Karanlık sokuldu şehre,  sokaklara. Amma ve lâkin insanlar hâlâ yollarda.  Ne var bu yollarda, bu sokaklarda benim anlamadığım? Ne insanı sokaklara çeken yollara sürükleyen? Ve fakat ben de sokaktayım. Şimdi daha iyi anladım, rüzgâr efendi iliklerime kırbaç vurunca. Beynimin emrine neden uydum. İlikledim paltomun önünü. Yakasını da kaldırdım. Elimi soktum cebine. Gel hadi ey görünmez düşman!

İnsanlardan sıyrılmanın vakti geldi.  İleriden deniz yoluna sapacağım.  Beni orada bulan olursa artık aramam başka bir yer! Esareti kabul eder, bileğimi uzatırım. O zaman…

Belki de bu şekilde birine ait olmuş olurum.  Şehre, sokaklara, yollara, rüzgâra ve hatta insanoğluna bile…                    

Nasıl biri olurum? Sorumluluklarım olur mu mesela?  Veya kabullenişlerim? Hiç isyan eder miyim bir gün? Bunu ancak geldiği gün anlarım.

Hüsran kokuyor deniz. Kimsesizliğin, yalnızlığın düşünürlüğü arkadaşı ile… Kimsecikler yok deniz yolunda. Çok sert esiyor burada rüzgâr efendi. Yağmur çiselemeye başladı bile beklenmedik…

Yağmurun ilk damlalarını yiyenlerden misiniz siz de? Ben onlardanım. Yağmur hep önce bana yağar ve en son benden gider.

Bir bank gördüm Oturmam gerek sanırım, yağmur tam başlamadan önce. Yoksa ıslak banka oturulabilir mi? 

Neden bu hikâyede hiç araba geçmedi? Korna sesleri ya da egzoz dumanları hiç yoktu. Bir ben mi fark etmedim bunları? Alıştık değil mi? Neye, neden, niçin, bilmeden! Fakat ben hiç araba görmedim! Ne korna sesleri duydum ne de egzoz dumanını kokladım. İnanın vallahi yoktu araba!

Neden bu kadar uzun yaparlar bu bankları? Yalnızlığımızı daha fazla hissettirmek için mi?  Âşıkların beraber oturup denizi seyretmesi için mi? Hiçbir zaman anlayamadım, kimsesiz denizin insanlara neden mutluluk verdiğini? Kendi yalnızlığımızı, kimsesizliğimizi ve anlaşılamayışımızı unutturduğu için mi? Yalnız yalnızlık çekenin kendimiz olmadığını bize hatırlattığı için mi? Fakat bunların hangisi mutlu eder insanı? Mutlu edilebilir mi ki mutlu insan(!) ?

Karanlık görünüyor ufukta. Deniz, kadar esrar dolu… Komşu rüzgâr artık beni kovmaya çalışmıyor. Aldırdığı yok bana.

Bu deniz hep keder vermiştir bana. Bilmem. Neden?

Daldım, düşüncelere bir deniz damlasında. Hayal kurmaya gerek yok sadece hisset gerçeği tüm çıplaklığıyla. Anlatır sana düşünmemen gerekenleri.

Dilimin ucunda bir şey var, Bir türlü çıkaramadığım. Sahi… Ben size bir hikâye anlatacaktım! 

Eyüp Saka

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.