Mısraların Sesi: Yalan

Bugün hava güzel. Mevsim ilkbahar. Doğa yeniden doğuyor. Kuşlar cıvıldıyor. Pencereden dağları karlı Erzincan’ı görebiliyorum. İnsanın içinden gezip dolaşmak geliyor. Gençlik heyecanı. Kanın kaynıyor, duramıyorsun yerinde. Yarını bırak bir sonraki anını düşünmüyorsun. Ne güzel şey, dertleri düşünmemek! Derdi tasayı bir kenara fırlatıp yaşamak. Doyasıya, düşünmeden yaşamak… Yaşamak ne güzel şey!  Endişesiz, telaşsız, kaygısız yaşayabilmek… Dertsiz başım ne mutlu sana.

 Dertsiz demişken henüz, siz hiç dertsiz insan gördünüz mü? Ben görmedim.  Gördüm ve fakat görmedim. Kimi dertli olmasa da dertliyim der kimi dertsiz başına dert örer. O kadar alışmışız ki derde yapamıyoruz dertsiz, durduk yere dert üretiyoruz. Aman başım dertsiz kalmasın. Dertlenivermeliyim hemencecik yoksa başım derde girer.

 Gülümsetebildim mi sizi? Bir şeyleri attırabildim mi mesela kafanızdan? Bunun için uğraşıyordum. Becerebildim mi?  Bana bakın! Ben hiç dert edinmiyorum. Ne gereği var? Onu besle büyüt sonra… Ne olacak sonra senin başına dert açacak.

 Tamam, tamam, sinirlenmeyin canım. Son veriyorum bu dertli konuşmama. Uzanıyorum, bir ağacın gölgeli gölgesine. Karşımda ufka kadar deniz…  Elimde kalem ve kâğıt, yazıyorum, içimdekileri, gördüklerimi. Acaba diyorum şu ufkun ötesinde ne saklı? İki mavinin birleştiği nokta… Gökyüzüne bakıyorum, elimi siper ederek. Çırılçıplak. Yalnız güneş sultan hüküm sürüyor. İleride sıska bir ağacın altında gölgelik, bana tanıdık geliyor? Gitmek için ayaklanıyorum…

Yeter! Yeter bu kadar palavra. Sen hiçbir yere gitmiyorsun. Gömülmüşsün, eskimiş koltuğuna, uyduruyorsun her şeyi! Bari mevsimi doğru tuttur.

-Kimsin sen?

-Ben senin yazdığın mısraların sesiyim.

-Kim, kim?

Anlayamadın değil mi, ihtiyar? O kadar yalandan sonra akıl almıyor bazı şeyleri.

-Neysen ne! Çekil git satırlarımdan! Okuyucumla arama girme!

-Hangi okuyucudan bahsediyorsun sen? Bu satırları okuyanlar mı? Bunları kimse okumuyor!

-Ne diyorsun sen? Ben yazarım. Ülkenin en önemli yazarlarından hem…

– Bak yine başladın atıp tutmaya. Ama beni kanıramazsın! Ben senin yazdıklarının, kaleminin, kâğıdının sesiyim. Dile geldim konuşuyorum, seninle. Aç artık tüm gizli kalmış dertlerini.

-Anlatamam!

-Ses ver, mısraların sesine. Onların senin için dediklerini dinle!

(Yalancı)

-Hayır! Ben yalancı değilim! Pekâlâ, her sözüm doğru olmuyor, bu doğru. Ama ben bir insanım ne de olsa. Yaparım, hatalar, söylerim yalanlar, işlerim suçlar.

– Bırak, bunları ihtiyar! Bunlar senin yaptıklarını değiştirmez. İnsanmış! Ne insanlar gördü bu mısralar, kabahatlerini bahanelerle örtmeye çabalayanın bir tek kendin olduğunu mu sandın? Ne yazık! Çabalamayı bırak ihtiyar, çıkar şu maskeni konuşalım doğruları…

(İhtiyar daha fazla yazmadı. Bu şekilde mısraları susturabileceğine inandı. Duyuyor musunuz? Mısralar fısıldıyor satırlara yazanlara…)

Eyüp Saka

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.